Görünmez Kadın: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı
“Anne, yine mi aynı şeyleri anlatıyorsun? Benim de işim gücüm var!” diye bağırdı kızım Elif, telefonu suratına kapatmadan önce. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki evin duvarları üstüme yıkıldı, nefesim daraldı. Yirmi beş yıldır bu apartmanda yaşıyorum; her sabah aynı merdivenleri iniyorum, aynı marketten alışveriş yapıyorum, aynı otobüse biniyorum. Ama kimse bana bakmıyor, kimse selam vermiyor. Sanki ben yokum. Sanki ben, bu apartmanın duvarlarından biriyim.
Kendimi bildim bileli hep başkaları için yaşadım. Eşim Mehmet’in ölümünden sonra Elif ve oğlum Baran’ı tek başıma büyüttüm. Geceleri dikiş dikerek, gündüzleri apartman temizliği yaparak onları okutmaya çalıştım. Şimdi ikisi de kendi hayatlarına daldı, bana sadece bayramlarda aramak düşüyor. Geçen hafta Elif’in doğum günüydü, aradım, açmadı. Sonra mesaj attım: “Kızım, iyi ki doğdun.” Cevap gelmedi.
Bir sabah markete giderken apartmanın girişinde komşum Ayşe Hanım’la karşılaştım. “Günaydın,” dedim, göz göze geldik. Ama o başını çevirip hızla geçti yanımdan. İçimde bir burukluk oluştu. Ben bu apartmanda yirmi yıldır yaşıyorum, kimseyle kavga etmedim, kimseye bir kötülüğüm dokunmadı. Neden kimse beni görmüyor? Neden kimse bana ‘Nasılsın?’ demiyor?
O gün markette kasada sıra beklerken önümdeki genç kadın cüzdanını düşürdü. Eğilip almak istedim ama elim titredi, yere eğilince belim tutuldu. Kadın dönüp bana baktı, gözlerinde bir anlık bir şaşkınlık gördüm ama sonra hemen arkasını döndü ve cüzdanını aldı. Teşekkür bile etmedi. Sanki ben orada yoktum.
Eve döndüğümde eski fotoğraflara bakmaya başladım. Gençliğimde ne kadar umutluydum! Mehmet’le evlendiğimiz gün çekilen fotoğrafı elime aldım; gözlerimde ışık vardı, yüzümde gülümseme… Şimdi aynaya bakınca o kadını tanıyamıyorum. Saçlarım bembeyaz olmuş, ellerim buruş buruş… Gözlerimde ise sadece yorgunluk var.
Bir akşam Baran aradı. “Anne, nasılsın?” dedi ama sesi aceleciydi. “İyiyim oğlum,” dedim, “Sen nasılsın?” O da “İyiyim anneciğim, işten yeni çıktım, çok yorgunum,” dedi ve hemen kapattı telefonu. O an anladım ki çocuklarım için de ben artık sadece bir sesim; bir ihtiyaçları olunca aradıkları bir numara…
Bir gün apartmanın girişinde asansör bozuldu. Herkes şikayet ediyordu ama kimse tamirciyi aramıyordu. Ben aradım, tamirci geldiğinde herkes bana teşekkür edeceğine şikayet etmeye devam etti. O an içimde bir öfke kabardı: Neden kimse emeğimi görmüyor? Neden herkes sadece kendi derdinde?
Bir akşamüstü Elif’in evine gitmeye karar verdim. Kapıyı çaldım, Elif kapıyı açtı, yüzünde şaşkın bir ifade vardı. “Anne, haber vermeden niye geldin?” dedi sertçe. “Seni özledim kızım,” dedim titrek bir sesle. Elif içeri aldı ama yüzünde memnuniyet yoktu. Torunum Defne odasında oyun oynuyordu, yanıma gelmedi bile.
O akşam Elif’le mutfakta çay içerken ona çocukluğundan bahsettim: “Sen küçükken her gece sana masal anlatırdım…” dedim. Elif gözlerini kaçırdı: “Anne, geçmişi bırak artık. Şimdiye bak.”
O an anladım ki ben geçmişte yaşamışım; çocuklarım ise geleceğe bakıyorlar. Benim hikayem onların hikayesinde yer bulamıyor artık.
Eve dönerken otobüste camdan dışarı baktım; insanlar telaşla bir yerlere koşuyordu. Yanımdaki genç adam kulaklığını takmıştı, önümdeki kadın telefonda konuşuyordu. Kimse kimseye bakmıyor, kimse kimsenin varlığını hissetmiyordu.
Bir gece rüyamda Mehmet’i gördüm; bana gülümsüyordu: “Sakın kaybolma,” dedi fısıltıyla. Uyandığımda gözlerim yaşlıydı.
Ertesi sabah aynaya baktım ve kendime söz verdim: Artık görünmez olmayacağım! Apartman toplantısında söz aldım; herkes şaşkınlıkla bana baktı. “Bu apartmanda yıllardır yaşıyorum,” dedim, “Hepimiz komşuyuz ama birbirimizi tanımıyoruz bile! Birlikte çay içelim, sohbet edelim… Birbirimize sahip çıkalım.”
İlk başta kimse cevap vermedi ama sonra Ayşe Hanım yaklaştı: “Haklısınız,” dedi sessizce. O gün apartmanın bahçesinde ilk defa komşularımla oturup çay içtik.
O günden sonra markette kasiyer bana selam verdi, otobüste şoför göz göze geldiğimde gülümsedi. Küçük adımlar… Ama ben artık görünmez değilim.
Şimdi pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Acaba kaç kişi benim gibi görünmez hissediyor? Kaç kişi bir selam bekliyor? Siz hiç kendinizi duvar gibi hissettiniz mi? Yoksa hâlâ birbirimizi görmezden mi geliyoruz?