Altı Yılın Sessizliği: Bir Büyükanne Olarak Yabancılaşmak ve Yeniden Başlamak
“Seninle konuşmam lazım, Hatice Hanım.”
Gelinim Elif’in sesi kapının önünde titrek ve yabancıydı. Altı yıldır bu evin önünden geçerken bile bana selam vermeyen, oğlumun eşi Elif… Şimdi ise, gözlerinde çaresizlikle bana bakıyordu. Kapıyı araladım, içeri buyur ettim. Ellerini birbirine kenetlemiş, başını eğmişti. O an, içimde yıllardır biriktirdiğim kırgınlıklar, öfke ve özlem birbirine karıştı.
“Buyur kızım, ne oldu?” dedim. Sesim soğuk çıkmasın diye çabaladım ama kelimelerim bile bana yabancı geliyordu.
Elif gözlerini kaçırdı. “Berk’i birkaç günlüğüne sana bırakmam gerekiyor. Annem hastanede, babam şehir dışında. Başka kimsem yok.”
Berk… Altı yaşında, benim kanımdan canımdan torunum. Ama bana hep uzak, hep yabancı. Doğduğu günden beri Elif beni hayatlarından uzak tuttu. Doğumunda hastaneye bile çağrılmadım. İlk adımlarını videodan izledim, ilk kelimesini komşudan duydum. Oğlum Murat ise arada sıkışıp kalmıştı; bir yanda eşi, bir yanda annesi…
Şimdi ise Elif’in gözlerinde ilk defa bir ihtiyaç, bir yardım isteği vardı. Ama içimdeki ses bağırıyordu: “Şimdi mi aile olduk? Altı yıl neredeydin?”
Elif’in dudakları titredi. “Biliyorum, sana haksızlık ettim. Ama şimdi gerçekten yardıma ihtiyacım var.”
Bir an sustum. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Berk’i bırakabilirsin,” dedim kısaca. Elif’in gözleri doldu.
O gece Berk odamda uyurken, ben eski fotoğraflara baktım. Oğlum Murat’ın çocukluğuna… Onunla parka gittiğimiz günlere… Sonra Elif’le evlendikleri güne… O günden sonra her şey değişmişti. Elif beni hep mesafeli karşıladı. Ne zaman arayıp Berk’i görmek istesem, ya hasta olurdu ya da dışarıda olurlardı. Bayramlarda bile kapılarını açmadılar.
Bir keresinde Murat’a sormuştum: “Neden beni istemiyorlar oğlum?”
Murat başını öne eğmişti: “Anne, Elif biraz hassas… Senin bazı sözlerin onu kırmış.”
O an ne dediğimi hatırlamaya çalıştım ama bulamadım. Belki de istemeden bir laf etmişimdir. Ama hangimiz hata yapmıyoruz ki?
Ertesi sabah Berk uyanınca bana şaşkın şaşkın baktı. “Sen kimsin?” dedi.
İçim cız etti. “Ben Hatice nineyim,” dedim gülümsemeye çalışarak.
Berk başını salladı, oyuncak arabasını aldı ve köşeye çekildi. Onunla oynamak istedim ama bana mesafeli davrandı. Sanki ben yabancıydım.
O gün boyunca Berk’in gözlerinde annesini arayan bir korku vardı. Ona yemek yedirmeye çalıştım, birlikte çizgi film izledik ama aramızda görünmez bir duvar vardı.
Akşam olunca Elif aradı. “Her şey yolunda mı?” diye sordu endişeyle.
“Yolunda,” dedim ama sesimdeki kırgınlığı saklayamadım.
İki gün sonra Elif Berk’i almaya geldiğinde, kapıda durdu ve bana baktı.
“Hatice Hanım… Ben sana haksızlık ettim. Annemi kaybettikten sonra çok yalnız kaldım ve korktum. Sana yaklaşamadım. Murat’la aramızda da sorunlar oldu. Belki de seni suçlamak kolay geldi.”
O an gözlerim doldu. “Ben de hata yaptım kızım,” dedim titrek bir sesle. “Belki de daha çok ısrar etmeliydim, daha çok anlatmalıydım kendimi…”
Elif başını eğdi. “Berk seni tanımıyor bile… Bu benim suçum.”
Bir an sustuk. Sonra Elif elini uzattı, ilk defa bana dokundu.
“Beraber telafi edebilir miyiz?” dedi sessizce.
O an içimde yıllardır biriken buzlar eridi sanki. Berk’in gözlerinde annesini arayan korku yerine, bana bakarken bir merak oluştuğunu fark ettim.
O günden sonra Elif’le daha çok konuşmaya başladık. Berk’i parka götürdüm, ona masal okudum. İlk defa bana “nine” dediğinde gözlerimden yaşlar aktı.
Ama içimde hâlâ bir yara var: Altı yıl boyunca neden bu kadar uzak kaldık? Neden Türk ailelerinde gelin-kayınvalide arasında hep bu kadar mesafe oluyor? Neden bazen en yakınlarımız bile bize yabancılaşıyor?
Şimdi sizlere soruyorum: Affetmek kolay mı? Yılların acısını bir anda silebilir miyiz? Yoksa her yara iz bırakır mı? Siz olsanız ne yapardınız?