Kendi Hayatımın Kıyısında: Bir Anneanne İsyanı

“Yeter artık!” diye bağırdım, elimdeki çay bardağı titrerken. Mutfağın köşesinde, kızım Elif’in şaşkın bakışlarıyla karşılaştım. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim her şey dilimden dökülmeye başladı. “Benim de bir hayatım var Elif! Sadece anneanne değilim ben!”

Elif’in gözleri doldu. “Anne, ne diyorsun? Sen hep bizim yanımızdaydın, şimdi ne değişti?”

Ne mi değişti? Yıllardır kendi isteklerimi, hayallerimi bir kenara bırakıp çocuklarım ve sonra torunlarım için yaşadım. Sabahları torunlarımı okula hazırlamak, öğlen yemeklerini yapmak, akşamları masal anlatmak… Sanki ben sadece onların hizmetçisiymişim gibi. Oysa ben de insanım. Benim de hayallerim, yapmak istediklerim var. Ama kimse bunu sormadı bana.

Kocam Hasan vefat ettiğinde, herkes bana “Artık yalnız değilsin, torunların var” dedi. Oysa ben yalnızlığımı onlarla doldurmak istemedim. Kendi başıma kalmak, kitaplarımı okumak, belki bir kursa gitmek istedim. Ama Elif ve oğlu Murat’ın işleri yoğunlaştıkça, bana daha çok ihtiyaç duydular. “Anneciğim, sen olmasan biz ne yaparız?” dediler. Ben de sustum, hep sustum.

Ama bugün, Elif işten geç çıkacağını arayıp haber verdiğinde ve ben yine torunları alıp eve getirmek zorunda kaldığımda, içimde bir şey koptu. Yorgundum. Dizlerim ağrıyordu. Akşam yemeği için mercimek çorbası kaynarken, torunum Defne televizyonun sesini sonuna kadar açmıştı. Küçük Efe ise odada ağlıyordu. O an aynada kendime baktım: Saçlarım bembeyaz olmuş, gözlerimin altı morarmıştı.

“Anneanne, neden ağlıyorsun?” diye sordu Defne.

O an sustum. Çünkü cevabını bilmiyordum. Ağlıyor muydum gerçekten? Yoksa sadece içimdeki o sessiz çığlık mı dışarı taşmıştı?

Gece Elif eve geldiğinde, yorgun ve gergindi. “Anne, yine mi makarna yaptın? Çocuklar sebze yemiyor ki böyle!” dedi. O an içimdeki öfke kabardı.

“Senin çocukların onlar Elif! Ben elimden geleni yapıyorum ama artık gücüm kalmadı!”

Elif’in yüzü asıldı. “Ama anne, herkes böyle yapıyor. Ayşe Teyze de torunlarına bakıyor.”

İşte tam burada koptum. “Ben Ayşe değilim! Benim de bir hayatım var! Neden kimse bunu anlamıyor?”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Geçmişimi düşündüm: Gençliğimde öğretmen olmak istemiştim ama babam izin vermemişti. Hasan’la evlenip iki çocuk büyüttüm. Onların mutluluğu için her şeyimi verdim. Şimdi ise yaşlandım ve yine başkalarının hayatını yaşamak zorundayım.

Ertesi gün Elif’le oturup konuştuk. “Anne, sen olmadan biz gerçekten çok zorlanırız,” dedi gözleri dolu dolu.

“Biliyorum kızım,” dedim yumuşakça. “Ama ben de yoruldum. Biraz kendime zaman ayırmak istiyorum.”

Elif sessizce başını salladı. “Peki anne, ne yapmak istiyorsun?”

İşte o an ilk defa biri bana bunu sordu. Ne yapmak istiyordum? Belki bir resim kursuna gitmek, belki eski arkadaşlarımla buluşmak… Belki de sadece evde sessizce oturup çayımı yudumlamak.

Ama Elif’in gözlerinde bir suçluluk vardı. Sanki onu yalnız bırakıyormuşum gibi hissetti. Türkiye’de anneler hep fedakâr olmak zorunda değil mi? Herkesin annesi çocuklarına ve torunlarına bakıyor; bakmayanlara ise bencil deniyor.

Bir hafta boyunca Elif bana mesafeli davrandı. Torunlarımı daha az getirdi. Ben de ilk defa yalnız kaldım evde. Başta huzursuz oldum; ne yapacağımı bilemedim. Sonra eski kitaplarımı çıkardım, tozlarını sildim ve okumaya başladım. Pencerenin önünde oturup dışarıyı izledim; kuşların sesini duydum yıllar sonra ilk kez.

Bir gün kapı çaldı; komşum Nermin Hanım gelmişti. “Ayşe Hanım, seni uzun zamandır görmüyorum,” dedi.

Gülümsedim: “Biraz kendime vakit ayırıyorum Nermin Hanım.”

O da gülümsedi: “Çok iyi yapıyorsun vallahi! Ben de torunlara bakmaktan mahvoldum.”

İşte o an anladım ki yalnız değilim. Biz kadınlar hep susuyoruz; kendi isteklerimizi bastırıyoruz. Sanki sadece başkaları için varız.

Bir akşam Elif aradı: “Anne, Efe ateşlendi, hastaneye götürmem lazım ama Murat da şehir dışında… Yardım eder misin?”

İçimde bir çatışma oldu; yardım etmek istiyordum ama aynı zamanda sınırlarımı da korumak istiyordum.

“Tabii kızım,” dedim ama ekledim: “Ama bundan sonra bazı günlerimi kendime ayırmak istiyorum.”

Elif sustu; sonra yavaşça “Haklısın anne,” dedi.

O gece Efe’yi kucağımda sallarken düşündüm: Anneliğin ve anneanneliğin sınırı var mı? Biz neden hep kendimizi unutuyoruz? Neden toplumda kadınlardan sonsuz fedakârlık bekleniyor?

Şimdi bu satırları yazarken hâlâ içimde bir burukluk var ama aynı zamanda hafiflik de hissediyorum. Artık kendi sesimi duymak istiyorum.

Sizce biz kadınlar ne zaman kendi hayatımızı yaşamaya başlayacağız? Hep başkaları için mi var olacağız yoksa biraz da kendimiz için yaşamaya hakkımız yok mu?