Derya’nın Sessiz Çığlığı: Aile Borcu ve Kendi Hayatım Arasında Sıkışmak

“Derya, kızım, bankadan aradılar yine. Bu ay da ödeyemedik taksiti. Ne yapacağız?” Annemin sesi, mutfakta yankılandı. Ellerim titreyerek çay bardağını masaya bıraktım. Babam, köşede sessizce oturuyordu; gözleri yerde, omuzları çökmüş. O an, içimde bir fırtına koptu. Yirmi sekiz yaşındaydım ve hâlâ kendi hayatımı kuramamıştım. Her ay maaşımın yarısı ailemin borçlarına gidiyordu. Arkadaşlarım evleniyor, seyahat ediyor, kendi evlerini kuruyordu. Ben ise, her ayın sonunda cebimde kalan üç kuruşla hayallerimi erteliyordum.

“Anne, ben daha ne kadar böyle devam edeceğim? Benim de hayatım var!” dedim, gözlerim dolarak. Annem başını eğdi, “Biliyorum kızım, ama başka çaremiz yok. Sen olmasan bu ev çoktan dağılırdı.”

Babam birden öfkeyle kalktı: “Ben istemedim ki böyle olsun! İşsiz kaldım, elimden geleni yaptım! Derya, sen bizim umudumuzsun.”

O an sustum. Çünkü biliyordum ki babamın gururu kırılmıştı. Ama ben de kırılıyordum. Her gün biraz daha.

İstanbul’da bir muhasebe ofisinde çalışıyordum. Sabahları metrobüste insanların yüzlerindeki yorgunluğu izlerdim. Herkesin bir derdi vardı ama benimki sanki hiç bitmeyecek gibiydi. Ofiste arkadaşlarım hafta sonu planlarından bahsederdi. “Derya, hadi bizimle Sapanca’ya gel!” derlerdi. Gülümserdim: “Bu hafta ailemle işim var.” Yalan söylemekten yorulmuştum.

Bir gün ofisteki en yakın arkadaşım Elif, bana döndü: “Derya, sen hiç kendin için yaşamıyor musun? Hep aileni düşünüyorsun.”

İçimde bir şey koptu o an. “Ya Elif, ben ne zaman kendim için bir şey yapsam suçluluk duyuyorum. Annemler bana bakmak için yıllarca çalıştı. Şimdi onlar zor durumda diye sırtımı mı döneyim?”

Elif başını salladı: “Ama sen de insansın. Senin de hakkın var mutlu olmaya.”

O akşam eve dönerken gözyaşlarımı tutamadım. Babam televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. Annem mutfakta bulaşık yıkıyordu. Sessizce odama geçtim ve yatağa uzandım. Tavanı izlerken içimdeki isyan büyüdü: “Neden hep ben? Neden kardeşim değil de ben?”

Kardeşim Burak, üniversiteyi bitirip başka bir şehirde iş bulmuştu. Ayda bir arardı; “Ablacığım, işler yoğun, kusura bakma.” Oysa ben her gün bu evin yükünü omuzlarımda taşıyordum.

Bir sabah annem kapımı çaldı: “Derya, Burak bu ay para gönderemeyecekmiş.”

Artık dayanamıyordum: “Anne, ben de insanım! Benim de hayallerim var! Hep ben mi kurtaracağım bu evi?”

Annem ağlamaya başladı: “Kızım, biz sana yük olmak istemedik. Ama başka çaremiz yok.”

O gün işe gitmedim. Sahilde saatlerce yürüdüm. Deniz kokusu ciğerlerimi yakarken düşündüm: “Hayatım boyunca hep başkalarını mutlu etmeye çalıştım. Peki ya ben? Ben ne zaman mutlu olacağım?”

Akşam eve döndüğümde babam kapıda bekliyordu: “Derya, konuşmamız lazım.”

Salona geçtik. Babam gözlerimin içine baktı: “Biliyorum çok yoruldun. Ama biz sensiz ne yaparız bilmiyorum.”

“Baba,” dedim titreyen sesimle, “ben de yoruldum. Ben de yaşamak istiyorum.”

Babam başını önüne eğdi: “Haklısın kızım. Belki de biz senden çok şey bekledik.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah olduğunda kararımı vermiştim.

Kahvaltıda anneme ve babama döndüm: “Ben artık kendi hayatımı kurmak istiyorum. Size elimden geldiğince destek olacağım ama bundan sonra biraz da kendimi düşüneceğim.”

Annem sessizce ağladı. Babam ise ilk defa bana sarıldı: “Kızım, seni anlamaya çalışacağım.”

O günden sonra hayat yavaş yavaş değişmeye başladı. Kendi evime çıkmak için para biriktirmeye başladım. Ailem ilk başta zorlandı ama zamanla alıştılar. Kardeşim Burak da daha fazla sorumluluk almaya başladı.

Şimdi bazen hâlâ suçluluk duyuyorum ama biliyorum ki kendimi sevmek de bir hak. Aile olmak fedakarlık demek ama insan önce kendine de iyi bakmalı.

Siz olsanız ne yapardınız? Aileniz için kendi hayatınızdan vazgeçer miydiniz yoksa kendiniz için bir adım atar mıydınız?