Doğduğum Gün Bırakıldım: Bir Yetimhanede Büyüyen Çocuğun Sessiz Çığlığı
“Bunu yapmak zorundayız, başka çaremiz yok!” Annemin titreyen sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. Oysa ben o an minicik bir bebekken, annemin gözyaşlarını göremedim, babamın çaresizliğini hissedemedim. Sadece, doğduğum günün sabahında, İstanbul’un soğuk bir hastane odasında, bir hemşirenin kucağında terk edilmiş bir bebek olarak hayata başladım.
Adımı onlar koymadı. Adımı yetimhane müdürü Ayşe Hanım verdi: “Emir.” O günden sonra, kimliğimde yazan bu isimle büyüdüm. Annem ve babam, doğuştan gelen nadir bir genetik hastalığım olduğunu öğrenince, beni bırakıp gitmişler. Onların gözünde ben bir yük, bir utanç kaynağıydım belki de. Ama ben sadece sevilmek isteyen bir çocuktum.
Yetimhanede büyümek kolay değildi. Her sabah uyanınca ilk işim pencereden dışarı bakmak olurdu. Belki annem gelir, belki babam beni almaya gelir diye hayal ederdim. Ama her sabah aynı hayal kırıklığıyla güne başlardım. Ayşe Hanım bana her zaman iyi davrandı, ama onun sevgisi bir annenin yerini tutamazdı.
Çocuklar arasında farklıydım. Hastalığım yüzünden sık sık hastaneye gitmem gerekiyordu. Bazen geceleri nefes almakta zorlanırdım. Diğer çocuklar oyun oynarken ben kenarda otururdum. Onlar bana “hasta Emir” derlerdi. Kimse benimle top oynamak istemezdi. Bir gün, Ali adında bir çocuk yanıma gelip, “Sen neden hep ağlıyorsun?” diye sordu. Cevap veremedim. Çünkü ben de bilmiyordum; belki annemi özlediğim için, belki de kendimi hiç sevilmeyecek biri sandığım için.
Yıllar geçti. Okula başladık. Okulda da durum farklı değildi. Sınıfta öğretmenim bana hep ayrı davranırdı. “Emir hasta, ona dikkat edin,” derdi diğer çocuklara. Oysa ben sadece normal bir çocuk gibi olmak istiyordum. Bir gün teneffüste, Zeynep adında bir kız yanıma gelip, “Senin annen yok mu?” diye sordu. Gözlerim doldu, başımı eğdim. O an anladım ki, insanlar eksikliğimi hemen fark ediyordu.
Yetimhanede bayramlar en zor geçen günlerdi. Diğer çocukların akrabaları gelir, onlara hediyeler getirirdi. Ben ise pencereden dışarı bakar, yolun başında bir çift tanıdık yüz arardım. Ayşe Hanım yanıma gelip saçımı okşardı: “Belki bir gün senin de aileni buluruz Emir.” Ama ben artık umut etmeyi bırakmıştım.
Bir gün yetimhaneye bir aile geldi. Herkes heyecanlıydı; belki beni evlat edinirler diye içimde küçük bir umut yeşerdi. Kadın bana yaklaştı, elimi tuttu: “Nasılsın tatlım?” dedi. Gözlerinin içine baktım; sıcaklık aradım ama bulamadım. Yanındaki adam ise dosyamı inceledi, sonra kadına fısıldadı: “Hastalığı varmış…” Kadının yüzü değişti, elimi bıraktı ve başka bir çocuğa yöneldi. O an içimde bir şeyler koptu.
O gece yatağımda ağladım. “Neden ben?” diye sordum defalarca kendime. Neden doğuştan hasta oldum? Neden annem ve babam beni istemedi? Neden kimse bana şans vermiyor? Cevap yoktu.
Lise yıllarımda içime kapanık biri oldum. Arkadaşlarım yoktu; kitaplara sığındım. Bir gün biyoloji dersinde genetik hastalıkları işlerken öğretmenim bana dönüp, “Senin de böyle bir hastalığın var değil mi Emir?” dedi sınıfın ortasında. Herkes bana döndü, fısıldaşmalar başladı. O an yerin dibine girmek istedim.
Bir gün Ayşe Hanım yanıma geldi: “Emir, biyolojik aileni bulmak ister misin?” dedi. Korktum önce; ya beni yine istemezlerse? Ama merak ağır bastı. Ayşe Hanım’ın yardımıyla annemin izini bulduk. Annem Eskişehir’de yaşıyormuş; yeniden evlenmiş ve iki çocuğu daha olmuş.
Bir sabah Eskişehir’e gittik. Annemin kapısını çaldık; kapıyı açınca göz göze geldik. Beni hemen tanıdı; gözleri doldu ama sarılmadı bana. “Ne istiyorsun?” dedi soğukça. “Sadece neden beni bıraktığını bilmek istiyorum,” dedim titreyen sesimle.
Annem başını eğdi: “Çok gençtim Emir… Babanla paramız yoktu… Hastalığını öğrenince korktuk… Sana iyi bakamayacağımızı düşündük…”
O an içimdeki öfke ve özlem birbirine karıştı. “Ama anne, hiç mi merak etmedin beni? Hiç mi sevmedin?” dedim gözyaşları içinde.
Annem cevap veremedi; sadece ağladı. Sonra kapıyı kapattı yüzüme.
O günden sonra hayatımda yeni bir sayfa açıldı. Annemi affedemedim ama anlamaya çalıştım. Yetimhaneye döndüğümde Ayşe Hanım bana sarıldı: “Sen çok güçlü bir çocuksun Emir,” dedi.
Üniversiteyi kazandığımda yetimhanedeki çocuklara söz verdim: “Bir gün sizin için de bir aile olacağım.” Şimdi sosyal hizmetler okuyorum; benim gibi terk edilen çocuklara umut olmak istiyorum.
Hayat bana hep eksik başladı ama ben eksik kalmamayı seçtim.
Sizce insan affedemediği ailesini sevebilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?