Ben, Gülten: Kırk Yıllık Evliliği Ardımda Bıraktım – Ankara’dan Bir Kadının Haykırışı
“Gülten Hanım, nereye gidiyorsun bu saatte?”
Apartman kapısından çıkarken komşum Ayşe Hanım’ın sesiyle irkildim. Elimde bir valiz, gözlerim dolu dolu, ama başım dik. “Biraz hava almaya çıkıyorum,” dedim kısık bir sesle. Oysa içimde fırtınalar kopuyordu; kırk yıl boyunca biriktirdiğim her şey, o valizin içinde değil, kalbimin tam ortasındaydı.
O akşam, evde yine aynı tartışma: “Yemek neden tuzsuz? Neden çocuklar aramıyor? Senin yüzünden mi?” diye bağırıyordu Mehmet. Oysa çocuklar büyümüştü, kendi hayatlarını kurmuştu. Ben ise hâlâ aynı dört duvar arasında, Mehmet’in gölgesinde kaybolmuş bir kadındım. Bir an aynada kendime baktım; gözlerimin altı mor, saçlarımda beyazlar çoğalmış. “Bu ben miyim?” dedim içimden. “Ne zaman bu kadar yorgun düştüm?”
Küçükken annem bana hep sabretmeyi öğretmişti. “Kadın dediğin yuvasını bırakmaz,” derdi. Ben de sustum, yutkundum, yıllarca Mehmet’in öfkesine, ilgisizliğine, hatta zaman zaman hakaretlerine katlandım. Çocuklar için, ailem için, mahalle ne der diye… Ama o gece bir şey koptu içimde. Mehmet’in sesi arka planda uğuldayıp dururken, ben valizimi hazırladım. Her şeyi bırakıp gitmek kolay mı sandınız? Her bir eşyaya dokunurken anılar boğazıma düğümlendi. Ama artık kendim için yaşamak istiyordum.
Kapıyı sessizce çekerken Mehmet’in sesi yükseldi: “Nereye gidiyorsun? Yine trip mi atıyorsun?”
Durdum, arkamı dönmeden cevap verdim: “Kendime gidiyorum, Mehmet.”
Sokakta yürürken Ankara’nın soğuğu iliklerime işledi ama içimde garip bir sıcaklık vardı. Korkuyordum, evet; ama ilk defa özgür hissediyordum. Otobüs durağına vardığımda ellerim titriyordu. Telefonumu açıp kızım Elif’i aradım.
“Elif, ben biraz sizde kalabilir miyim?”
Telefonun ucunda sessizlik oldu önce. Sonra Elif’in sesi titrek geldi: “Anne… Ne oldu? Babam yine mi—”
“Konuşuruz kızım, şimdi yoldayım.”
Elif’in evine vardığımda gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Torunum Defne kapıyı açtı; bana sarıldı. O an anladım ki, hayat sadece fedakârlık değilmiş; bazen kendin için de bir adım atmak gerekirmiş.
İlk günler çok zordu. Elif’in eşi Murat biraz mesafeli davrandı; “Aile meseleleri dışarı taşınmaz,” dedi bir akşam. Elif ise bana sarılıp ağladı: “Anne, keşke daha önce gelseydin.”
Ama mahallede dedikodu başlamıştı bile. Ayşe Hanım diğer komşulara anlatmış: “Gülten Hanım evi terk etmiş! Kadıncağız delirdi mi ne?” Annem aradı; “Kızım, ne yaptın sen? İnsanlar ne der?” dedi. Ben ise ilk defa anneme karşı çıktım: “Anne, insanlar değil; ben ne diyorum önemli!”
Her sabah Defne’yle okula yürüyüşe çıktık. Bir gün parkta otururken yanımıza yaşlı bir kadın geldi; adının Şükran olduğunu söyledi. “Ben de yıllar önce kocamdan ayrıldım,” dedi usulca. “Kolay değil ama insan kendini buluyor.” O an göz göze geldik; birbirimizin acısını anladık.
Ama Mehmet rahat durmadı. Bir gün Elif’in evine geldi; kapıda bağırdı çağırdı: “Senin annen yüzünden ailemiz dağıldı! Herkes bize gülüyor!” Elif kapıyı kapattı; bana döndü: “Artık yeter baba!” O an kızımla gurur duydum.
Bir süre sonra avukata gittim; boşanma davası açtım. Mahkemede Mehmet’in gözleriyle karşılaştığımda içimde bir sızı hissettim ama pişman değildim. Hakim bana sordu: “Neden boşanmak istiyorsunuz?”
“Çünkü artık kendimi yaşamak istiyorum,” dedim titreyen sesimle.
Boşanma süreci sancılı geçti. Akrabalar aradı; “Ayıp ettin Gülten abla,” dediler. Kardeşim bile bana küstü. Ama ben her sabah aynaya bakıp kendime şunu sordum: “Bugün mutlu musun?”
Bir gün Defne bana resim yaptı; üzerinde kocaman bir güneş ve yanında el ele tutuşan iki kadın vardı. “Bu sensin anneanne,” dedi. “Artık üzgün değilsin.” O resmi duvarıma astım.
Aylar geçti; Mehmet’le yollarımız tamamen ayrıldı. İlk başta yalnızlık zor geldi ama sonra özgürlüğün tadını almaya başladım. Kendi paramı kazanmaya başladım; komşu çocuklarına ders verdim, kadın dayanışma merkezine katıldım. Orada benim gibi nice kadınla tanıştım; hepsi farklı hikâyeler ama aynı acılar… Birlikte ağladık, birlikte güldük.
Şimdi bazen pencereden Ankara’nın ışıklarına bakıyorum ve düşünüyorum: Hayatımı yeniden kurmak için neden bu kadar bekledim? Kadın olmak neden hep fedakârlık demek? Belki de en büyük cesaret, kendi yolunu seçmekmiş.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Kırk yıl sonra bile olsa kendi hayatınızı seçmeye cesaret edebilir miydiniz?