Artık Kendi Hayatımı Yaşamak İstiyorum: Bir Gelinin Sessiz Çığlığı

“Yeter artık, Ayşe! Yeter!” diye bağırdı kayınvalidem Emine Hanım, elindeki bastonla yere vururken. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Ellerim deterjan kokusuyla yanarken, gözlerimden yaşlar süzüldü. Otuz sekiz yaşındaydım ve yine, bir pazar sabahı, kayınvalidemin geniş salonunun parke zeminini silmekle meşguldüm. Oysa dışarıda bahar güneşi İstanbul’un gri binalarına umut serpiştiriyordu. Ama ben, kendi evimde bile değil, başkasının evinde, başkasının kurallarına göre yaşıyordum.

Eşim Murat, her zamanki gibi gazeteye gömülmüş, koltukta oturuyordu. “Ayşe, annem bir şey mi dedi yine?” diye sordu, ama gözlerini bile kaldırmadan. O an içimden geçenleri ona anlatmak istedim: “Senin annen bana hizmetçi gibi davranıyor, Murat! Ben seninle evlenirken böyle bir hayat hayal etmemiştim.” Ama diyemedim. Çünkü yıllardır sustum, yutkundum, sineye çektim. Annem hep derdi: “Kızım, gelin olmak sabır ister. Büyüklerin gönlünü hoş tutacaksın ki evin huzuru bozulmasın.” Ama ya benim gönlüm? Benim huzurum?

Kayınpederim İsmail Bey ise, yaşına rağmen hâlâ otoriterdi. “Ayşe kızım, şu camları da siliver,” dediğinde içimden bir fırtına koptu. Kendi babamdan hiç böyle emirler duymamıştım. Ama burada, bu evde, ben sadece bir gelindim; istekleri yerine getiren, şikayet etmeyen, sessiz bir gölgeydim.

Bir gün annem aradı. Sesinde endişe vardı. “Kızım, iyi misin? Sesin solgun geliyor.”

“İyiyim anne,” dedim yalan söyleyerek. Çünkü gerçekleri anlatsam, annem üzülürdü. Oysa ben her geçen gün biraz daha tükeniyordum. Kendi evimde bile rahat edemiyordum; çünkü Murat’ın ailesiyle aynı apartmanda oturuyorduk ve her gün mutlaka onların evine uğramam gerekiyordu. Bir gün gitmesem hemen laf olurdu: “Ayşe bugün niye gelmedi? Yoksa bize küstü mü?”

Bir akşam Murat’la tartıştık. “Ayşe, annem yaşlı, babam hasta… Onlara yardım etmek zorundayız,” dedi.

“Ben de insanım Murat! Ben de yoruluyorum! Sen hiç elini taşın altına koymuyor musun? Sadece ben mi sorumluyum bu evde?” diye bağırdım ilk defa.

Murat sustu. O an gözlerinde ilk kez şaşkınlık gördüm. Belki de ilk kez beni gerçekten duydu.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi hayatımı düşündüm. Üniversiteyi dereceyle bitirmiştim; hayallerim vardı. Öğretmen olmak istemiştim ama evlendikten sonra her şey değişti. Kayınvalidem “Çalışmana gerek yok kızım, Murat’ın işi iyi,” demişti. Ben de sesimi çıkarmamıştım. Şimdi ise, yıllar sonra, kendi kimliğimi kaybetmiş gibiydim.

Bir sabah Emine Hanım yine bağırdı: “Ayşe! Şu çamaşırları neden düzgün asmadın?”

Artık dayanamıyordum. “Yeter Emine Hanım! Ben sizin hizmetçiniz değilim!” dedim titreyen sesimle.

Evde bir sessizlik oldu. Kayınpederim şaşkınlıkla bana baktı. Murat ise ne yapacağını bilemedi.

O an karar verdim: Artık kendi hayatımı yaşayacaktım.

O gün anneme gittim. Kapıyı açınca gözlerime baktı ve hemen anladı.

“Dayanamıyorum anne,” dedim ağlayarak. “Ben bu evde kendimi kaybettim.”

Annem sarıldı bana. “Kızım, senin de mutlu olmaya hakkın var,” dedi.

Bir hafta boyunca kendi evimde kalmadım. Murat aradı, mesaj attı ama cevap vermedim. Düşünmek istiyordum; gerçekten ne istediğimi bulmak istiyordum.

Bir akşam Murat kapıda belirdi. Gözleri doluydu.

“Ayşe… Özür dilerim. Seni anlamadığımı şimdi fark ettim. Annemle babamı çok seviyorum ama seni de kaybetmek istemiyorum,” dedi.

“Murat, ben artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Kendi kararlarımı almak istiyorum. Senin ailen benim ailem ama ben onların hizmetçisi değilim,” dedim kararlı bir şekilde.

Murat başını eğdi. “Haklısın,” dedi sessizce.

O günden sonra hayatımız değişti. Murat ailesiyle konuştu; artık her şeyi ben yapmak zorunda değildim. Haftada bir yardımcı tuttular ve ben de yeniden öğretmenlik için başvurdum.

İlk dersime girdiğimde öğrencilerimin gözlerindeki ışığı gördüm ve kendi içimdeki umudu yeniden hissettim.

Şimdi bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: “Ayşe, neden bu kadar geç kaldın kendi hayatını yaşamaya?” Ama biliyorum ki hiçbir şey için geç değil.

Sizce bir kadın ne zaman kendi hayatının iplerini eline almalı? Başkalarının beklentileriyle mi yaşamalı yoksa kendi mutluluğu için mi mücadele etmeli?