Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Elif’in Kaçışı

“Elif, nereye gidiyorsun? Kızımı bırak!” Murat’ın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Ama o sabah, mutfağın soğuk fayanslarında çıplak ayakla dururken, içimde bir şey kırıldı. Kızım Zeynep’in uykulu gözleriyle bana bakışını unutamıyorum. O an karar verdim: Artık bu evde bir gün daha kalamayacaktım.

Murat ve annesi pazara gitmişti. Evde bir sessizlik vardı; ama bu sessizlik huzur değil, bir fırtınanın öncesindeki ağır havaydı. Hızlıca valizimi çıkardım, Zeynep’in en sevdiği oyuncak ayısını da çantama attım. Ellerim titriyordu. Her şeyin bittiğini biliyordum ama yine de içimde bir umut vardı: Belki annem beni anlayacak, belki bu kez kimse “Yuvanı yıkma!” demeyecek.

Kapıdan çıkarken komşu Şengül Abla’ya yakalandım. “Hayırdır Elif, nereye böyle?” diye sordu. Gözlerim doldu, cevap veremedim. Sadece başımı eğip hızla merdivenlerden indim. Apartmanın önünde nefes nefese kaldım. Zeynep’in minik elleri boynuma sarılıydı. Taksiye binerken son kez apartmana baktım; onca yılın anısı, onca acı bir anda gözümün önünden geçti.

Annemin kapısını çaldığımda, yüzünde önce şaşkınlık, sonra endişe belirdi. “Kızım, ne oldu?” dedi. Sadece ağlayabildim. Zeynep’i kucağına verdim, yere çöktüm ve hıçkıra hıçkıra ağladım. Annem saçlarımı okşadı, “Geçti kızım, geçti” dedi ama ben biliyordum ki hiçbir şey geçmiş değildi.

Murat’la evliliğimiz başta güzeldi. O da herkes gibi bana çiçekler aldı, güzel sözler söyledi. Ama zamanla her şey değişti. Önce ses tonu sertleşti, sonra bakışları soğudu. Her tartışmada suçlu ben oldum. “Senin yüzünden böyleyim,” derdi. Bir gün işten geç geldiğimde, “Yine annene mi gittin? Onun dolduruşuna mı geldin?” diye bağırdı. O an anladım ki bu evde bana yer yoktu.

Murat’ın annesi de bana hiç sıcak davranmadı. Her fırsatta “Bizim ailemizde kadınlar sabreder,” derdi. Ne zaman şikayet etsem, “Kocandır, döver de sever de,” diye geçiştirirdi. Bir gece Zeynep ateşlendiğinde Murat’ı aradım; telefonda “Abartma Elif, çocuk bu, hasta olur,” dedi ve eve gelmedi. O gece sabaha kadar Zeynep’in başında beklerken, içimdeki yalnızlık büyüdü.

Annemin evinde ilk günler zor geçti. Herkesin bakışları üzerimdeydi; mahallede dedikodu başlamıştı bile. “Elif kocasını terk etmiş,” diyorlardı. Annem bana sahip çıktı ama babam sessizdi; sofrada göz göze gelmemeye çalışıyordu. Bir akşam yemeğinde dayanamadı: “Kızım, dön evine. Çocuğun babasız büyümesin,” dedi. Gözlerim doldu, “Baba, ben orada zaten yalnızdım,” dedim.

Zeynep annemin evinde daha mutlu görünüyordu ama geceleri uykusunda hâlâ babasının adını sayıklıyordu. Bir gün parkta oynarken yanımıza bir kadın yaklaştı: “Sen Elif değil misin? Murat’ın karısı?” diye sordu. Utandım, başımı eğdim. Kadın gülümsedi: “Ben de kaçtım bir zamanlar,” dedi ve elimi tuttu. O an anladım ki yalnız değildim.

Murat defalarca aradı; önce yalvardı, sonra tehdit etti. “Kızımı göremezsin!” dedi bir keresinde. Avukat arayışına başladık annemle ama korkuyordum; ya Zeynep’i elimden alırlarsa? Türkiye’de kadın olmak zor; hele ki çocukluysan iki kat zor.

Bir gece annemle mutfakta otururken içimi döktüm: “Anne, ben kötü bir anne miyim? Zeynep’in babasız büyümesine sebep oldum.” Annem gözlerime baktı: “Sen güçlü bir kadınsın Elif. Bazen kaçmak cesaret ister.”

Ama mahalle baskısı bitmiyordu. Komşular fısıldaşıyor, bazı akrabalar arayıp “Barışın,” diyordu. Bir gün eski kayınvalidem kapıya dayandı: “Oğlum perişan oldu! Senin yüzünden ailemiz dağıldı!” dedi. Kapıyı kapattığımda ellerim titriyordu.

Zeynep’in doğum günü geldiğinde Murat aradı: “Kızımı görmek istiyorum.” Annem endişeliydi ama ben izin verdim; Zeynep babasını özlemişti. Murat geldiğinde gözleri doluydu; bana bakmadan Zeynep’i öptü. Sonra bana döndü: “Neden Elif? Neden gittin?”

Cevap veremedim; çünkü anlatmakla bitmezdi yaşadıklarım. O an anladım ki bazen en büyük acılar sessiz yaşanır.

Şimdi geceleri Zeynep’i uyuturken kendi kendime soruyorum: Kaçmak mı cesaret ister, kalmak mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?