Karanlıkta Kalan Umutlar: Bir Gece, Bir Hayat

Kapkaranlık odada nefesimi tutmuş bekliyordum. Annemin anahtarı kapının kilidinde dönerken, kalbim göğsümden dışarı fırlayacak sandım. Yine geç kalmıştı, yine babam uyanacak ve evde fırtına kopacaktı. Ayak sesleri koridorda yankılandı; annem topuklu ayakkabılarını çıkarmadan yürümeye çalışıyordu, ama nafile… Babamın öfkesi için en ufak bir ses bile yeterdi.

“Zeynep! Saat kaç oldu, haberin var mı?” diye bağırdı babam, sesi duvarları titretti. Annem cevap vermedi, başını öne eğip mutfağa geçti. Ben ise odamda, battaniyemin altına saklanmış, gözyaşlarımı yastığıma akıttım. O an, çocukluğumun en karanlık gecelerinden birinin daha başladığını biliyordum.

Babamın sesi tekrar yükseldi: “Yine mi geç kaldın? Ne işin vardı bu saatte dışarıda?” Annemin sesi titrek ve kısıktı: “Ek işten geldim, çocukların okul masrafları için çalışıyorum.”

Babam masaya yumruğunu vurdu: “Benim iznim olmadan bir yere gidemezsin! Bunu kaç kere söyleyeceğim?” Annem ağlamaya başladı. O an içimden koşup anneme sarılmak geçti ama korkudan kıpırdayamadım. Her gece aynı kabus…

Benim adım Emre. 17 yaşındayım ve İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde yaşıyorum. Babam işsiz, annem ise temizlik işlerine giderek evi geçindirmeye çalışıyor. Ablam Elif ise üniversite sınavına hazırlanıyor ama evdeki bu ortamda ders çalışmak neredeyse imkansız.

Bir sabah kahvaltı sofrasında babam yine anneme laf sokmaya başladı: “Senin yüzünden bu evde huzur yok! Kadın dediğin evinde oturur, çocuklarına bakar!” Annem sessizce çayını karıştırdı. Ablam gözlerini kaçırdı. Ben ise yumruğumu sıktım ama bir şey diyemedim.

Okula gittiğimde arkadaşlarımın hayatı bana masal gibi geliyordu. Onlar aileleriyle tatile giderken, ben annemin gözlerindeki morlukları gizlemeye çalışıyordum. Öğretmenim bir gün bana yaklaştı: “Emre, son zamanlarda çok dalgınsın. Bir sorun mu var?” Gözlerim doldu ama anlatamadım. Çünkü bizim mahallede aile meseleleri dışarıya anlatılmazdı.

Bir akşam ablam Elif odama geldi. “Emre, böyle devam edemez. Annem daha fazla dayanamayacak. Bir şey yapmalıyız.” dedi. Korkuyla ona baktım: “Ne yapabiliriz ki? Babam her şeyi kontrol ediyor. Annem de polise gitmekten korkuyor.”

Elif gözyaşlarını sildi: “Belki de gitmeliyiz… Annemi alıp bu evden kaçmalıyız.” O an içimde bir umut kıvılcımı yandı ama hemen söndü. Nereye gidecektik? Paramız yoktu, akrabalarımız babamdan korkardı.

O gece annem odama geldi. Yavaşça yanıma oturdu ve saçımı okşadı: “Oğlum, biliyorum çok zorlanıyorsun. Ama ben sizi korumak için elimden geleni yapıyorum.” Gözlerimden yaşlar süzüldü: “Anne, neden gitmiyoruz? Neden bu kadar acı çekiyoruz?”

Annem başını öne eğdi: “Çünkü gidecek yerimiz yok Emre… Toplumda dul kadınlara nasıl bakıldığını biliyorsun. Hem baban sizi bırakmaz…”

Ertesi gün okuldan dönerken mahalledeki bakkal Hüseyin Amca beni çağırdı: “Emre oğlum, annen iyi mi? Dün gece sesler geliyordu…” Utançla başımı eğdim: “İyidir amca… Biraz tartıştılar sadece.” Hüseyin Amca iç çekti: “Bak oğlum, erkek adam el kaldırmaz. Annen için bir şey yapabiliyorsan yap. Yoksa bu böyle sürer gider…”

O sözler beynimde yankılandı. O gece Elif’le plan yapmaya başladık. Annem işten döndüğünde ona söyledik: “Anne, seni koruyacağız. Gerekirse sosyal hizmetlere gideceğiz.” Annem önce korktu, sonra gözlerinde bir umut ışığı belirdi.

Ama işler düşündüğümüz gibi gitmedi. Babam bir gece eve sarhoş geldi ve annemi tekrar dövdü. Bu kez Elif polisi aradı. Polisler geldiğinde babam bağırıp çağırdı ama sonunda götürdüler.

O gece ilk kez evimizde sessizlik vardı. Annem ağladı, Elif bana sarıldı. Sabah olunca komşular dedikodu yapmaya başladı: “Zeynep’in kocası karakolluk olmuş! Yazık çocuklara…” Mahalledeki herkesin gözü üzerimizdeydi.

Babam birkaç gün sonra serbest bırakıldı ve eve geri döndü. Bu kez daha öfkeliydi, ama biz artık korkmuyorduk. Annem kararlıydı: “Bir daha elini kaldırırsan seni tekrar şikayet ederim!” dedi babama karşı ilk kez yüksek sesle.

O gün anladım ki; korku suskunluğu besliyor, suskunluk ise şiddeti büyütüyor. Annemle Elif’in cesareti bana da güç verdi. Okulda rehber öğretmenime her şeyi anlattım. O da sosyal hizmetlerle iletişime geçti ve bize destek oldular.

Şimdi yeni bir hayat kurmaya çalışıyoruz. Babam hala aynı mahallede ama artık bize yaklaşamıyor. Annem bir kadın dayanışma derneğinde çalışıyor, Elif üniversiteyi kazandı, ben de liseyi bitirmek üzereyim.

Ama o gecelerin izleri hala içimde… Her kapı sesiyle irkiliyorum, her tartışmada çocukluğuma dönüyorum.

Bazen düşünüyorum; acaba başka aileler de bizim gibi suskunlukla mı yaşıyor? Kaç çocuk daha karanlık odalarda korkuyla bekliyor? Sizce susmak mı doğruydu yoksa konuşmak mı? Siz olsanız ne yapardınız?