Kızımın Kendi Yolunu Seçmesi: Bir Anne Yüreğinin Sınavı
“Anne, lütfen kapıyı açar mısın? Lütfen…”
Gece yarısıydı. Eşim Mehmet çoktan uyumuştu. O an, kapının önünde titreyen sesiyle kızım Elif’i duyduğumda, yüreğim yerinden fırlayacak sandım. Oysa ne bekliyordum ki? Yıllardır şehirde, eşiyle ve iki çocuğuyla yaşayan Elif’in bu saatte kasabamıza gelmesi için ya çok büyük bir mutluluk ya da tarifsiz bir acı gerekirdi. Kapıyı açtığımda gözleri kıpkırmızıydı, elleri titriyordu. Yanında bir valiz vardı.
“Elif, ne oldu kızım? Bir şey mi oldu çocuklara?”
“Hayır anne… Sadece… Ben artık orada kalamayacağım.”
O an, içimdeki korku yerini endişeye bıraktı. Elif’i içeri aldım, mutfağa geçtik. Mehmet’in uyanmasını istemedim; çünkü onun tepkisinden korkuyordum. Elif sandalyeye oturdu, başını ellerinin arasına aldı. Bir süre sessizce ağladı. Ben de yanına oturup saçlarını okşadım.
“Anne, ben boşanmak istiyorum.”
Bu cümleyle birlikte sanki evimizin duvarları üstüme yıkıldı. Bizim kasabada boşanmak hâlâ ayıp sayılırdı. Hele ki Elif gibi genç yaşta evlenmiş, iki çocuk annesi biri için… O an ne diyeceğimi bilemedim. Sadece elini tuttum.
“Baban duymasın şimdilik,” dedim fısıltıyla. “Biraz dinlen, sabah konuşuruz.”
Ama sabah olduğunda işler daha da karıştı. Mehmet, Elif’i salonda görünce şaşırdı.
“Hayırdır kızım, gece gece ne işin var burada?”
Elif gözlerini kaçırdı. Ben araya girdim:
“Biraz dinlenmeye gelmiş, şehir çok yorucuymuş.”
Ama Mehmet kolay ikna olacak biri değildi. Kahvaltıda Elif’in yüzündeki şişlikleri fark etti.
“Elif, doğruyu söyle. Bir sorun mu var?”
Elif gözyaşlarını tutamadı:
“Baba, ben artık evliliğimi sürdüremiyorum.”
Mehmet’in yüzü bir anda karardı. Kaşı çatıldı, sesi yükseldi:
“Ne demek sürdüremiyorum? İki çocuk annesisin sen! Her evlilikte sorun olur. Senin yerinde olmak isteyen binlerce kadın var!”
Elif başını eğdi. Ben ise arada kalmıştım; bir yanda kızımın acısı, diğer yanda eşimin öfkesi ve kasabanın dedikodusu…
O gün akşamüstü komşumuz Ayşe Hanım uğradı. Elif’i görünce şaşırdı:
“Elif kızım hoş geldin! Hayırdır, çocuklar nerede?”
Elif cevap veremedi. Ben hemen lafa girdim:
“Çocuklar babalarında kaldı, Elif biraz dinlenmeye geldi.”
Ayşe Hanım’ın bakışlarından her şeyi anladığını hissettim. Kasabada hiçbir sır uzun süre saklı kalmazdı.
O gece Elif’le uzun uzun konuştuk. Eşi Cem’in yıllardır ilgisizliğinden, zaman zaman şiddete varan tartışmalarından bahsetti. “Çocuklar için katlandım anne,” dedi. “Ama artık dayanamıyorum.”
İçim parçalandı. Kendi gençliğim geldi aklıma; ben de Mehmet’le evlendiğimde çok zorlanmıştım ama hiç sesimi çıkaramamıştım. Bizim kuşağımızda kadınlar susardı; şimdi ise kızım konuşuyordu. Ama konuşmak çözüm müydü? Yoksa daha büyük fırtınalara mı yol açacaktı?
Ertesi gün Mehmet, kasabanın kahvesine gittiğinde olanlar oldu. Akşam eve döndüğünde yüzü kıpkırmızıydı.
“Herkes konuşuyor!” diye bağırdı bana. “Kızının evi terk ettiğini duymayan kalmamış! Ne yapacağız şimdi?”
Elif odasına kapanırken ben de mutfağa geçip ağladım. Bir anne olarak kızımı korumak istiyordum ama kasabanın baskısı, eşimin öfkesi arasında eziliyordum.
Günler böyle geçti. Elif kasabada kalmaya devam ettikçe dedikodular arttı. Mahallede yürürken kadınlar fısıldaşıyor, bazıları yüzüme bile bakmıyordu. Markete gittiğimde kasiyer kız bile gözlerini kaçırıyordu.
Bir akşam Elif’le birlikte çay içerken bana döndü:
“Anne, ben kendi evimi tutmak istiyorum. Çocuklarımı yanıma almak istiyorum. Ama herkes bana karşı… Sen bile bazen bana inanmaz gibi bakıyorsun.”
Gözlerim doldu.
“Elif’im,” dedim, “Ben sana inanıyorum ama korkuyorum… Hem senin için hem de torunlarım için… Bu kasabada kadınlar kolay kolay kendi ayakları üzerinde duramazlar.”
Elif başını dik tuttu:
“Birinin başlaması lazım anne! Ben çocuklarıma başka bir hayat göstermek istiyorum.”
O an hem gurur duydum hem de korktum. Kızım cesurdu ama yolun sonu nereye varacaktı?
Mehmet ise her geçen gün daha da içine kapanıyordu. Akşam yemeklerinde tek kelime etmiyor, bazen Elif’e bakmıyor bile… Bir gün dayanamadım:
“Mehmet, bu senin de kızın! Onu yalnız bırakma!”
Mehmet gözlerini kaçırdı:
“Ben de isterdim her şey yolunda olsun… Ama bu kasabada insanlar acımazlar Fatma! Hem kendimize hem ona yazık ediyoruz.”
O gece Elif’in odasına girdim. Yatakta sessizce ağlıyordu.
“Kızım,” dedim, “Senin yanında olacağım. Ne olursa olsun…”
Elif sarıldı bana:
“Anne, ben sadece mutlu olmak istiyorum.”
Aylar geçti… Elif sonunda kasabada küçük bir ev tuttu ve çocuklarını yanına aldı. Cem ise şehirde kalmaya devam etti; arada çocukları görmek için geliyordu ama aralarındaki soğukluk hiç bitmedi.
Kasaba halkı hâlâ konuşuyor; bazıları Elif’i cesaretinden dolayı takdir ediyor, bazıları ise onu ayıplıyor.
Ben ise her gece dua ediyorum: “Allah’ım, kızımı koru…”
Şimdi bazen pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Bir anne olarak doğru olanı mı yaptım? Kızımı destekleyerek ona iyilik mi ettim yoksa daha fazla acı mı çektirdim? Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir annenin sevgisi mi ağır basmalı yoksa toplumun kuralları mı?