Beni Hiç İstememişlerdi, Şimdi Hasta Anneme Bakmamı Bekliyorlar
“Zeynep, annen seni çağırıyor!” diye bağırdı ablam Elif, mutfağın kapısından. O an ellerim titredi, bulaşık süngerini lavaboya bıraktım. İçimde yıllardır biriken öfke, kırgınlık ve çaresizlikle dolu bir nefes aldım. Annem, hasta yatağında yine beni istiyordu. Yıllarca bana sevgisini esirgemiş, her fırsatta istemediğini yüzüme vurmuş kadının şimdi tek umudu ben olmuştum.
Çocukluğumdan beri evin en küçüğüydüm. Babamın sesi hâlâ kulaklarımda: “Zeynep, sen olmasaydın da olurdu.” Annem ise daha acımasızdı: “Seni doğurmak zorunda kaldım, yoksa kimseye anlatamazdım.” Dört kardeşim vardı; Elif, Ayşe, Murat ve Cem. Onlar annemin gözünde hep daha değerliydi. Ben ise fazlalık, yük, istenmeyen bir hataydım.
İlkokulda annem hiçbir zaman saçımı taramazdı. Okuldan döndüğümde sofrada bana yer kalmazdı çoğu zaman. “Sen geç kalmışsın, soğuk yersin,” derdi Elif. O zamanlar anlamazdım neden hep dışlandığımı. Bir gün anneme sordum: “Anne, beni seviyor musun?” Yüzüme bile bakmadan, “Sevmesem bakar mıyım?” dedi. Oysa bakmakla sevmek arasında ne kadar büyük bir uçurum olduğunu yıllar sonra anladım.
Liseye başladığımda babam vefat etti. Evdeki sessizlik daha da ağırlaştı. Annem iyice içine kapandı, ama bana karşı soğukluğu hiç değişmedi. Kardeşlerim birer birer evlendi, kendi hayatlarına daldılar. Ben ise üniversiteye gitmek istedim ama annem izin vermedi: “Evde kalacaksın, bana yardım edeceksin.” O gün hayatımın ipleri ellerimden kaydı gitti.
Yıllar geçti, ben evde kaldım. Kardeşlerim yılda bir bayramda uğradı. Annem yaşlandı, hastalandı. Şimdi ise herkesin gözü bende: “Zeynep, annemize sen bakacaksın.” Elif’in sesi hâlâ kulaklarımda: “Bizim çocuklarımız var, işimiz gücümüz var. Senin zaten hayatın yok ki!”
Bir gece annemin odasında otururken içimdeki fırtına koptu. Annem uykudaydı, nefesi zor çıkıyordu. Gözlerim doldu; ona acıdığım için değil, kendime acıdığım için ağladım. O an Elif kapıyı araladı:
“Elif: Zeynep, yarın hastaneye götürmemiz lazım. Sen hazırlık yaparsın.”
Ben: Neden hep ben? Siz neden ilgilenmiyorsunuz?
Elif: Bizim çocuklarımız var dedik ya! Hem senin işin gücün yok.
Ben: Benim de hayatım vardı belki…
Elif: Abartma! Annemiz hasta, bakacaksın işte.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Ben hiç sevilmedim ki… Şimdi neden onların istediği gibi fedakarlık yapayım? Ama içimde bir ses de susmuyordu: Ya annemi yalnız bırakırsam? Ya vicdan azabıyla yaşarsam?
Bir sabah Ayşe aradı:
Ayşe: Zeynep, annemin ilaçlarını aldın mı?
Ben: Aldım.
Ayşe: Aferin sana! Bak, annen sana emanet.
Ben: Siz de gelip ilgilenseniz ya biraz.
Ayşe: Biz uzaktayız biliyorsun… Hem sen alışkınsın.
Alışkındım evet… Alışkındım yalnızlığa, değersizliğe, sessizce ağlamaya… Ama alışmak istemiyordum artık.
Bir gün Murat ve Cem geldiler. Annemin başında toplandık. Murat cebinden para çıkarıp bana uzattı:
Murat: Al şu parayı Zeynep, annenin ihtiyaçlarını alırsın.
Ben: Para istemiyorum Murat abi! Bir gün de siz ilgilenin.
Cem: Abla saçmalama! Herkesin işi gücü var. Sen evdesin diye sana kaldı bu işler.
Ben: Hep bana kaldı zaten! Hiçbiriniz çocukken de yanımda olmadınız.
Cem: Geçmişi karıştırma şimdi!
O an içimde bir şey koptu. Bağırmak istedim, sustum. Annem gözlerini açtı:
Annem: Zeynep… Su ver kızım.
Sanki hayat boyu bana yüklediği tüm ağırlığı o iki kelimeyle tekrar omzuma koydu. Su verdim, başını okşadım istemeden. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım.
Geceleri annemin başında otururken kendi kendime konuşuyordum:
“Zeynep,” dedim aynadaki yansımama, “Sen ne zaman mutlu olacaksın? Hep başkalarının yükünü taşımak zorunda mısın?”
Bir sabah Elif yine geldi:
Elif: Zeynep, markete gitmen lazım.
Ben: Neden hep ben? Bir gün de sen git!
Elif: Benim vaktim yok! Hem annen seni çağırıyor.
Ben: Anne beni hiç istemedi ki… Şimdi neden ben bakıyorum?
Elif sustu, gözlerini kaçırdı.
O gün karar verdim; kardeşlerimi topladım:
Ben: Artık tek başıma bakmayacağım anneye! Herkes sırayla ilgilenecek ya da bir bakıcı tutacağız.
Ayşe: Olmaz öyle şey! Annemiz sana emanet.
Ben: Ben de insanım! Ben de yoruldum! Yıllarca istemediniz beni, şimdi yükünüzü taşıyayım mı?
Murat: Zeynep saçmalama…
Ben: Saçmalamıyorum! Ya yardım edersiniz ya da ben de çekip giderim!
İlk defa sesimi yükselttim onlara karşı. İlk defa kendimi savundum. Gözlerimde yaşlarla odama çekildim. Annem o gece sessizce ağladı; belki ilk defa benim için mi ağladı bilmiyorum…
Ertesi gün kardeşlerim sırayla gelmeye başladılar. Anneme yemek yaptılar, ilaçlarını verdiler. Ben ise ilk defa kendime vakit ayırdım; sahile indim, denizi izledim. İçimde hafif bir huzur hissettim ama kırgınlığım geçmedi.
Şimdi annem hâlâ hasta yatağında yatıyor; ben ise geçmişin gölgesinde yaşamaya devam ediyorum. Bazen düşünüyorum; affetmek mümkün mü? Yıllarca sevilmemiş bir çocuk büyüyünce nasıl mutlu olur? Siz olsanız ne yapardınız?