Kendi Evimde Misafir: Bir Anneannenin Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen bu akşam sofrayı biraz erken kurar mısın? Yorgunum, işten geç geldim,” dedi damadım Serkan, gözlerini bile kaldırmadan. Sanki bu evdeki tek görevin yemek yapmakmış gibi hissettim bir an. Oysa ben, Hatice’nin annesi, Elif ve Zeynep’in anneannesiyim. Kendi evimde, kendi mutfağımda, bir yabancı gibi.
Üç yıl önceydi. O zamanlar Eskişehir’de, küçük ama huzurlu bir evim vardı. Komşularımla sabah kahveleri, akşamüstü sohbetleri… Ama Hatice aradı bir gün, sesi titriyordu: “Anne, ikizlere bakacak kimsem yok. Serkan’ın işi yoğun, ben de çalışmak zorundayım. Ne olur gel.”
O an hiç düşünmedim. Kızımın gözyaşları, torunlarımın kokusu… Her şeyi bırakıp geldim bu kasabaya. Eşyalarımı sattım, evimi kiraya verdim. Sadece birkaç valizle, umutla geldim. İlk zamanlar güzeldi; Elif ve Zeynep’in gülüşleriyle doluydu ev. Onlara masallar anlatıyor, saçlarını örüyor, birlikte kekler yapıyorduk.
Ama zamanla her şey değişti. Serkan’ın annesi vefat edince, onun küçük kardeşi Murat da bizim eve taşındı. “Geçici,” dediler başta. Ama Murat yerleşti kaldı. O günden sonra evdeki dengeler altüst oldu. Murat’ın yüksek sesli telefon konuşmaları, gece geç saatlere kadar süren oyunları… Kendi odamı bile ona verdiler. “Anneciğim, Murat’ın ders çalışması lazım,” dedi Hatice. Ben ise salondaki çekyatta yatmaya başladım.
Bir gün sabah erken kalkıp mutfağa girdim. Murat mutfakta sigara içiyordu. “Murat, burada sigara içme lütfen,” dedim nazikçe. Bana öyle bir baktı ki… “Burası artık benim odam gibi oldu teyze,” dedi alaycı bir sesle. Hatice duymadı bile bu konuşmayı; işine yetişmek için aceleyle çıkmıştı.
Günler geçtikçe ben daha çok köşeme çekildim. Torunlarım büyüdükçe bana olan ilgileri azaldı; okuldan gelince odalarına kapanıyorlar, ellerinde telefonlar… Bir gün Elif’e sarılmak istedim, “Anneanne şimdi oyun oynuyorum,” dedi başını kaldırmadan.
Serkan ise her akşam eve yorgun geliyor, sofrada tek kelime etmeden yemeğini yiyor, sonra televizyonun karşısına geçiyor. Bazen bana ters ters bakıyor; sanki fazlalıkmışım gibi hissediyorum.
Bir akşam Hatice ile konuşmak istedim. “Kızım,” dedim titrek bir sesle, “Ben burada kendimi misafir gibi hissediyorum.” Gözleri doldu ama hemen toparlandı: “Anne, ne olur böyle düşünme. Sen olmasan biz ne yapardık? Ama biraz sabret, Murat iş bulunca taşınacak.”
Ama Murat iş bulmadı; aksine daha da rahatladı. Evdeki düzeni o belirlemeye başladı. Mutfakta ne pişeceğine bile karışıyor: “Ben sebze yemem, makarna yapın.” Bir gün Hatice’ye yardım etmek için çamaşırları asıyordum; Murat geldi: “Bunları yanlış asıyorsun teyze, annem hep farklı asardı.” O an ellerim titredi; gözlerim doldu ama belli etmedim.
Geceleri çekyatta yatarken eski evimi düşünüyorum. O küçük mutfakta kızımla yaptığım sohbetleri… Şimdi ise kendi evimde sesimi çıkaramıyorum. Bir gün komşu Ayşe Hanım’a rastladım markette; “Yüzün solmuş abla,” dedi. Anlatamadım derdimi; utandım.
Bir akşam Serkan ile Murat tartıştı. Murat yüksek sesle bağırıyordu: “Burası benim de evim! Annem öldü, bana sahip çıkacak kimse yok!” Serkan ise dişlerini sıkarak sustu. O gece Hatice ağladı sessizce; ben ise torunlarımı uyuturken gözyaşlarımı yastığıma akıttım.
Bir sabah Elif ateşlendi; herkes işe okula koşarken ben başında bekledim. Küçük elleriyle elimi tuttu: “Anneanne gitme olur mu?” O an içimdeki tüm kırgınlıklar eridi gitti; torunumun sevgisiyle yeniden güç buldum.
Ama ertesi gün yine aynı yalnızlık… Akşam yemeğinde Murat sofraya oturmadı; odasına çekildi. Serkan surat astı: “Bu evde huzur kalmadı,” dedi Hatice’ye. Ben ise suçlu gibi başımı eğdim.
Bir gün dayanamadım; Hatice’ye tekrar açıldım: “Kızım, ben burada fazlalık oldum galiba.” Gözleri doldu: “Anne ne olur böyle söyleme… Ama Murat’a da kıyamıyorum; o da bizim ailemiz.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi evimde misafir gibiyim; ne bir köşem var ne de bir söz hakkım… Sabah kalkıp eski fotoğraflara baktım; gençliğimdeki gülüşümü aradım yüzümde.
Şimdi burada, salondaki köhne çekyatta otururken düşünüyorum: Bir anneanne olarak fedakarlık yaptım ama karşılığında yalnızlık buldum. Aile olmak ne demek? Birlikte yaşamak mı yoksa birbirine gerçekten yer açmak mı? Sizce insan kendi evinde nasıl yabancı olur? Ben mi yanlış yaptım yoksa hayat mı bana bunu reva gördü?