Annem İçin Verdiğim Hayat Kurtaran Cihaz, Kardeşim Tarafından Çalındı: Ailemin Dağılışının Hikayesi

“Senin yüzünden annemiz neredeyse ölüyordu, Zeynep!” diye bağırdı Elif, gözleri öfkeyle dolu. O an mutfağın ortasında, elimde titreyen bir bardak suyla donup kaldım. Annemin odasından gelen hırıltılı nefes sesleri hâlâ kulaklarımdaydı. O sabah, annemin astım krizi tuttuğunda, evdeki eski cihaz bozulmuştu. Koşa koşa eczaneye gidip yeni bir solunum cihazı almıştım. Annem gözlerimin içine bakarak, “Kızım, Allah senden razı olsun,” demişti. O an içimde tarifsiz bir huzur vardı; annemin hayatını kurtarmıştım. Ama işte şimdi, Elif’in suçlayıcı bakışları ve sözleriyle o huzur yerini derin bir acıya bırakıyordu.

Her şey birkaç hafta önce başlamıştı. Annemin sağlık durumu kötüleşiyordu ve ben, İstanbul’da yoğun iş tempomdan fırsat bulup her hafta sonu Pendik’teki aile evimize gidiyordum. Elif ise annemle birlikte yaşıyordu ama çoğu zaman dışarıda arkadaşlarıyla vakit geçiriyor, anneme bakmayı bana bırakıyordu. Bir gün annem bana sessizce, “Elif’in bana biraz daha yardım etmesini isterdim,” dediğinde içim burkulmuştu.

O günlerde, sosyal medyada gördüğüm yeni nesil bir solunum cihazı dikkatimi çekmişti. Küçük, taşınabilir ve acil durumlarda hayat kurtarıcıydı. Maaşımdan biriktirdiğim parayla hemen sipariş verdim. Cihaz geldiğinde annem gözyaşları içinde bana sarıldı. “Sen olmasan ben ne yapardım?” dediğinde, yıllardır hissetmediğim kadar değerli hissettim kendimi.

Ama mutluluğum uzun sürmedi. Bir sabah işe gitmek için hazırlanırken annem telaşla seslendi: “Zeynep, cihaz yok!” Odaya koştum; gerçekten de cihaz ortada yoktu. Annem korku içinde titriyordu. Hemen Elif’i aradım. Telefonu açtı, sesi soğuktu: “Ben aldım cihazı.”

“Ne demek aldım? Neden?”

“Arkadaşımın annesi de astım hastası, ona lazım oldu. Birkaç gün onda kalacak.”

O an beynimden vurulmuşa döndüm. “Elif, bu cihaz annemizin hayatı için! Nasıl böyle bir şey yaparsın?”

Elif umursamazca, “Abartma Zeynep, birkaç gün idare eder,” dedi ve telefonu kapattı.

O gün annem tekrar kriz geçirdi. Eski cihaz çalışmadı, ambulans çağırmak zorunda kaldık. Hastanede annemin elini tutarken içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Elif hastaneye bile gelmedi.

Babam yıllar önce bizi terk etmişti; annem bizi tek başına büyütmüştü. Hepimiz için canını dişine takmıştı. Ben de Elif de onun için her şeyi yapmaya hazırdık sanıyordum. Ama şimdi Elif’in bu bencilce davranışı karşısında ne düşüneceğimi bilemiyordum.

Hastaneden eve döndüğümüzde annem sessizdi. Gözleri dolmuştu ama bana belli etmemeye çalışıyordu. “Kızlar arasında olur böyle şeyler,” dedi kısık sesle. Ama ben affedemiyordum.

Bir hafta sonra Elif eve döndü. Kapıdan girer girmez bana saldırdı: “Herkese beni kötü gösteriyorsun! Annemi bana karşı dolduruyorsun!”

“Ben kimseyi doldurmuyorum Elif! Senin yüzünden annem ölümden döndü!”

“Sen de her şeyi üstüne alıp kahramanlık taslıyorsun! Hep sen iyi kızsın, ben kötüyüm öyle mi?”

O an annem araya girdi: “Yeter artık! Ben sizin kavganızı izlemek zorunda mıyım?”

Evde buz gibi bir hava esti. O günden sonra aramızdaki bağlar iyice koptu. Annem arada sırada Elif’i savunmaya çalıştı ama ben ona karşı içimde bir duvar ördüm. Elif ise sosyal medyada ‘fedakar kız kardeş’ pozları veriyor, arkadaşlarına annesiyle ilgilendiğini anlatıyordu.

Bir akşam annemle baş başa otururken gözleri doldu: “Kızım, ben sizi böyle görmek istemiyorum. Ben ölürsem birbirinize ne olacak?”

O an içimde bir şeyler koptu. Annemi korumak isterken ailemi kaybetmiştim sanki. Elif’le konuşmayı defalarca denedim ama her seferinde tartışma çıktı. Annemin sağlığı biraz düzeldi ama aramızdaki kırgınlık hiç geçmedi.

Geçen hafta annem tekrar hastalandı ve bu kez hastanede kalması gerekti. Elif yanıma gelip ağladı: “Ben sadece yardım etmek istemiştim… Beni affedebilecek misin?”

O an ona sarılmak istedim ama içimdeki öfke hâlâ dinmemişti. Annemin yatağının başında otururken kendi kendime sordum: Bir insanın iyiliği başkasının bencilliğine kurban gittiğinde, affetmek mümkün mü? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Kardeşinizi affedebilir miydiniz? Yoksa bazı şeyler gerçekten unutulmaz mı?