Hiçbir Zaman O Zalim Kaynana Olmayacağım: Bir Annenin İçsel Savaşı
“Emre, neden bu kadar geç kaldınız? Sofra soğudu!” diye seslendim mutfağın kapısından. İçimde bir huzursuzluk, elimde çay tepsisiyle titreyen parmaklarım… Oğlumun yanında Elif’i ilk kez göreceğim bugün. Kalbim, yıllardır sakladığım bir korkuyla çarpıyor: Ya ben de o meşhur, dilden dile dolaşan zalim kaynanalardan biri olursam?
Emre kapıdan içeri girdiğinde gözleri parlıyordu. Yanındaki genç kız ise utangaç bir tebessümle bana bakıyordu. “Anne, Elif’le tanışmanı çok istedim,” dedi Emre. Elif başını hafifçe eğdi, “Merhaba Ayşe Hanım, sizi çok duydum,” dedi kısık bir sesle. O an içimden geçenleri anlatamam; hem oğlumun mutluluğu için sevinç, hem de yerini kaybetmekten korkan bir annenin kıskançlığı…
Sofraya oturduk. Elif’in elleri titriyordu, çatalı tutarken bile belli oluyordu. Ben ise her zamanki gibi misafirperver olmaya çalıştım: “Elifciğim, dolmayı sever misin? Ben Emre küçükken hep yapardım.” Elif gözlerini kaçırdı, “Çok severim ama annem gibi yapamam sanırım,” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı; oğlumun hayatında artık başka bir kadın daha olacak ve ben onun ilk kadını olmaktan çıkacağım.
O gece Emre’yle mutfakta baş başa kaldık. “Anne, Elif’i sevdin mi?” diye sordu çekinerek. Yutkundum. “Oğlum, önemli olan senin mutlu olman,” dedim ama sesim titriyordu. Emre gözlerimin içine baktı: “Anne, senin onayını almak benim için çok önemli.”
Gece boyunca uyuyamadım. Kendi annemi düşündüm; babamı kaybettiğimizde nasıl güçlü durduğunu, bana ve kardeşlerime nasıl kol kanat gerdiğini… Annem de benim evliliğimde kayınvalidemle yaşadığım zorlukları hep dinlerdi. “Kızım,” derdi, “Bir gün sen de kaynana olacaksın, unutma; gelin de bir annenin evladı.”
Ama işte şimdi o gün gelmişti ve ben annemin nasihatlerini hatırlamama rağmen içimdeki kıskançlığı bastıramıyordum. Ertesi gün komşum Şengül Hanım’a dert yandım: “Şengül abla, ben bu duyguyla nasıl baş edeceğim? Oğlumun hayatında ikinci plana düşmekten korkuyorum.” Şengül abla gülümsedi: “Ayşe, oğlun büyüdü, kendi yuvasını kuracak. Sen ona sevgini verirsen, yerin hep ayrı olur.”
Düğün hazırlıkları başladığında işler iyice karıştı. Elif’in annesi Fatma Hanım’la ilk kez karşılaştık. Masada otururken Fatma Hanım sürekli kendi geleneklerinden bahsediyor, her şeye karışıyordu. “Bizde kına gecesi şöyle olur, gelin bohçası böyle hazırlanır…” Ben ise suskun kaldım; içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışıyordum. Eve dönerken Emre’ye patladım: “Her şeye onlar karar veriyor! Benim hiç söz hakkım yok mu?” Emre başını eğdi: “Anne, lütfen kavga çıkmasın. Elif de çok üzülüyor.”
Bir akşam Elif’le yalnız kaldık. Sessizce çay içerken bana döndü: “Ayşe Hanım, sizi üzmek istemem ama bazen kendimi bu aileye ait hissedemiyorum.” Gözlerim doldu. “Kızım,” dedim ilk kez ona böyle hitap ederek, “Ben de alışmaya çalışıyorum. Sen de benim için yenisin ama birlikte öğreneceğiz.” Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü: “Benim annem hep baskıcıydı, sizinle daha yakın olmak istiyorum.” O an aramızda görünmez bir bağ oluştu.
Düğün günü geldiğinde herkes telaş içindeydi. Ben ise köşede sessizce oturup olan biteni izliyordum. Emre yanıma geldi: “Anne, iyi misin?” Gözlerim doldu: “Seni başka bir kadına emanet ediyorum gibi hissediyorum.” Emre ellerimi tuttu: “Sen benim annemsin, kimse senin yerini alamaz.”
Düğünden sonra ilk bayramda Elif ve Emre bize geldiler. Sofrada herkes gülüp eğlenirken Fatma Hanım yine her şeye karışıyordu. Bir ara Elif’in gözleriyle bana yardım çağrısı gönderdiğini hissettim. O an karar verdim; ben asla oğlumun ve gelinimin mutluluğuna gölge olmayacaktım.
Bir gün Elif bana sarıldı: “Ayşe anne, iyi ki varsınız. Sizin gibi bir kaynanam olduğu için çok şanslıyım.” O an yıllardır içimde biriktirdiğim tüm korkular eridi gitti.
Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Bir anne olarak oğlumu paylaşmayı öğrenmek neden bu kadar zor? Ya siz olsaydınız; sevdiğiniz birini başka birine emanet etmeye hazır olur muydunuz? Lütfen düşüncelerinizi benimle paylaşın.