Her Şeyimi Kaybetmekten Korkuyorum: Bir Babanın Dramı

“Baba, lütfen, bir kez olsun onları anlamaya çalış!” diye bağırdı Elif, gözleri dolu dolu. O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllarca Almanya’da, inşaatlarda, soğukta, sıcakta, ellerim nasır tutana kadar çalıştım. Her ay biriktirdiğim paraları, Elif’in ve torunlarımın geleceği için kenara koydum. İstanbul’da, Bağcılar’da küçücük bir daire aldım. O ev, benim gururumdu. Şimdi ise, kızımın evliliği ve damadımın ailesi yüzünden, her şeyimi kaybetme korkusuyla yaşıyorum.

Elif, üniversiteyi bitirdikten sonra, iş bulmakta zorlandı. Ben de ona destek oldum, elimden geleni yaptım. Sonra, bir gün eve geldi ve bana, “Baba, ben Murat’ı seviyorum. Onunla evlenmek istiyorum,” dedi. Murat, iyi bir çocuktu, ama ailesi… Onlar hakkında hep bir huzursuzluğum vardı. Murat’ın babası, Hüseyin Bey, mahallede herkesin çekindiği bir adamdı. Herkes onun işlerini konuşurdu, ama kimse yüzüne bir şey söyleyemezdi. Birkaç kez, Elif’in yanında laf arasında, “Dikkat et kızım, herkesle dost olma,” dedim. Ama gençlik işte, dinlemedi.

Düğünleri sade oldu. Ben elimden geleni yaptım, kızım mutlu olsun diye. Ama daha ilk günden, damadımın ailesiyle aramızda bir mesafe oluştu. Onlar, her fırsatta bana, “Kemal Bey, siz yurtdışında çalıştınız, çok para kazanmışsınızdır,” deyip durdular. Ben ise, her kuruşumu dişimden tırnağımdan artırdığımı anlatmaya çalıştım. Ama anlamadılar. Bir gün, Hüseyin Bey bana, “Şu Bağcılar’daki daireyi Elif’in üstüne yapsan iyi olur. Sonuçta kızınız, bizim oğlumuzla evli. Geleceği garanti olsun,” dedi. O an, içimde bir öfke kabardı. “O ev, Elif’in geleceği için. Ama tapusu bende kalacak,” dedim. O günden sonra, aramızda görünmez bir savaş başladı.

Elif, ilk torunum Ege’yi doğurduğunda, dünyalar benim oldu. Ama damadımın ailesi, her fırsatta evime gelip, “Şu evi büyütelim, Elif’in çocukları çoğalacak, yer yetmez,” demeye başladı. Ben ise, “Her şey zamanla. Şimdilik idare ederiz,” dedim. Ama onlar, sanki benim malıma göz dikmiş gibiydi. Bir gün, Elif bana ağlayarak geldi. “Baba, Murat’ın ailesi sürekli bana baskı yapıyor. Evi satıp, onlarla birlikte büyük bir eve taşınmamızı istiyorlar. Murat da onların tarafını tutuyor,” dedi. O an, içimde bir fırtına koptu. “Kızım, o ev senin ve çocuklarının geleceği. Kimseye yedirtmem!” dedim. Ama Elif, çaresizdi. Murat’la arası açılmıştı, torunlarım huzursuzdu.

Bir akşam, Murat’la yüzleştim. “Bak oğlum, ben bu evi Elif ve çocuklar için aldım. Senin ailenin bu kadar karışması doğru değil,” dedim. Murat, başını öne eğdi. “Babam öyle istiyor. Onun sözü geçer,” dedi. O an, içimdeki öfkeyi zor tuttum. “Senin ailenin sözü mü, yoksa senin ailenin mutluluğu mu önemli?” diye sordum. Murat cevap veremedi. O gece, Elif’le uzun uzun konuştuk. “Baba, ben ne yapacağımı bilmiyorum. Murat’ın ailesi beni sürekli suçluyor, seni dolduruyor diyorlar. Murat da bana güvenmiyor artık,” dedi. Kızımın gözyaşları, yüreğimi dağladı.

Bir sabah, kapım çaldı. Hüseyin Bey ve eşi, ellerinde bir tomar kağıtla geldiler. “Kemal Bey, bakın, biz ailece bir arada olmak istiyoruz. Şu evi satalım, parayı bölüşelim, herkes rahat etsin,” dediler. O an, elim ayağım titredi. “Bu ev satılmaz! Benim alın terim, kızımın geleceği!” diye bağırdım. Hüseyin Bey, gözlerimin içine bakarak, “O zaman Elif mutsuz olur. Murat’ı da alır, başka şehre gideriz. Torunlarını bir daha göremezsin,” dedi. O tehdit, içimi parçaladı. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Elif’in odasının önünde, sessizce ağladım. “Allah’ım, ben ne yaptım da bu hale geldik?” diye sordum kendime.

Günler geçtikçe, evdeki huzursuzluk arttı. Torunum Ege, “Dede, annem neden ağlıyor?” diye sordu bir gün. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Elif, iyice içine kapandı. Murat, eve geç gelmeye başladı. Bir akşam, Elif bana, “Baba, ben boşanmak istiyorum. Dayanamıyorum artık,” dedi. O an, içimde bir umut yeşerdi. “Kızım, ben hep yanındayım. Ne karar verirsen ver, arkandayım,” dedim. Ama Elif, “Ya çocuklar? Onlar babasız büyürse ne olur?” diye ağladı. O an, çaresizliğimi bir kez daha hissettim.

Bir gün, mahallede dedikodular başladı. “Kemal’in damadı, kayınpederinin evine göz dikmiş,” diyorlardı. Utancımdan sokağa çıkamaz oldum. Eski dostlarım, “Kemal, dikkat et. Herkes mal için kavga ediyor. Kızın üzülmesin,” diye uyardı. Ama ben, ne yapacağımı bilmiyordum. Elif’in mutluluğu için mi, yoksa yıllarca biriktirdiğim emeğimi korumak için mi savaşmalıydım? Her gece, Allah’a dua ettim. “Yarabbim, bana bir yol göster.”

Bir sabah, Elif bana, “Baba, ben çocuklarla birlikte bir süreliğine senin yanında kalmak istiyorum,” dedi. O an, içimde bir huzur hissettim. Torunlarım evde koşuştururken, Elif’in yüzü biraz olsun güldü. Ama Murat’ın ailesi rahat durmadı. Sürekli arayıp, “Elif’i geri gönder, yoksa mahkemeye veririz,” diye tehdit ettiler. Elif, her aramadan sonra titreyerek yanıma geldi. “Baba, ben ne yapacağım?” diye sordu. Ben de, “Kızım, korkma. Biz bir aileyiz. Birlikte her şeyin üstesinden geliriz,” dedim. Ama içimde, her an her şeyimi kaybedecekmişim gibi bir korku vardı.

Şimdi, geceleri uyuyamıyorum. Yıllarca çalışıp, biriktirdiğim her şey, bir anda elimden kayıp gidecek diye korkuyorum. Elif’in ve torunlarımın geleceği için savaşıyorum. Ama bazen düşünüyorum: Acaba doğru olanı mı yapıyorum? Kızımın mutluluğu için mi, yoksa kendi gururum için mi savaşıyorum? Siz olsanız, benim yerimde ne yapardınız? Bir baba, ailesi için ne kadar fedakarlık yapmalı, ne zaman dur demeli?