Pazar Sessizliği: Sofrada Kırılan Aile
“Anne, lütfen… Bu konuyu burada açmasak?” Oğlum Murat’ın sesi, sofradaki sessizliği bir bıçak gibi kesti. Elimdeki çatalı yavaşça tabağa bıraktım, gözlerim gelinim Elif’in yüzüne kaydı. O, başını öne eğmiş, salatanın içindeki domatesleri karıştırıyordu. Torunum Zeynep ise, elindeki ekmeği ufalıyor, göz ucuyla bana bakıyordu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.
Her pazar, Murat’ın evinde toplanırdık. Ben, oğlum, gelinim ve torunum. Sofrada annemin tarifinden öğrendiğim etli nohut, pilav, yoğurt, yanında da taze maydanozlu salata olurdu. O sofrada çocukluğumun kokusu, annemin sesi, babamın kahkahası vardı. Her pazar, o eski günleri yaşatmak için elimden geleni yapardım. Ama bu pazar, havada bir ağırlık vardı. Elif’in gözleri bana hiç değmiyordu. Murat ise sürekli saate bakıyor, huzursuzca yerinde kıpırdanıyordu.
Bir ara, Elif mutfağa kalktı. Peşinden gittim. “Elif, bir şey mi oldu kızım? Bir terslik mi var?” dedim. Yüzüme bakmadan, “Yok anne, bir şey yok,” dedi. Ama sesindeki soğukluk, içimi ürpertti. O an, yıllardır süren bu pazar geleneğinin artık Elif için bir yük olduğunu hissettim. Ama yine de, belki de abartıyorumdur diye düşündüm.
Sofraya döndüğümde, Murat’ın telefonu çaldı. Kısa bir konuşmadan sonra, “Anne, Elif’le biraz konuşmamız lazım. Sen Zeynep’le ilgilenir misin?” dedi. Zeynep’in gözleri parladı, “Babaannemle oyun oynayabilir miyim?” diye sordu. Gülümsedim, “Tabii ki canım,” dedim. Ama içimde bir huzursuzluk vardı.
Bir saat sonra, Elif ve Murat salona geldiler. Elif’in gözleri kıpkırmızıydı. Murat ise yüzüme bakamıyordu. “Anne,” dedi Murat, sesi titreyerek, “Elif biraz yoruldu. Son zamanlarda pazar günleri çok kalabalık geliyor ona. Biraz dinlenmek istiyor. Belki bir süre pazarları gelmesen daha iyi olur.”
O an, sanki biri kalbimi sıkıştırdı. “Yani… Artık pazarları gelmeyeyim mi?” dedim. Elif başını salladı, “Anne, yanlış anlama. Seni seviyoruz ama… Evde biraz daha sakin olmak istiyoruz. Zeynep’in de dersleri var, ben de çalışıyorum. Her hafta hazırlık yapmak, misafir ağırlamak yorucu oluyor.”
O an, yıllardır kutsal bildiğim pazar sofralarının, aile sıcaklığının ve oğlumla aramdaki bağın bir anda yok olduğunu hissettim. Gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. “Tabii,” dedim, “Siz nasıl isterseniz.”
O akşam eve dönerken, sokaklar bomboştu. Her adımda, yıllardır elimle büyüttüğüm oğlumun bana olan uzaklığını düşündüm. Murat’ı tek başıma büyütmüştüm. Eşim, Murat üç yaşındayken vefat etmişti. O günden beri, oğlum benim her şeyimdi. Onun için çalıştım, onun için yaşadım. Şimdi ise, hayatında bana yer kalmamıştı sanki.
Ertesi pazar, evde yalnız kahvaltı yaptım. Televizyonda eski bir Yeşilçam filmi vardı. Sofrada tek başıma otururken, annemin bana öğrettiği duaları mırıldandım. O an, gözyaşlarım süzüldü. “Ben nerede hata yaptım?” diye sordum kendime. Belki de Elif’e fazla karıştım, belki de Murat’a fazla düşkün oldum. Ama bir anne, oğlunu sevmekten başka ne yapabilir ki?
Bir hafta sonra, Murat aradı. “Anne, nasılsın?” dedi. Sesim titredi, “İyiyim oğlum, sen nasılsın?” dedim. “İyiyiz. Zeynep seni çok özledi,” dedi. İçimden bir şeyler koptu. “Ben de onu çok özledim,” dedim. Ama Murat, pazar için bir davet yapmadı. Sadece havadan sudan konuştuk. Telefonu kapattığımda, yalnızlığım daha da ağırlaştı.
Bir gün, komşum Ayşe Hanım uğradı. “Ne oldu sana, yüzün solmuş?” dedi. Anlattım. O da benzer şeyler yaşamış. “Artık gençler öyle, her şeye karışmamızı istemiyorlar,” dedi. Ama ben karışmak istememiştim ki. Sadece ailemle bir arada olmak istemiştim.
Bir akşam, markette Elif’i gördüm. Yanında Zeynep vardı. Elif, beni görünce gülümsedi ama gözlerinde bir mesafe vardı. “Anne, nasılsın?” dedi. “İyiyim kızım,” dedim. Zeynep bana sarıldı, “Babaannem, seni çok özledim!” dedi. O an, gözlerim doldu. Elif, “Bir ara Zeynep’i sana bırakabiliriz, olur mu?” dedi. “Tabii ki olur,” dedim. Ama içimde bir burukluk vardı. Artık sadece torunumu görmek için çağrılıyordum, aile sofrası için değil.
Bir gece, eski fotoğraflara baktım. Murat’ın doğum günü, ilkokul mezuniyeti, asker uğurlaması… Her karede ben vardım, o vardı. Şimdi ise, hayatımızın ortasında bir duvar vardı. O duvarı nasıl aşacağımı bilmiyordum.
Bir gün, Murat aradı. “Anne, Elif’le konuştuk. Belki ayda bir pazarları birlikte geçirebiliriz. Ama bu sefer dışarıda, bir kafede buluşsak olur mu?” dedi. İçimden bir şeyler koptu ama yine de kabul ettim. “Olur oğlum,” dedim. Ama o eski ev sıcaklığı, o eski sofralar yoktu artık.
Ayda bir buluşmalarımız başladı. Kafede oturuyor, çay içiyor, Zeynep’le oyunlar oynuyorduk. Ama Elif’in gözlerinde hâlâ bir mesafe vardı. Murat ise sürekli telefonuna bakıyordu. O eski kahkahalar, o eski samimiyet yoktu.
Bir gün, Zeynep bana sarıldı, “Babaannem, neden artık bizim evimize gelmiyorsun?” dedi. Gözlerim doldu, “Bazen büyükler arasında bazı şeyler değişir canım,” dedim. O an, Elif’in gözleri doldu. “Anne, belki de sana haksızlık ettik,” dedi. “Ama bazen insan kendi alanına ihtiyaç duyuyor. Lütfen bizi yanlış anlama.”
O an, Elif’in de aslında zorlandığını, belki de bana söyleyemediği şeyler olduğunu anladım. Belki de ben de fazla ısrarcı olmuştum. Ama bir anne olarak, oğlumun hayatında bir köşede kalmak çok acıydı.
Şimdi, her pazar sabahı, kahvaltı masasında tek başıma oturuyorum. Bazen Murat arıyor, bazen Zeynep geliyor. Ama o eski pazar sofraları, o eski sıcaklık yok artık. İçimde hep bir eksiklik, hep bir boşluk var.
Acaba, bir anne olarak oğlumun hayatında hâlâ bir yerim var mı? Yoksa, zamanla her anne gibi ben de unutulmaya mı mahkûmum? Sizce, bir anne ne zaman geri çekilmeli, ne zaman ısrar etmeli? Lütfen bana yazın, çünkü bu yalnızlık bazen insanın içini kemiriyor.