Bir Hata, Bir Ömür: Elif’in Sessiz Çığlığı
— Elif! Yine mi geç kaldın?
Annemin sesi, apartmanın dar merdivenlerinde yankılandı. Elimdeki anahtar titredi, avuçlarım terledi. Kapıyı açtığımda, annemin gözlerindeki öfkeyi ve hayal kırıklığını gördüm. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.
— Anne, lütfen… Bugün gerçekten çok yoruldum.
— Yoruldun mu? Biz de senin için yoruluyoruz! Her gün aynı şey. Akşam ezanı okunmadan evde ol dedik sana. Dinlemiyorsun!
Babam salondan başını uzattı, göz göze gelmemek için yere baktım. O an, içimdeki fırtına dışarıdan daha şiddetliydi. İstanbul’un kasvetli sonbahar akşamında, evimizin içi de dışı kadar soğuktu.
O gün, hayatımın dönüm noktasıydı. Üniversitede tanıştığım Baran’la buluşmuştum. Onun yanında kendimi özgür hissediyordum; ailemin boğucu kurallarından uzakta, kendi kararlarımı verebileceğim bir dünyada… Ama o akşam eve geç kalmam, her şeyi değiştirdi.
Annemin bağırışları, babamın sessizliği ve küçük kardeşim Zeynep’in korku dolu bakışları arasında sıkışıp kaldım. O gece ilk kez odamın kapısını kilitledim ve yatağıma kapanıp ağladım. Annem kapının önünde saatlerce bekledi, ama ben açmadım. O an, ailemle aramdaki ilk duvarı ördüm.
Ertesi gün Baran’dan bir mesaj geldi: “Kaçalım mı? Artık bu baskıya daha fazla dayanamazsın.” Kalbim deli gibi atıyordu. Bir yanım korkuyordu; diğer yanım ise özgürlüğe susamıştı. O sabah annemle tartıştık. “Senin için en iyisini istiyoruz,” dedi. Ama ben artık onların iyisinin benim kötüm olduğunu düşünüyordum.
Baran’la buluşmak için evden gizlice çıktım. Sirkeci Garı’nda buluştuk; elimde sadece küçük bir çanta ve umutlarım vardı. Baran bana sarıldı, “Her şey güzel olacak,” dedi. O an ona inandım. Ama hayat bana acımasızca gülümsemeye hazırlanıyordu.
İzmir’e gittik. Başlarda her şey güzeldi; Baran’la küçük bir ev tuttuk, iş bulmaya çalıştık. Ama zaman geçtikçe Baran değişmeye başladı. İş bulamıyor, sinirleniyor, bana bağırıyordu. “Senin yüzünden buradayız!” diye suçlamaya başladı. O özgürlük hayali, yerini korkuya ve yalnızlığa bıraktı.
Ailemden gizli yaşamak zorundaydım. Annem her gün arıyor, mesaj atıyor ama ben cevap vermiyordum. Bir gün Zeynep’ten bir mesaj geldi: “Ablacığım, lütfen dön. Annem hasta oldu.” O an içimdeki pişmanlık büyüdü. Baran’a dönmek istediğimi söyledim; bana tokat attı. O an anladım ki, özgürlük sandığım şey aslında bir hapishaneydi.
Bir gece evi terk ettim. Cebimde sadece birkaç lira ve eski bir telefon vardı. Otogara gittim; İstanbul’a dönecek cesaretim yoktu ama başka çarem de yoktu. Otobüste bütün gece ağladım. Sabah İstanbul’a vardığımda, yağmur yağıyordu. Annemin evine gitmeye utandım; eski bir arkadaşımın yanına sığındım.
Günlerce ne yapacağımı bilemedim. Annemi aramak istedim ama yüzüne bakacak halim yoktu. Bir gün Zeynep beni buldu; gözleri dolu dolu bana sarıldı.
— Ablacığım, annem seni çok özledi… Lütfen eve dön.
Korkarak eve gittim. Annem kapıyı açınca önce dondu kaldı; sonra bana sarıldı ve ikimiz de ağladık. Babam ise odasından hiç çıkmadı o gün.
Evdeki hava değişmişti; annem bana kızmıyor ama gözlerinde hep bir hüzün vardı. Babam ise benimle konuşmuyordu. Mahallede herkes konuşuyordu: “Elif kaçtı, geri döndü.” Herkesin bakışları üzerimdeydi; markete gitmeye bile utanıyordum.
Ailem beni affetmiş miydi? Bilmiyorum. Annem her sabah kahvaltı hazırlıyor ama eskisi gibi gülmüyordu. Babam ise akşamları eve geç geliyordu; bazen göz göze geliyorduk ama hiçbir şey söylemiyordu.
Bir gün cesaretimi topladım ve babamla konuşmak istedim.
— Baba… Özür dilerim.
Bana baktı; gözlerinde hem öfke hem de kırgınlık vardı.
— Elif… Biz seni korumak istedik. Ama sen bizi dinlemedin.
— Biliyorum baba… Çok pişmanım.
Uzun süre sessiz kaldı; sonra başını salladı ve odasına gitti. O an anladım ki, bazı yaralar kolay kolay kapanmıyor.
Şimdi her gün aynı soruyla uyanıyorum: Gerçekten affedildim mi? Yoksa sadece zamanla alışmam mı bekleniyor? Mahalledeki kadınların fısıltıları hâlâ kulağımda: “Kızını başıboş bırakırsan olacağı bu…”
Ama en çok kendime kızıyorum: Bir hata yaptım ve bunun bedelini hem ben hem ailem ödüyor. Keşke zamanı geri alabilsem… Ama hayat böyle bir şans tanımıyor insana.
Şimdi size soruyorum: Bir insan tek bir hatasıyla yargılanmalı mı? Affetmek gerçekten mümkün mü, yoksa sadece unutmaya mı çalışıyoruz?