Altmış İki Yaşında Bir Aşk ve Bir Sır: Gönlümün Sonbaharında Yalnızlık
“Ne yapıyorsun Zeynep abla, yine mi o adamla buluşacaksın?” diye bağırdı kızım Elif, kapının önünde ayakkabılarımı giyerken. O an içimde bir kıpırtı, yüzümde utangaç bir gülümseme belirdi. “Evet kızım, biraz hava alacağım,” dedim, ama gözlerimden taşan heyecanı saklayamadım. Altmış iki yaşındaydım ve ilk defa yıllar sonra kalbim bu kadar hızlı atıyordu.
Hayatım boyunca hep başkaları için yaşadım. Genç yaşta evlendim, iki çocuk büyüttüm, eşimi on yıl önce kaybettim. O günden beri evin sessizliğine alışmaya çalıştım. Komşularla çay içmek, torunları sevmek, eski fotoğraflara bakmak… Ama içimde bir boşluk vardı, kimseye anlatamadığım bir yalnızlık. Ta ki Mahmut’la tanışana kadar.
Mahmut Bey’le parkta yürüyüş yaparken karşılaştık. O da duldu, benden üç yaş büyük. İlk başta sadece selamlaştık, sonra sohbetlerimiz uzadı. Bir gün bana, “Zeynep Hanım, insanın yaşı kaç olursa olsun kalbi genç kalabiliyor,” dediğinde gözlerim doldu. O günden sonra her sabah buluşmaya başladık. Ellerimiz titreyerek birbirimize dokunmaktan çekindik. Mahallede dedikodular başladı, kızım Elif’in bakışları değişti. Ama ben mutluydum; yıllar sonra ilk defa kendimi kadın gibi hissediyordum.
Bir akşamüstü Mahmut’un evine davet edildim. Kız kardeşi Ayşe de oradaydı. Çaylar demlendi, sohbet koyulaştı. Ayşe abla bana sıcak davransa da gözlerinde bir tereddüt vardı. Mahmut’la mutfağa geçtiklerinde ben de salonda yalnız kaldım. Tam kalkıp gitmek üzereydim ki, mutfaktan gelen fısıltılar dikkatimi çekti.
“Abi, bu işin sonu nereye varacak? Zeynep ablayı üzmeyeceksin değil mi?” dedi Ayşe.
Mahmut’un sesi titrek çıktı: “Ayşe, ben de bilmiyorum… Yalnızlıktan korkuyorum. Ama Zeynep’in ailesi kabul etmezse ne yapacağız? Kendi çocuklarım bile karşı çıkıyor.”
O an sanki biri kalbimi sıktı. Yıllarca başkalarının onayını bekleyerek yaşamıştım; şimdi yine aynı korkuyla yüzleşiyordum. Kapıya yöneldim ama ayaklarım geri geri gidiyordu. İçeri döndüğümde Mahmut gözlerime baktı, bir şeyler söylemek ister gibi oldu ama sustu.
O gece eve dönerken yağmur başladı. Her damla içimdeki umudu biraz daha söndürdü. Elif beni kapıda bekliyordu.
“Neden bu kadar geç kaldın anne?” dedi endişeyle.
“Biraz hava almak istedim,” dedim kısık sesle.
Elif’in gözlerinde hem merak hem de öfke vardı: “Senin yaşında kadınlar torun bakar, sen neler peşindesin?”
O an içimdeki isyanı bastıramadım: “Ben de insanım Elif! Benim de sevilmeye hakkım yok mu?”
Elif sustu, gözleri doldu. O an anladım ki sadece ben değil, o da kaybetmekten korkuyordu.
Ertesi gün Mahmut aradı. Sesi yorgundu: “Zeynep Hanım, dün gece konuştuklarımız için üzgünüm. Sizi üzmek istemem.”
“Mahmut Bey,” dedim titreyen sesimle, “Ben yıllarca başkalarının mutluluğu için yaşadım. Şimdi biraz da kendim için yaşamak istiyorum. Ama eğer bu aşk bize acıdan başka bir şey getirmeyecekse… Belki de burada bırakmalıyız.”
Telefonun ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonra Mahmut fısıldadı: “Keşke daha cesur olabilsek Zeynep Hanım… Keşke…”
O günden sonra parkta yürüyüşlerim yalnız geçti. Mahalledeki kadınlar arkamdan konuştu, Elif bana daha çok sarıldı ama gözlerinde hep bir endişe vardı. Torunlarımı sevdim, eski fotoğraflara baktım ama içimdeki boşluk büyüdü.
Bir gün Elif yanıma geldi, elinde eski bir fotoğraf albümüyle: “Anne,” dedi yavaşça, “Biliyorum seni anlamakta zorlanıyorum ama senin de mutlu olmaya hakkın var.”
Gözlerim doldu, Elif’in elini tuttum: “Kızım, insan kaç yaşında olursa olsun sevilmek ister. Ama bazen hayat izin vermez…”
Şimdi penceremin önünde oturuyorum, dışarıda yağmur yağıyor. Mahmut’u düşünüyorum; belki başka bir şehirde, başka bir pencerede o da beni düşünüyordur.
Sizce insan kaç yaşında olursa olsun yeniden sevebilir mi? Yoksa bazı şeyler için gerçekten çok mu geç?