Bir Anda Değişen Hayatım: Yabancı Çocuklarla Aynı Çatıda

“Ne demek eve iki çocuk getirdim, Ayşe? Onlar artık bizimle yaşayacaklar.” Murat’ın sesi mutfakta yankılandığında elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllardır süren evliliğimizde ilk defa bu kadar yabancı hissettim kendimi. Karşımda, bana danışmadan, bana sormadan, hayatımıza iki yabancı çocuğu dahil eden bir adam vardı.

“Nasıl yani? Kim bu çocuklar?” dedim, sesim titreyerek. Murat’ın gözlerinde bir kararlılık vardı, ama aynı zamanda bir suçluluk da seziliyordu. “Onlar… Onlar benim amcamın çocukları. Amcam vefat etti, yengem de hastanede. Kimseleri yok. Bir süre bizde kalacaklar.”

O an içimde bir fırtına koptu. Kendi çocuklarımız yoktu; yıllarca tedavi görmüştüm, umutla beklemiştik ama olmamıştı. O boşluğun acısı hâlâ tazeyken, şimdi bir anda iki yabancı çocukla aynı evi paylaşacaktım. Murat’ın bana danışmadan böyle büyük bir karar alması, içimdeki güveni yerle bir etti.

O akşam yemek masasında dört kişiydik. Ben, Murat ve iki küçük çocuk: Zeynep ve Emir. Zeynep on yaşında, Emir ise yedi. Gözleri korku ve utançla doluydu. Onlara acıdım elbette; ama kendi acımı da bastıramıyordum. Murat’ın bana bakışlarında bir özür vardı ama kelimelere dökemiyordu.

Gece boyunca uyuyamadım. Annemi aradım, “Anne, Murat bana sormadan eve iki çocuk getirdi,” dedim. Annem sustu önce, sonra “Kızım, insanlık hali… Belki de bir süreliğine,” dedi. Ama ben biliyordum ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Ertesi gün işten eve döndüğümde Zeynep mutfakta ağlıyordu. Yanına oturdum, “Ne oldu canım?” dedim. “Annem nerede?” diye sordu titrek bir sesle. Sarıldım ona, içim parçalandı. O an anladım ki bu çocuklar da benim kadar yalnızdı bu evde.

Ama Murat’la aramızdaki mesafe her geçen gün büyüdü. Akşamları konuşmaz olduk. Benim içimdeki öfke ve kırgınlık büyürken, Murat kendini çocuklara adadı. Bir akşam dayanamadım:

“Murat, bana neden danışmadın? Neden birlikte karar vermedik?”

“Zaman yoktu Ayşe! Çocuklar ortada kalacaktı. Senin de insanlığından şüphem yoktu,” dedi.

“Ben insan değil miyim? Benim duygularım yok mu? Kendi evimde yabancı gibi hissediyorum!” diye bağırdım.

O gece ilk defa ayrı odalarda yattık. Sabah kahvaltısında Zeynep ve Emir sessizdi; ben ise gözlerimi şişmiş halde saklamaya çalışıyordum.

Günler geçtikçe evdeki huzur tamamen kayboldu. Kendi evimde adeta misafir gibiydim. Çocukların ihtiyaçlarıyla ilgilenmeye çalıştım ama içimdeki kırgınlık buna engel oluyordu. Bir gün işten döndüğümde Emir’in okuldan atıldığını öğrendim; kavga etmişti. Müdürle konuşmaya ben gittim çünkü Murat işteydi. Müdür hanım bana “Çocuk çok travma yaşamış belli ki,” dedi.

O an Emir’in gözlerindeki korkuyu gördüm; bana sarıldı ve “Teyze, beni bırakma,” dedi. İçim parçalandı ama aynı zamanda kendime kızdım: Neden bu kadar bencildim? Ama sonra düşündüm: Benim de hayallerim vardı, ben de mutlu olmak istiyordum.

Bir akşam annem aradı: “Kızım, Murat’la konuşun, belki bir çözüm bulursunuz.” Ama Murat’la konuşmak imkansızdı artık; o sadece çocukları düşünüyordu.

Bir gece mutfakta otururken Zeynep yanıma geldi: “Teyze, annem iyileşecek mi?” Gözlerim doldu; ne diyeceğimi bilemedim. “İnşallah canım,” dedim ama içimde bir boşluk vardı.

O gece kararımı verdim: Gidecektim. Sabah Murat’a söyledim:

“Ben artık bu evde kalamayacağım Murat. Kendimi kaybettim, kendi hayatımı unuttum.”

Murat başını öne eğdi: “Biliyorum Ayşe… Ama ben de başka türlü yapamazdım.”

Eşyalarımı topladım, annemin evine gittim. Annem sarıldı bana: “Kızım bazen insan en sevdiklerinden vazgeçmek zorunda kalır,” dedi.

Şimdi annemin evinde yalnız başıma oturuyorum ve düşünüyorum: Acaba bencil miydim? Yoksa kendi mutluluğumu korumak mı istedim? Herkes fedakarlık yapmak zorunda mı? Siz olsanız ne yapardınız?