Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Elif’in Hayat Kroniği
“Nereye gidiyorsun Elif?!”
Kucağımda altı aylık oğlum Emir, gece yarısı titreyen ellerimle kapının kolunu kavrarken, arkamdan gelen bu boğuk sesle donup kaldım. Eşim Murat’ın gözleri yine kan çanağına dönmüştü; içki kokusu evin her köşesine sinmişti. Annemin bana çocukken öğrettiği dua dilimin ucunda, ama sesim çıkmıyor. Sadece Emir’in minik nefes alışlarını duyuyorum. “Bırak gideyim Murat, lütfen. Sadece bu gece…”
Murat bir adım daha yaklaştı, sesi daha da yükseldi: “Oğlumu da mı götüreceksin? Sen bensiz hiçbir şeysin Elif!”
O an, içimde bir şeyler koptu. Annemin evine sığınmak için çıktığım bu yolculukta, ilk defa kendimi bu kadar yalnız hissettim. Annem kapıyı açtığında gözlerindeki korku ve endişe hâlâ aklımda. “Kızım, ne oldu yine?” dedi, ama cevabım yoktu. Sadece ağladım. Emir’i annemin kucağına bıraktım ve mutfağa geçip yere çöktüm. O gece uyuyamadım; Murat’ın arka arkaya gelen mesajları, aramaları… “Dönmezsen seni bulurum! Oğlumu alırım!”
İlk kaçışım buydu. Ama ertesi sabah babamın yüzündeki öfkeyi görünce, annemin sessizce gözyaşı döktüğünü fark edince, bir kez daha utandım. “Kızım, yuvanı yıkma. Her evde olur böyle şeyler,” dedi babam. Annem ise sadece sarıldı bana, “Sen bilirsin,” dedi fısıltıyla. Ama o fısıltıda bile korku vardı.
İki hafta sonra Murat geldi, elinde çiçeklerle. “Söz veriyorum Elif, bir daha asla içmeyeceğim. Oğlumuz için… Senin için…” Gözlerinde pişmanlık vardı, ama içimdeki korku daha baskındı. Yine de döndüm. Çünkü Emir’in babasız büyümesini istemedim. Çünkü toplumun bana bakışını kaldıramadım. Çünkü annem de yıllarca babamın öfkesine katlanmıştı; bana da sabretmek düşerdi.
Ama Murat değişmedi. Her seferinde biraz daha fazla içti, biraz daha fazla bağırdı. Bazen eşyaları kırdı, bazen kapıları yumrukladı. Bir gece Emir’in ağlamasına sinirlenip oyuncaklarını camdan aşağı attığında, içimdeki umut tamamen söndü.
İkinci kaçışım daha sessiz oldu. Bir gece Emir’i giydirip sırtıma aldım, taksiyle kadın sığınma evine gittim. Orada başka kadınlarla tanıştım; hepsinin hikâyesi birbirine benziyordu. Kimisi çocuklarıyla gelmişti, kimisi tek başına. Hepimiz aynı korkuyu taşıyorduk: Ya geri dönersek?
Ama Türkiye’de kadın olmak kolay değildi. Sığınma evinde geçen günlerde iş bulmaya çalıştım; temizlik yaptım, bulaşık yıkadım. Her gün Murat’ın beni bulmasından korktum. Bir gün sığınma evinin kapısında beklerken gördüm onu; göz göze geldik. O an kalbim duracak sandım.
Murat pes etmedi. Annemi tehdit etti, babamı aradı: “Kızınızı bana verin! Oğlumu görmek istiyorum!” Babam ilk kez bana sahip çıktı: “Elif dönmeyecek!” dedi telefonda. Ama annem hâlâ arada kalmıştı: “Kızım, oğlunun babası… Belki değişir…”
Oğlum Emir her gece bana sarılıp “Anne, babam nerede?” diye sorduğunda ne diyeceğimi bilemedim. “Baban seni çok seviyor,” dedim sadece. Ama içimdeki öfke büyüdü; neden ben? Neden her kadın gibi mutlu bir ailem olamadı? Neden toplumda kadınlar hep susmak zorunda?
Bir gün işyerinde patronum Ayşe Hanım yanıma geldi: “Elif, güçlü bir kadınsın. Kendi ayaklarının üzerinde durabilirsin.” O an ilk defa kendime inandım. Kendi evimi tuttum; küçük bir oda, eski bir kanepe ama huzurlu bir yuva.
Murat pes etmedi; mahkemeye verdi beni, velayet davası açtı. Duruşmada hâkim bana sordu: “Neden eşinizden ayrılmak istiyorsunuz?” Ellerim titredi, sesim kısıldı: “Çünkü oğlumun huzurlu bir evde büyümesini istiyorum.” Murat ise ağladı: “Ben onları çok seviyorum! Elif beni affetsin!”
Mahkeme sonunda velayeti bana verdi ama Murat’ın tehditleri bitmedi. Bir gece eve dönerken apartmanın önünde bekliyordu: “Elif, sensiz yaşayamam! Dön ne olur!” Gözlerinde hem çaresizlik hem öfke vardı.
O an ona baktım ve dedim ki: “Ben artık kendim için yaşıyorum Murat. Oğlum için yaşıyorum. Senin gölgen olmaktan yoruldum.” Murat yere çöktü, ağladı. Ben ise ilk defa özgür hissettim.
Şimdi yeni bir hayat kuruyorum; oğlumla birlikte küçük mutluluklar biriktiriyoruz. Bazen geceleri hâlâ korkuyla uyanıyorum; ama artık biliyorum ki yalnız değilim.
Peki sizce, bir kadın ne zaman gerçekten özgür olur? Toplumun baskısı mı yoksa kendi korkularımız mı bizi zincirliyor? Yorumlarınızı merak ediyorum.