Kırık Sahne: Bir Oyuncunun Hayatındaki Sessiz Çığlık
“Zeynep, neden bu kadar inat ediyorsun? Kaç yaşına geldin, hâlâ tiyatro peşindesin!” Annemin sesi, telefonun ucunda yine sabırsız ve yargılayıcıydı. Metroda önümdeki camdan yansıyan yüzüme bakarken içimden geçenleri ona anlatmak istedim ama sustum. O an, metronun metal koltuğunda topuklu ayakkabılarımın acısıyla kıvranırken, kendime sordum: Neden hâlâ bu kadar çabalıyorum?
O sabah, Kadıköy’den Şişli’ye giden metroda, makyajımın arkasına sakladığım yorgunluğumla baş başaydım. Yanımdaki kadınlar sessizce telefonlarına bakıyor, arada bir göz ucuyla bana bakıp sonra tekrar ekranlarına dönüyorlardı. İçimdeki fırtına ise dışarıdan asla görünmüyordu. Bir yandan annemin sesi kulaklarımda çınlıyor, diğer yandan geçen haftaki seçmelerde yönetmenin bana söylediği sözler aklımı kemiriyordu: “Zeynep Hanım, sizde bir şey var ama… Sanki içinizde bir duvar var, onu aşamıyorsunuz.”
O duvarı ben mi ördüm, yoksa hayat mı ördü bilmiyorum. Babam yıllar önce bizi terk ettiğinde annemle baş başa kalmıştık. O günden beri annem, hayatta kalmanın tek yolunun güçlü olmak ve başkalarına muhtaç olmamak olduğunu öğretti bana. Ama ben başka bir yol seçtim: Sahneye çıkıp başka hayatları oynamak, başka kadınların acılarını, sevinçlerini yaşamak istedim. Annem ise bunu asla anlamadı.
Geçen hafta evde yine büyük bir tartışma yaşadık. Annem mutfakta çay demlerken birden patladı:
“Bak Zeynep, komşunun kızı Elif evlendi, çocuk yaptı. Sen hâlâ provadan provaya koşuyorsun. Ne zaman gerçek bir işin olacak?”
“Anne, bu benim işim! Tiyatro da bir iş!”
“İş dediğin sabah gidip akşam döndüğün, sigortası olan iştir! Senin yaptığın heves!”
O an gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü biliyorum; ağlasam da anlamayacak. Annem için kadın olmak; evlenmek, çocuk doğurmak ve kocasına iyi bakmaktan ibaret. Benim içinse kadın olmak; kendi ayakları üzerinde durmak, hayallerinin peşinden gitmek demek.
Metrodaki yolculuğum bitmek üzereydi. Ayağa kalkarken ayakkabılarımın acısı daha da arttı. “Neden bu ayakkabıları giydim ki?” diye düşündüm. Belki de annemin dediği gibi; her yaşta kadın kadın gibi görünmeli diye… Ama aynadaki yansımam bana başka bir şey söylüyordu: Yorgunsun Zeynep, ama pes etme.
Tiyatroya vardığımda kuliste arkadaşım Derya ile karşılaştım. Yüzümdeki gerginliği hemen fark etti.
“Ne oldu yine? Annen mi?”
Başımı salladım. Derya iç çekti:
“Bizimkiler de aynı… Geçen gün babam aradı, ‘Derya kızım, şu oyunculuk işini bırak da düzgün bir işe gir’ dedi. Sanki biz burada taş taşıyoruz.”
İkimiz de güldük ama gözlerimizdeki hüzün birbirimize geçti. Tiyatroda kadın olmak zordu; hem sahnede hem de gerçek hayatta sürekli bir sınavdan geçiyorduk.
O gün prova sırasında yönetmenimiz Murat Bey sahneye çıktı:
“Arkadaşlar, yeni oyunumuz için sponsor bulamadık. Belki de bu sezon oynayamayacağız.”
Salonda buz gibi bir hava esti. Herkes birbirine baktı. Benim içimde ise bir şeyler kırıldı. Yıllardır emek verdiğim sahne elimden kayıp gidiyordu sanki.
Prova sonrası eve dönerken yağmur başladı. Islanan saçlarımı umursamadan yürüdüm. Eve vardığımda annem yine salonda oturuyordu.
“Yemek hazır,” dedi soğuk bir sesle.
Masaya oturduk. Sessizlik içinde yemek yerken annem birden konuştu:
“Bak Zeynep, seni düşünüyorum. Yarın öbür gün yalnız kalırsan ne yapacaksın? Kimse sana bakmaz.”
İçimde bir öfke kabardı:
“Anne, ben kimseye muhtaç olmak istemiyorum zaten! Kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum!”
Annem gözlerini kaçırdı. O an anladım ki; onun korkuları benim hayallerime zincir olmuştu.
Gece yatağımda uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: Acaba yanlış mı yapıyorum? Belki de annemin dediği gibi sıradan bir hayat seçsem daha mutlu olurum… Ama sonra sahnedeki alkışları, seyircinin gözlerindeki parıltıyı düşündüm. O an hissettiğim özgürlüğü hiçbir şeye değişemezdim.
Ertesi sabah tiyatrodan aradılar: “Zeynep Hanım, yeni bir dizi için seçmelere çağrılıyorsunuz.” Kalbim hızla çarptı ama hemen ardından annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Dizi oyunculuğu mu? O da iş mi?”
Seçmelere giderken metrodaki camdan yine kendime baktım. Bu kez yorgun değil; kararlıydım. İçimdeki duvarları yıkmaya hazırdım.
Seçmelerde yönetmen bana sordu:
“Neden oyuncu olmak istiyorsun?”
Bir an duraksadım. Sonra gözlerimin içine bakarak cevap verdim:
“Çünkü başka türlü nefes alamıyorum.”
O an anladım ki; hayat bazen seni köşeye sıkıştırsa da, kendi yolunu seçmekten vazgeçmemelisin.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi hayalleriniz için ailenizle ya da toplumla savaştınız mı? Yoksa başkalarının beklentilerine boyun eğip kendi sesinizi susturmayı mı seçtiniz?