Gelinim Beni Evlerine Çağırmaz Oldu: Bir Anne Yüreğinin Sessiz Çığlığı

“Anne, lütfen bu kadar sık gelme artık. Biraz kendi düzenimizi kurmak istiyoruz.”

O an, sanki içimde bir şey kırıldı. Oğlumun evlendiği ilk yıl, her hafta sonu ellerim dolu dolu onların kapısını çalardım. Bazen börek, bazen zeytinyağlı sarma… Her seferinde gelinim Elif’in yüzünde bir tebessüm görürdüm. “Ayşe Hanım, ellerinize sağlık, yine harikalar yaratmışsınız!” derdi. Ben de içten içe gururlanırdım; oğlumun evi sıcak, mutfağı bereketli olsun isterdim. Ama işte şimdi, Elif’in sesi telefonda titrek ve mesafeli…

Oğlum Murat ise araya girmeye çalıştı: “Anne, yanlış anlama ne olur. Elif biraz yoruldu, evde kendi düzenimizi oturtmak istiyoruz.”

Kendi düzenleri… Ben neydim peki? Yıllarca oğlumu tek başıma büyüttüm. Eşim vefat ettiğinde Murat daha on yaşındaydı. Hem anne hem baba oldum ona. Şimdi ise, hayatının merkezinden bir kenara itilmiş gibiydim.

O günden sonra evlerine gitmedim. Her hafta sonu elimde poşetlerle kapılarını çalmak yerine, pencereden dışarı bakıp iç geçirdim. Komşular bile fark etti değişikliği. “Ayşe Abla, hayırdır, torun sevmeye gitmiyor musun artık?” diye sordular. Ne diyebilirdim ki? “Gelinim istemiyor,” demek ağır gelirdi.

Bir akşamüstü, eski fotoğraflara bakarken gözlerim doldu. Murat’ın ilkokul mezuniyetinde çekilmiş bir kare… Yanımda kocaman gülümsemiş. O zamanlar bana ne kadar bağlıydı. Şimdi ise aramızda görünmez duvarlar var sanki.

Aradan aylar geçti. Elif’ten ne bir davet, ne bir telefon… Sadece bayramlarda kısa mesajlar. Murat da işten güçten fırsat bulup arasa da, sesinde bir mesafe vardı. Torunum Defne doğduktan sonra bile sadece hastanede birkaç dakika görebildim onu.

Bir gece ansızın telefonum çaldı. Ekranda Elif’in adı yazıyordu. Şaşkınlıkla açtım:

“Alo?”

“Anne… Şey… Ayşe Hanım… Çok özür dilerim bu saatte rahatsız ediyorum ama… Murat hastanede, Defne de ateşlendi. Ne yapacağımı bilmiyorum, çok korkuyorum…”

O an tüm kırgınlığımı unuttum. Hemen üstüme bir şeyler alıp taksiye atladım. Elif kapıyı açtığında gözleri kan çanağı gibiydi; belli ki saatlerdir ağlıyordu.

“Gel kızım, sakin ol,” dedim ve Defne’yi kucağıma aldım. Küçük bedeni yanıyordu adeta. Hemen ılık suyla kompres yaptım, ateş düşürücü verdim. Elif bir köşede çaresizce izliyordu.

“Bunu nasıl biliyorsunuz?” diye sordu titrek bir sesle.

“Annelik böyle bir şey kızım,” dedim. “Yıllarca Murat’ı da böyle büyüttüm.”

O gece Defne’nin ateşi düştü. Elif sabaha kadar başucumda oturdu.

“Beni affedin Ayşe Hanım,” dedi sessizce. “Kendimi ispat etmeye çalışırken sizi kırdım galiba.”

İçimdeki buzlar o an eridi sanki. “Ben sadece yardımcı olmak istemiştim,” dedim. “Ama bazen fazla olmak da zarar veriyor demek ki…”

Sabah Murat hastaneden döndü. Beni görünce şaşırdı ama gözlerinde minnet vardı.

O günden sonra ilişkimiz değişti. Elif bana daha çok danışır oldu; bazen yemek tarifleri için, bazen Defne’nin hastalıkları için… Ama ben de öğrendim: Her zaman hayatlarının merkezinde olamam; bazen geri çekilmek de sevgidendir.

Yine de bazen düşünüyorum: Bir anne ne zaman kenara çekilmeli? Fedakarlıklarımızın karşılığı sadece sessizlik mi olmalı? Siz olsanız ne yapardınız?