Başka Anne-Baba İsterdim: Bir Kızın Sessiz Çığlığı

“Yine mi geç kaldın, Elif?” Annemin sesi, apartman kapısından içeri adımımı atar atmaz kulaklarımda yankılandı. Cevap vermedim, ayakkabılarımı sessizce çıkardım. Babam salonda televizyonun sesini açmış, haberleri izliyordu. Annem mutfakta, tencerenin kapağını hışımla kapattı. “Bir gün de zamanında gel, şu evde huzur olsun!” dedi. İçimde bir şeyler kırıldı. Oysa bugün okulda ne kadar heyecanlıydım. Sınıfta, öğretmenimiz için 8 Mart Kadınlar Günü’ne özel hediye ve çiçek parası topladık. Arkadaşım Aslı, “Öğretmen en çok gülleri sever,” dedi. Sonra Burak bana baktı, “Bence kadınlar en çok kırmızı gülleri sever,” dediğinde, kalbim yerinden fırlayacak sandım. O an, Burak’ın bana özel bir şey söylediğini düşündüm. Belki de bana bir gül alırdı, kim bilir? Hayallerimle eve dönerken, annemin öfkesiyle karşılaşmak, içimdeki tüm umutları söndürdü.

Yemekte, babam yine sessizdi. Annem ise her zamanki gibi şikayet ediyordu. “Elif, neden odanı toplamıyorsun? Derslerin nasıl gidiyor? Bak, komşunun kızı Zeynep yine takdir almış.” İçimden bağırmak geldi: “Ben Zeynep değilim! Neden hep başkalarıyla kıyaslanıyorum?” Ama sustum. Çünkü ne zaman konuşsam, annem “Bize karşı gelme!” diye bağırıyordu. Babam ise, “Anneni üzme, kızım,” derdi sadece. O an, başka bir ailem olsaydı, her şey daha güzel olurdu diye düşündüm. Belki başka bir anne-baba, beni olduğum gibi severdi. Belki onlarla dertleşebilirdim, hayallerimi anlatabilirdim.

Odamda, defterime yazmaya başladım: “Keşke başka bir ailem olsaydı. Annem bana kızmaz, babam sessiz kalmazdı. Akşamları birlikte film izler, hafta sonları pikniğe giderdik. Annem bana sarılır, ‘Seni olduğun gibi seviyorum,’ derdi. Babam, ‘Seninle gurur duyuyorum,’ derdi.” Gözlerimden yaşlar süzüldü. O sırada kapı çaldı. Annem, “Elif, kapıya bak!” diye seslendi. Kapıyı açtığımda, Aslı ve annesi gelmişti. Aslı’nın annesi güleryüzle, “Elifciğim, annene selam söyle. Yarın okulda Kadınlar Günü için öğretmenine çiçek alacağız. Sen de gelir misin?” dedi. Annem mutfaktan bağırdı: “Yarın dershanesi var, gelemem!” Aslı’nın annesi şaşkınlıkla bana baktı. “Ama Elif’in de hakkı, değil mi?” dedi. Annem, “Bizim önceliğimiz dersler. Çiçekle vakit kaybetmeye gerek yok,” dedi. O an, Aslı’nın annesine öyle imrendim ki… Keşke benim annem de böyle anlayışlı olsaydı.

Gece, yatağımda dönerken, annemle babamın tartışmalarını duydum. Annem, “Kızın iyice içine kapanıyor. Hiçbir şey anlatmıyor,” dedi. Babam, “Sen de biraz yumuşak ol. Kızımız büyüyor,” dedi. Annem, “Ben onun iyiliği için uğraşıyorum. Ama anlamıyor!” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Annem beni anlamıyor, babam ise sadece izliyor. Oysa ben sadece sevilmek, anlaşılmak istiyorum. Başka bir ailede olsaydım, belki de her şey farklı olurdu.

Ertesi gün okulda, Aslı ve arkadaşlarım çiçek almak için buluştu. Ben ise dershaneye gitmek zorundaydım. Yolda, Burak’ı gördüm. “Elif, sen de geliyor musun?” dedi. “Hayır, annem izin vermedi,” dedim. Burak, “Keşke bizimle gelsen. Çok eğleneceğiz,” dedi. İçimden ağlamak geldi. Eve döndüğümde, annem yine kızgındı. “Dershanede ne yaptın? Testlerini çözdün mü? Bak, sınavlar yaklaşıyor. Seninle gurur duymak istiyorum, Elif!” dedi. O an, “Peki ya ben? Ben kendimle gurur duyuyor muyum?” diye düşündüm. Annem, benim ne hissettiğimi hiç sormuyordu. Sadece başarı, sadece başkaları…

Bir akşam, babam işten geç geldi. Yorgundu. Annem, “Kızın iyice içine kapandı. Hiçbir şey anlatmıyor,” dedi. Babam, “Elif, gel bakalım buraya,” dedi. Yanına oturdum. “Kızım, annenle aranızda ne var?” dedi. Gözlerim doldu. “Beni hiç anlamıyorlar baba. Hep başkalarıyla kıyaslıyor. Hiçbir zaman yeterli değilim,” dedim. Babam sustu. Sonra, “Bazen anneler böyle olur. Ama seni seviyoruz, bunu bil,” dedi. O an, babamın da çaresiz olduğunu anladım. O da annemin gölgesinde kalmıştı. O gece, defterime yazdım: “Belki de ailemizi değiştiremeyiz. Ama içimdeki yalnızlığı kimse anlamıyor.”

Bir gün okulda, rehberlik öğretmenimiz, “Ailelerimizle iletişim kurmak önemlidir. Onlara duygularınızı anlatın,” dedi. Eve gidince, cesaretimi topladım. Anneme, “Anne, seninle konuşmak istiyorum,” dedim. Annem, “Yine ne oldu?” dedi. “Anne, ben de insanım. Benim de duygularım var. Beni başkalarıyla kıyaslamanı istemiyorum. Sadece olduğum gibi kabul etmeni istiyorum,” dedim. Annem önce şaşırdı, sonra sustu. “Ben senin iyiliğin için uğraşıyorum, Elif,” dedi. “Ama ben mutlu değilim anne. Sadece başarılı olmamı değil, mutlu olmamı da ister misin?” dedim. Annem gözlerini kaçırdı. O an, ilk defa annemin de ne kadar yorulduğunu, ne kadar kaygılı olduğunu fark ettim. Belki de annem de kendi annesiyle böyle büyümüştü. Belki de o da başka bir aile istemişti zamanında…

O günden sonra, annemle aramızda küçük de olsa bir değişim başladı. Hala tartışıyoruz, hala anlaşamıyoruz. Ama bazen, annem bana sarılıyor. “Seni olduğun gibi seviyorum,” diyor. Babam ise, daha çok konuşmaya başladı. Akşamları birlikte çay içiyoruz. Yine de, içimde bir boşluk var. Bazen hâlâ başka bir ailem olsaydı, her şey daha kolay olurdu diye düşünüyorum. Ama belki de aile dediğimiz şey, kusurlarıyla, eksikleriyle, çatışmalarıyla bizim ailemizdir.

Şimdi size soruyorum: Hiç siz de başka bir aileniz olsaydı, hayatınız nasıl olurdu diye düşündünüz mü? Yoksa, ailenizi olduğu gibi kabul etmeyi mi öğrendiniz? Ben hâlâ öğrenmeye çalışıyorum…