İnatçı Anneler: Bir Evliliğin Gölgesinde

“Elif, bak kızım, ben sana baştan söyleyeyim: O kadınla fazla samimi olma. Herkes kendi yerini bilecek.” Annemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, annemle kayınvalidemin arasında kalacağımı hissettim. Oysa daha dün, nikah salonunda herkes mutluydu. Annem, gözyaşlarını gizlemeye çalışırken bana sarılmış, “Kızım, mutlu ol yeter,” demişti. Kayınvalidem Gülten Hanım ise beni öyle bir öpmüştü ki, sanki yıllardır kendi kızıymışım gibi.

Ama gerçek hayat, nikah salonundaki gülümsemelerden ibaret değildi. Evliliğimizin ilk haftasında, annemle Gülten Hanım’ın arasındaki soğuk savaş başladı. Her şey küçük bir ayrıntıyla patlak verdi: Annem, düğün sonrası evimize ilk gelenin kendisi olması gerektiğini düşünüyordu. Gülten Hanım ise “Oğlumun evine ilk ben giderim,” diyerek rest çekmişti. Ben ve eşim Murat, iki ateş arasında kalmıştık.

Bir sabah, Murat’la kahvaltı yaparken telefonum çaldı. Annemdi. “Elif, bugün geleceğim. Şu yeni aldığınız halıyı bir göreyim dedim.” Daha telefonu kapatmadan kapı çaldı. Açtığımda karşımda Gülten Hanım’ı buldum. Elinde poğaça tepsisiyle gülümseyerek, “Kızım, oğlumun sevdiği poğaçadan getirdim,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. İki kadın da evdeydi ve ben ortada kaldım.

Mutfakta annemle kayınvalidem yan yana oturuyordu. Annem göz ucuyla Gülten Hanım’ın getirdiği poğaçalara bakıp, “Bizim Elif’in elleri de maharetlidir ama işte, herkesin damak tadı farklı,” dedi. Gülten Hanım ise gülümseyip, “Tabii tabii, Elif de güzel yapar ama Murat çocukluğundan beri benim poğaçamı ister,” diye karşılık verdi. O an Murat’ın yüzüne baktım; gözleri yerdeydi.

O günün akşamı Murat’la tartıştık. “Sen neden annene bir şey demiyorsun?” dedim. “Elif, annem yaşlı kadın, kırmak istemiyorum,” dedi. “Peki ya benim annem? O da kırılıyor!” diye bağırdım. O gece ilk defa ayrı odalarda yattık.

Günler geçtikçe iki aile arasındaki gerilim arttı. Bayramda kimin evine önce gidileceği bile sorun oldu. Annem, “Kızımın evi öncelikli,” derken; Gülten Hanım, “Oğlumun ailesiyle başlar bayram,” diye diretti. Herkesin gözü önünde çekişmeler yaşanıyordu. Bir gün annem bana, “Bak kızım, senin mutluluğun için uğraşıyorum ama o kadın seni ezdiriyor,” dediğinde içimden ağlamak geldi. Kayınvalidem ise Murat’a sürekli, “Elif’in annesi çok karışıyor oğlum, evlilik böyle yürümez,” diyordu.

Bir akşam Murat işten geç geldi. Yorgundu ve morali bozuktu. “Elif, bu böyle gitmez,” dedi. “İki annemiz de kendi geçmişlerinin acısını bizden çıkarıyor sanki.” Haklıydı. Annem babamı genç yaşta kaybetmişti; tek başına beni büyütmüştü ve hayatı boyunca kimseye boyun eğmemişti. Gülten Hanım da yıllar önce eşinden ayrılmıştı; oğlunu tek başına büyütmüş ve kimseye muhtaç olmamıştı. İkisi de güçlüydü ama bu güçleri şimdi bizim üzerimizde bir savaşa dönüşmüştü.

Bir gün Murat’la karar verdik: İki aileyi bir araya getirip konuşacaktık. Akşam yemeğine davet ettik ikisini de. Masada sessizlik hakimdi. Ben söze başladım: “Anneciğim, Gülten Hanım… Sizi çok seviyoruz ama bu inatlaşmalar bizi yıpratıyor.” Annem hemen atıldı: “Ben kimseyle inatlaşmıyorum!” Gülten Hanım da geri kalmadı: “Ben de!” Murat araya girdi: “Bakın, biz mutlu olmak istiyoruz ama sizin geçmişinizin yükünü taşımak istemiyoruz.”

O an annemin gözleri doldu. “Ben sadece kızımı korumak istiyorum,” dedi titrek bir sesle. Gülten Hanım ise başını eğdi: “Ben de oğlumu…” Uzun bir sessizlik oldu. Sonra annem bana döndü: “Mutlu musun Elif?” O an boğazım düğümlendi: “Bazen… Ama çoğu zaman arada kalmış hissediyorum.”

O gece herkes kendi evine döndü ama içimde bir umut filizlendi: Belki de ilk defa iki kadın birbirini anlamaya başlamıştı.

Ama hayat kolay değildi. Birkaç hafta sonra annem hastalandı. Hastaneye kaldırdık; yanında ben vardım ama Murat da destek oldu. Gülten Hanım da hastaneye geldi; ilk defa annemin elini tuttu ve “Geçmiş olsun,” dedi. Annem gözlerini kaçırdı ama teşekkür etti.

Annem iyileştiğinde aralarındaki buzlar biraz erimişti ama tam anlamıyla çözülmemişti. Yine de artık birbirlerine laf sokmak yerine daha çok susmayı tercih ediyorlardı.

Evliliğimizin ikinci yılında hamile kaldım. Haberi ilk anneme verdim; gözleri doldu ve bana sarıldı: “Senin çocuğun benim de torunum.” Sonra Gülten Hanım’a söyledik; o da ağladı ve Murat’a sarıldı: “Oğlumun çocuğu…”

Doğumdan sonra iki kadın da torunları için bir araya gelmek zorunda kaldılar. Bazen hâlâ küçük tartışmalar yaşanıyor ama artık birbirlerini anlamaya çalışıyorlar.

Şimdi geriye dönüp bakınca düşünüyorum: Acaba annelerimizin geçmiş yaraları olmasaydı biz daha mutlu olur muyduk? Yoksa her ailede böyle çatışmalar kaçınılmaz mı? Sizce ailede dengeyi bulmak mümkün mü?