Zaman Değişmez, İnsanlar Değişir: Bir Aile Sınavı
— Derya, senin hiç mi vicdanın kalmadı? Annemizi bana bırakıp gitmek bu kadar kolay mı? — dedim, sesim titreyerek. Gözlerim dolmuştu, ama ağlamamaya çalışıyordum. Derya ise yüzüme bile bakmadan, çantasını omzuna astı.
— Elif, yıllardır annemle ben ilgilendim. Sen İstanbul’da rahat rahat yaşarken, ben burada onun her derdiyle uğraştım. Şimdi sıra sende. Biraz da sen gör bakalım yaşlı bir insanla yaşamak ne demekmiş! — dedi ve kapıyı sertçe çekip çıktı.
O an evdeki sessizlik kulaklarımı sağır etti. Annem odasında, yatağında sessizce yatıyordu. Gözleri tavana dikili, nefes alışverişi ağırdı. O kadar zayıflamıştı ki, çocukluğumdaki güçlü kadın gitmiş, yerine kırılgan bir gölge gelmişti. İçimde bir suçluluk duygusu kabardı; yıllarca iş bahanesiyle uzak kalmıştım ondan. Şimdi ise Derya’nın öfkesiyle baş başaydım.
Küçükken annemle babam kavga ettiğinde hep Derya’nın yanına koşardım. O zamanlar abla-kardeş birbirimize sığınırdık. Ama babam öldükten sonra her şey değişti. Annem içine kapandı, Derya ise ona daha da bağlandı. Ben ise üniversite için İstanbul’a kaçtım. Kaçtım diyorum çünkü o evde nefes almak bile zordu bazen.
Şimdi ise yıllar sonra, annemin bakımını üstlenmek zorunda kalmıştım. Derya’nın bana bıraktığı bir not vardı mutfakta: “İlaçlarını saatinde ver, kahvaltısını hazırlamayı unutma. Gece çok uyanıyor, sabırlı ol.” Notun sonunda bir de eklemişti: “Belki de ilk defa gerçekten sorumluluk alırsın.”
İçimde bir öfke kabardı. Sanki ben hiç sorumluluk almamışım gibi! İstanbul’da tek başıma ayakta kalmak kolay mıydı? Ama annemin yanında olamadığım için suçluydum işte.
O gece annemin başucunda otururken, eski günleri düşündüm. Annem bana masallar anlatırdı; “Zaman değişmez kızım, insanlar değişir,” derdi hep. O zaman anlamazdım bu sözün ağırlığını. Şimdi ise her kelimesi içime işliyordu.
Sabaha karşı annem uyanıp su istedi. Bardakla su verirken elleri titriyordu. “Kızım, Derya nerede?” diye sordu kısık bir sesle.
— Biraz dinlenmeye gitti anneciğim, ben buradayım, merak etme.
Gözleri doldu annemin. “Siz hiç ayrılmayın olur mu? Kardeş kardeşe küsmek iyi değildir,” dedi. O an boğazıma bir yumru oturdu.
Ertesi gün Derya aradı. Telefonda sesi soğuktu:
— Her şey yolunda mı?
— Yolunda… Annem seni sordu.
— Söyle ona yakında uğrarım.
— Derya… Neden bu kadar öfkelisin bana?
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Derya’nın sesi titredi:
— Çünkü hep kaçtın Elif! Her zor durumda ben vardım, sen yoktun. Şimdi de gelip kahramanlık yapmanı izlemek istemiyorum.
— Kahramanlık yapmıyorum Derya… Sadece geç kaldım belki de.
Telefon kapandıktan sonra uzun süre ağladım. Annemin odasına gidip elini tuttum. “Anneciğim, biz neden bu kadar uzaklaştık birbirimizden?” diye fısıldadım.
Annem gözlerini açtı, yorgun bir gülümsemeyle:
— Zaman değişmez kızım… Ama insanlar değişir. Siz de değişin ama birbirinizi bırakmayın…
O hafta boyunca annemin bakımını üstlenmek bana hayatın ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Her gece uykusuz kaldım; bazen sabaha kadar annemin nefesini dinledim. Onunla çocukluğumdan kalan şarkıları söyledik, eski fotoğraflara baktık. Bir gün bana gençliğinde yazdığı bir mektubu verdi:
“Elif’im, hayat bazen bizi ayırır ama kalpten koparmasın diye dua ederim. Kız kardeşinle birbirinize sahip çıkın.”
O mektubu okurken gözyaşlarımı tutamadım. Annem bana bakıp başını okşadı:
— Affetmek zor iştir kızım… Ama affetmeden yaşanmaz.
Bir hafta sonra Derya geldi. Kapıda tereddütle durdu; gözleri şişmişti, belli ki o da ağlamıştı. Annem onu görünce gülümsedi:
— Kızlarım… Gelin yanıma.
Derya ile göz göze geldik; aramızda yılların biriktirdiği kırgınlıklar vardı ama annemin yanında hepsi anlamsızdı o an.
— Elif… Özür dilerim, dedi Derya kısık sesle.
Ben de ona sarıldım:
— Ben de özür dilerim… Keşke daha önce dönebilseydim.
Annem ellerimizi tuttu:
— Zaman değişmez… Ama siz değişin, iyiye değişin.
O günden sonra aramızdaki buzlar yavaş yavaş eridi. Annemin hastalığı ilerlese de artık yalnız değildik; birlikte nöbetleşe bakmaya başladık ona. Kimi zaman tartıştık, kimi zaman güldük ama en önemlisi birbirimizi yeniden bulduk.
Şimdi annemin başucunda otururken düşünüyorum: Acaba kaç aile bizim gibi yıllarca susup kırgınlıklarını büyütüyor? Kaç kardeş birbirine öfkesini anlatamadan uzaklaşıyor? Siz olsanız ne yapardınız? Affetmek mi daha zor, yoksa affedilmeyi beklemek mi?