Bir Kader Meselesi: Zeynep’in Sessiz Çığlığı
“Zeynep! Yine mi geç kaldın? Kaç kere söyledim sana, hava kararmadan evde olacaksın!” Annemin sesi, apartman boşluğunda yankılandı. Kapıyı açarken ellerim titriyordu; hem soğuktan hem de içimdeki korkudan. Ayaklarım su içinde, botlarım sırılsıklam. Üzerimdeki montun fermuarı bozulmuş, rüzgar iliklerime kadar işlemişti. Ama annemin öfkesi, dışarıdaki ayazdan daha keskin vuruyordu.
“Anne, otobüs geç geldi. Yolda trafik vardı, yağmur da başladı…” diye mırıldandım ama sözümün sonu boğazımda düğümlendi. Annem, mutfağın kapısında dikilmiş, gözleriyle beni delip geçiyordu. “Bahane üretme! Herkesin işi gücü var. Senin yaşında ben çoktan evlenmiştim, iki çocuk büyütüyordum!”
İçimde bir şeyler kırıldı. O an, annemin gözlerinin içine bakmaya cesaret edemedim. Islak çoraplarımı çıkarıp kaloriferin yanına attım. Babam salonda televizyonun sesini açmış, haberleri izliyordu. Onun için ben yoktum sanki; varlığım sadece sofrada bir tabak fazla demekti.
Küçük kardeşim Elif odasında ders çalışıyordu. Kapısını araladım, “Elif, iyi misin?” dedim fısıltıyla. Başını kaldırmadan, “İyiyim abla,” dedi. O da annemin öfkesinden nasibini almıştı son zamanlarda.
Mutfaktan gelen tencere kapaklarının gürültüsüyle irkildim. Annem yemek yaparken öfkesini tencerelerden çıkarırdı. Ben ise her akşam eve dönerken içimde büyüyen bir boşlukla baş etmeye çalışıyordum. Üniversiteyi kazanmıştım ama ailemin ekonomik durumu yüzünden okuyamıyordum. Babam işsizdi, annem ise temizliklere gidiyordu. Ben de bir tekstil atölyesinde asgari ücretle çalışıyordum.
O gece sofrada sessizlik hakimdi. Sadece çatal bıçak sesleri… Annem birden bana döndü: “Yarın Fatma teyzenin oğlu Murat gelecekmiş. Seni görmek istiyor.”
Yutkundum. “Anne, ben istemiyorum öyle şeyleri.”
Annemin kaşı havaya kalktı: “Ne demek istemiyorum? Kız kısmı naz yapar ama sonunda razı olur. Bak, Murat’ın işi var, evi var. Bizim gibi sürünmezsin.”
Babam başını kaldırmadan, “Annen doğru söylüyor,” dedi kısık sesle.
O an içimde bir fırtına koptu. Hayallerim vardı benim; okumak, kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyordum. Ama ailemin gözünde ben sadece bir yükten ibarettim.
Gece boyunca uyuyamadım. Tavanı izlerken gözlerimden yaşlar süzüldü. Sabah olduğunda yüzüm şişmişti ama kimse fark etmedi ya da umursamadı.
Ertesi gün atölyede çalışırken Zehra abla yanıma geldi: “Ne oldu Zeynep? Suratın beş karış.”
İçimi dökmek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Sadece başımı salladım.
Öğle arasında telefonum çaldı. Arayan Murat’tı. Annem numaramı vermiş. “Zeynep merhaba, nasılsın? Akşam görüşebilir miyiz?”
Sustum. Ne diyeceğimi bilemedim. “Ben… bilmiyorum,” dedim titrek bir sesle.
Murat ısrar etti: “Bak, annenle konuştuk zaten. Bir kahve içeriz, konuşuruz.”
Kapatınca ellerim buz kesti. Akşam eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu: “Hazırlan, Murat gelecek.”
İstemeye istemeye saçımı topladım, sade bir elbise giydim. İçeri girdiklerinde Murat’ın annesi Fatma teyze bana baştan aşağı süzdü: “Çok güzel kız maşallah,” dedi ama gözlerinde bir hesap vardı.
Murat konuşmaya çalıştı ama ben gözlerimi yere indirdim. Annem araya girdi: “Zeynep biraz utangaçtır ama eli iş tutar.”
O gece her şey çok hızlı oldu. Sanki ben yoktum; herkes benim hakkımda konuşuyor ama kimse bana sormuyordu.
Misafirler gidince annem bana döndü: “Bak kızım, bu fırsatı kaçırma. Bizim halimizi görüyorsun.”
O an patladım: “Anne ben istemiyorum! Ben okumak istiyorum! Kendi hayatımı yaşamak istiyorum!”
Annemin yüzü bir anda karardı: “Senin hayalin mi var? Hayal karın doyurmaz! Biz senin için uğraşıyoruz burada!”
Babam ise sessizce odasına çekildi.
O gece Elif yanıma geldi, sessizce sarıldı bana: “Ablacığım gitme ne olur…”
Ertesi gün işe gitmedim. Şehrin en yüksek tepesine çıktım, rüzgar yüzümü keserken gözyaşlarımı sakladım. Telefonum çaldı; annem arıyordu ama açmadım.
Kafamda binbir düşünce… Ya ailemi bırakıp kendi yoluma gidersem? Ya da onların istediği gibi yaşayıp kendimi kaybedersem?
Akşam eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu yine: “Neredesin sen? Bizi rezil mi edeceksin?”
İçimdeki son cesaret kırıntısıyla konuştum: “Anne ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Ya bana destek olursunuz ya da kendi yolumu çizerim.”
Annem ağlamaya başladı: “Sen de mi bizi bırakacaksın?”
O an anladım ki bu şehirde, bu evde herkes kendi acısına gömülmüş; kimse kimsenin hayalini duymuyor.
Şimdi odamda oturuyorum ve düşünüyorum: Bir insan ailesini üzmeden kendi yolunu çizebilir mi? Yoksa kader dediğimiz şey, başkalarının bizim için biçtiği hayat mı?