Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Sevgiyle Başlayan Bir Evliliğin Gölgesinde
“Elif, ne olur bir kere de huzurla oturalım şu sofraya!” diye bağırdı annem, gözleri dolu dolu. Babam ise başını önüne eğmiş, çatalıyla tabağında oynuyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Oysa ben, Serkan’la evlenirken her şeyin güzel olacağına inanmıştım. Hayatımın en mutlu günü sandığım düğünümde, annemin gözyaşlarını görmezden gelmiş, babamın sessizliğini anlamamıştım.
Serkan’ı ilk gördüğümde, onun o neşeli hali, insanı içine çeken gülüşüyle büyülenmiştim. Arkadaş ortamında tanışmıştık; herkes onun esprilerine gülüyor, etrafında pervane oluyordu. Bir akşam, yine kalabalık bir masada, hafifçe sarhoşken bana döndü ve “Elif, benimle evlenir misin?” dedi. Herkes alkışladı, ben de heyecandan ne yapacağımı bilemedim. O anı hayatım boyunca unutamam sanmıştım.
Evliliğimizin ilk ayları güzeldi. Serkan işten gelince bana sarılır, “İyi ki varsın,” derdi. Ama zamanla değişmeye başladı. İşten geç gelmeye, eve geldiğinde alkol kokmaya başladı. Önceleri önemsemedim; “Streslidir,” dedim, “Geçer.” Ama geçmedi. Her geçen gün daha çok içmeye başladı. Bir akşam eve geldiğinde gözleri kan çanağı gibiydi. “Yine mi içtin Serkan?” dedim. Sinirle bana döndü: “Sen karışma! Benim hayatım!” O gece ilk defa bana bağırdı.
Ailemle konuşmaya çekiniyordum. Annem bir gün telefonda sesimi duyduğunda hemen anladı: “Kızım, iyi misin? Bir derdin mi var?” diyemeden ağlamaya başladım. Annem sustu, sonra sadece “Gel kızım, kapımız sana her zaman açık,” dedi. Ama ben gitmedim. Çünkü mahallede herkes konuşurdu; “Elif kocasını bırakmış,” derlerdi. Babamın başı öne eğilirdi, annem komşuların bakışlarından utanırdı.
Bir gece Serkan eve çok geç geldi. Yüzünde çizikler vardı. “Ne oldu?” diye sordum. “Sana ne!” diye bağırdı ve kapıyı çarpıp odasına gitti. O gece sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda yüzüm şişmişti ama işe gitmek zorundaydım. İş yerinde arkadaşım Zeynep hemen anladı: “Elif, bir derdin var senin.” Ona anlatamadım; çünkü anlatırsam gerçek olurdu.
Bir gün Serkan işten atıldı. Patronu arayıp bana söyledi: “Elif Hanım, Serkan Bey son zamanlarda çok değişti.” O gün eve geldiğinde ona işten atıldığını söyledim. Sinir krizi geçirdi; eşyaları fırlattı, bana bağırdı: “Senin yüzünden! Hep senin yüzünden!” O an korkudan titredim. Annemi aradım ama yine de eve gitmedim.
Geceleri uyuyamaz oldum. Serkan’ın eve ne zaman geleceğini, nasıl bir ruh halinde olacağını bilemiyordum. Bir gece sabaha karşı geldi; kapıyı açtığımda gözleri bomboştu. “Beni seviyor musun Elif?” dedi birdenbire. Şaşırdım: “Tabii ki seviyorum,” dedim ama sesim titriyordu. “O zaman niye bana destek olmuyorsun?” diye hıçkırarak ağlamaya başladı. O an ona sarıldım; ama aslında kendime sarılmak istiyordum.
Bir sabah annem kapıda belirdi. “Yeter artık Elif,” dedi kararlı bir sesle. “Kendini harcama.” Ama ben hâlâ gitmedim. Çünkü içimde bir umut vardı; belki Serkan değişir diye düşündüm.
Bir gün Serkan’ın cebinden bir kağıt düştü; bir rehabilitasyon merkezi broşürüydü. Umutlandım; belki yardım ister diye düşündüm. Akşam ona gösterdim: “Bak Serkan, istersen birlikte gidebiliriz.” Yüzüme öyle bir baktı ki… “Ben deli miyim? Sen mi göndereceksin beni tımarhaneye?” dedi ve broşürü yırttı attı.
O gece ilk defa kendime kızdım: Neden hâlâ buradaydım? Neden kendi hayatımı hiçe sayıyordum? Sabah işe giderken aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dağılmıştı. Zeynep beni tuvalete çekti: “Elif, bak bana… Bu böyle gitmez.” O an ona sarılıp ağladım.
Bir akşam Serkan eve gelmedi. Telefonunu aradım, açmadı. Polis aradı gece yarısı: “Serkan Bey hastanede.” Koşa koşa gittim; alkol komasındaydı. Doktor bana baktı: “Bu şekilde devam ederse yaşaması mucize olur.” O an karar verdim; artık kendimi düşünmeliydim.
Annemin evine döndüm o gece; babam sessizce sarıldı bana, annem saçlarımı okşadı. Mahallede dedikodular başladı tabii: “Elif kocasını bırakmış,” dediler. Ama umurumda değildi artık.
Serkan hastaneden çıkınca beni aradı: “Elif, sensiz yapamam.” İçimde bir sızı hissettim ama dönmedim. Ona yardım etmek istedim ama önce kendimi kurtarmam gerektiğini anladım.
Şimdi kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışıyorum. Hâlâ zorlanıyorum; bazen geceleri yalnız ağlıyorum ama biliyorum ki doğru olanı yaptım.
Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz biri için kendinizden vazgeçer miydiniz? Yoksa kendi hayatınızı mı seçerdiniz? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…