Görünmez Kadın: Bir Doğum Günü, Bin Duygu

“Yine mi ben hazırlayacağım her şeyi? Yine mi ben unutulacağım?” diye içimden geçirdim, mutfakta soğan doğrarken. Gözlerim yaşardı; soğandan mı, yoksa içimde birikenlerden mi, bilmiyorum. Saat sabahın dokuzu, Murat hâlâ uyuyor. Oğlum Emir odasında, bilgisayar başında. Ben ise, yine evin görünmez kadınıyım.

Her yıl Murat’ın doğum günü, sanki benim sınavım olurdu. Kayınvalidem Ayten Hanım, kayınpederim İsmail Bey, görümcem Derya ve onun iki çocuğu… Hepsi sabahın erken saatlerinde gelir, sofraya oturur, bana ise sadece hizmet etmek düşerdi. Kimse “Elif sen nasılsın?” diye sormazdı. Herkes Murat’ı över, ona hediyeler sunar, ben ise mutfakta bir gölge gibi dolanırdım.

Bu yıl farklı olsun istedim. Bir hafta önceden Murat’a söyledim: “Bak, bu yıl doğum gününü sadece üçümüz kutlayalım. Sessiz sakin bir akşam yemeği… Emir de çok özledi seni, işten güçten vakit bulamıyorsun.” Murat önce sustu, sonra gözlerini kaçırarak “Ailem kırılır Elif, biliyorsun annem ne kadar hassas bu konuda,” dedi. “Ama ben de hassasım Murat! Ben de insanım!” diye bağırmak istedim ama yutkundum. Yıllardır yuttuğum gibi.

O gün geldi çattı. Sabah erkenden kalktım, yine de alışkanlık işte, kahvaltıyı hazırladım. Ama bu kez sofrayı üç kişilik kurdum. Emir geldi, “Anne, baba ne zaman kalkacak?” dedi. “Bugün babanın doğum günü oğlum, ona güzel bir sürpriz yapacağız,” dedim ve gülümsedim. Gülümsemek bazen en büyük yalanımız olur ya…

Murat uyandı, yüzünde mahmur bir ifade. “Günaydın,” dedim. O ise göz ucuyla sofraya baktı. “Annemler gelmeyecek mi?” dedi ilk cümle olarak. İçimden bir şeyler koptu o an. “Hayır Murat, bu yıl sadece biziz. Seninle konuşmuştuk ya…” dedim usulca. Yüzü asıldı. “Elif, annem çok üzülür. Hem onlar olmadan doğum günü mü olur?”

O an patladım: “Peki ben? Ben hiç üzülmüyor muyum Murat? Her yıl aynı şey! Benim doğum günümde kimse gelmez, sen bile unuturken; senin doğum gününde ben mutfakta köle gibi çalışıyorum! Bir kere de bana ‘Elif sen ne istersin?’ diye sordun mu?”

Emir korkuyla bana baktı. Murat sustu, sonra öfkeyle kalktı masadan. “Sen ailemden nefret ediyorsun!” diye bağırdı. O an gözyaşlarımı tutamadım. “Hayır Murat! Sadece kendimden nefret etmeye başladım! Çünkü yıllardır yok sayılıyorum!”

Telefon çaldı; Ayten Hanım arıyor. Murat açtı: “Anne, bugün gelmeyin lütfen… Elif istemiyor.” O cümleyle birlikte her şey bitti sanki. Kayınvalidem telefonda ağlamaya başladı; “Oğlum biz sana ne yaptık? Elif bizi istemiyor mu artık?”

Murat telefonu kapattıktan sonra bana döndü: “Mutlu musun şimdi? Annemi ağlattın.”

O gün akşam yemeğini üçümüz yedik ama sofrada kimse konuşmadı. Emir tabağıyla oynadı durdu. Ben ise içimdeki fırtınayla savaştım. O gece Murat salonda yattı.

Ertesi gün Ayten Hanım aradı beni: “Elif kızım, biz sana ne yaptık? Sen bizim gelinimizsin, kızımızsın… Neden istemedin bizi?”

Sustum. Çünkü anlatamazdım; yıllardır bir gölge gibi yaşadığımı, kendi evimde misafir olduğumu…

Günler geçti, evde bir soğukluk başladı. Murat işe gidiyor, akşam geç geliyordu. Emir ise bana küsmüştü sanki; “Anne neden baba üzgün?” diye sordu bir akşam.

Bir gece mutfakta otururken annem aradı: “Kızım sen iyi misin? Sesin solgun geliyor.” O an ağlamaya başladım; “Anne ben görünmez oldum… Kimse beni görmüyor.”

Annem uzun uzun sustu sonra: “Kızım, bazen kadınlar kendi sesini duyurmak için fırtına koparmak zorunda kalır. Ama unutma; fırtına sonrası güneş açar mı, yoksa her şey daha mı çok yıkılır… bunu zaman gösterir.”

Bir hafta sonra Murat eve geldiğinde elinde bir çiçek vardı. Sessizce yanıma oturdu: “Belki haklısın Elif… Ama ben de iki arada kaldım. Annemle sen arasında sıkışıp kaldım.”

“Ben de kendi hayatımda sıkışıp kaldım Murat,” dedim sessizce.

O gece uzun uzun konuştuk. İlk defa birbirimizi dinledik belki de… Ama aramızdaki mesafe hâlâ vardı.

Şimdi düşünüyorum da… Bir kadının kendi evinde görünmez olması kader mi? Yoksa biz mi izin veriyoruz buna? Sizce bir kadın ne zaman kendi sesini duyurmalı? Yoksa her şey için çok mu geç olur?