Kendi Evimde Yabancı: Bir Türk Ailesinin Dağılma Hikayesi
“Bu ne rezalet, anne?!” diye bağırdım, anahtarımı kapının arkasında bırakıp salona daldığımda. O anki öfkemin sıcaklığı hâlâ avuçlarımda yanıyor. Kendi evimde, kendi koltuğumda, kardeşim Serkan’ın ayak izleri ve annemin telaşlı bakışları… Her şey üstüme üstüme geliyordu. Oysa ben ve eşim Zeynep, aylarca çalışıp didinip, borç harç bu evi almıştık. Bir haftalığına Antalya’ya tatile gitmiştik; biraz nefes almak, biraz huzur bulmak için. Ama döndüğümüzde evimizde huzurdan eser yoktu.
Serkan, işsizliğin pençesinde, annemin gözünde ise hâlâ “küçük oğlan”. Annem ise her zamanki gibi; bana bir şey danışmadan, “Oğlumun başı dertte, ne yapayım?” diyerek Serkan’ı eve almış. Sanki ben bu evin sahibi değilmişim gibi.
“Anne, bu evin kredisi hâlâ bitmedi! Zeynep’le birlikte her ay boğazımızdan kesiyoruz. Sen nasıl olur da bana sormadan Serkan’ı buraya alırsın?”
Annem gözlerini kaçırdı. “Oğlum, kardeşin işsiz kaldı. Nerede kalsın? Sokağa mı atalım?”
Zeynep mutfağın kapısında sessizce izliyordu bizi. Gözlerinde yorgunluk ve kırgınlık vardı. O da biliyordu; bu ev için nelerden vazgeçtiğimizi, kaç gece uykusuz kaldığımızı…
Serkan ise umursamaz bir tavırla televizyonun sesini açtı. “Abi, büyütme ya. Birkaç gün kalacağım sadece.”
Ama ben biliyordum; birkaç gün asla birkaç gün değildir bizim ailede. Bir kere içeri giren kolay kolay çıkmaz.
O gece Zeynep’le yatakta sırt sırta yattık. O suskunluğunda binlerce kelime vardı. “Burası bizim evimiz değil mi?” dedi kısık bir sesle. “Neden kimse bize sormuyor?”
Cevap veremedim. Çünkü ben de bilmiyordum. Hep annemin gölgesinde büyüdüm; onun istekleri, onun kararları… Babam yıllar önce evi terk ettiğinde annem bizi tek başına büyüttü ama hep Serkan’a daha çok kol kanat gerdi. Ben ise çalışkan çocuk oldum; burs kazandım, üniversiteyi bitirdim, iş buldum… Ama ne zaman kendi hayatımı kurmaya kalksam, annemin gölgesi üzerimdeydi.
Ertesi sabah kahvaltı masasında sessizlik hâkimdi. Annem çay doldururken göz göze geldik. “Oğlum, Serkan’ın işi gücü yok. Senin imkanın var, biraz yardımcı olsan ne olur?”
İçimde bir şeyler koptu o an. “Anne, ben de zor durumdayım! Her ay kredi ödüyorum, Zeynep’in işi de garanti değil. Neden hep benden bekliyorsun? Serkan da çalışsın!”
Serkan sandalyesinde geriye yaslandı. “Abi, iş yok ki! Her yere başvurdum.”
“Her yere başvurdun mu gerçekten? Yoksa annemin kanatları altında rahatına mı bakıyorsun?”
Annem birden ayağa kalktı. “Yeter! Kardeşine böyle konuşamazsın!”
Zeynep’in gözleri doldu. “Biz bu evi birlikte aldık,” dedi titrek bir sesle. “Ama kimse bize sormuyor bile.”
O gün ilk defa anneme karşı sesimi yükselttim. “Bu ev benim ve Zeynep’in! Bizim emeğimizle alındı! Artık kendi hayatımıza karışmanı istemiyoruz!”
Annemin yüzü bembeyaz oldu. “Demek öyle… Demek bana ihtiyacınız yok artık.”
O an içimde hem bir rahatlama hem de büyük bir suçluluk hissettim. Annemi üzmek istemezdim ama artık sınırlarımı korumak zorundaydım.
Serkan iki hafta boyunca evde kaldı. İş aramaya pek de hevesli değildi; sabahları geç kalkıyor, akşamları arkadaşlarıyla dışarı çıkıyordu. Zeynep’in sabrı taştı; bir akşam mutfakta bana fısıldadı: “Ya Serkan gider ya ben.”
O gece Serkan’la ciddi bir konuşma yaptım. “Bak kardeşim,” dedim, “bu evde kalmak istiyorsan bir katkın olmalı. Ya iş bulursun ya da başka bir yere gidersin.”
Serkan suratını astı ama ertesi gün annemi aradı ve ona taşındı. Annem bana küstü; haftalarca aramadı.
Evde sessizlik hâkimdi ama huzur da gelmemişti tam olarak. Zeynep’le aramızda görünmez bir duvar vardı artık; ailemin yüküyle onu da ezmiştim sanki.
Bir akşam işten eve dönerken apartmanın girişinde komşumuz Ayşe Teyze’ye rastladım. “Evlat,” dedi, “annen çok üzgünmüş. Kardeşin de iş bulamamış hâlâ.”
İçimde bir sızı hissettim ama geri adım atmak istemedim. Kendi hayatımı kurmak için yıllarca mücadele etmiştim; neden hep ben fedakârlık yapmalıydım?
Bir gece Zeynep’le otururken gözlerimin içine baktı: “Biz aile olmayı bilmiyoruz galiba,” dedi hüzünle. “Hep bir taraf eksik kalıyor.”
O an düşündüm: Aile olmak ne demekti? Sınır koymak mı, yoksa her şeye rağmen yanında olmak mı? Annem mi haklıydı, ben mi? Ya Zeynep’in hakkı?
Aylar geçti; Serkan başka bir şehirde iş buldu sonunda ama annemle aramızdaki mesafe hiç kapanmadı. Bayramda bile soğukluk vardı sofrada.
Şimdi kendi evimde otururken bazen düşünüyorum: Kendi evinde bile yabancı olmak ne demek? Aile olmak fedakârlık mı yoksa sınır koymak mı? Siz olsanız ne yapardınız?