Oğlum, Hasta Bir Eşle Ne Yapacaksın? Belki de Boşanmak İçin Hâlâ Geç Değil
“Oğlum, hasta bir eşle ne yapacaksın? Belki de boşanmak için hâlâ geç değil.” Annemin sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşürecektim. Annem, gözlerimin içine bakıyordu; bakışlarında hem acıma, hem de sitem vardı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yirmi yıl önce, aynı kadın, eşim Elif’ten gururla bahsederdi. “Ne harika bir kız!” derdi komşulara. “Üniversite mezunu, İngilizce öğretmeni. Her yere gidebilir, her şeyi yapabilir.” Şimdi ise, Elif’in hastalığı yüzünden, onu terk etmemi istiyordu.
O sabah, Elif’in ilaçlarını hazırlamıştım. Yatak odasından hafif bir öksürük sesi geliyordu. Annemin sözleriyle boğazım düğümlendi. İçeri girdim, Elif’in yüzü solgundu ama bana gülümsemeye çalıştı. “İyi misin?” diye sordum. “Bugün biraz daha iyiyim,” dedi, ama gözlerindeki yorgunluk her şeyi anlatıyordu. Elif, üç yıl önce MS teşhisi aldı. O günden beri hayatımız altüst oldu. Önce işini bırakmak zorunda kaldı, sonra yürümekte zorlanmaya başladı. Ben ise, annemle aynı evde, iki ateş arasında kaldım.
Annem, Elif’e ilk zamanlar çok iyi davranırdı. Onunla alışverişe gider, komşulara birlikte oturmaya giderlerdi. Ama hastalık ilerledikçe, annemin sabrı azaldı. “Oğlum, senin de bir hayatın var,” der oldu. “Gençsin, yakışıklısın. Elif’in hastalığı yüzünden ömrünü heba etme.” Her seferinde içimden bir parça kopuyordu. Elif’in yanında olduğumda, ona olan sevgimden hiç şüphe etmedim. Ama annemin sözleri, kafamın içinde yankılanıp duruyordu.
Bir akşam, annemle mutfakta tartıştık. “Anne, Elif’i bırakmamı isteme benden. O benim eşim, hayat arkadaşım,” dedim. Annem gözyaşlarına boğuldu. “Ben senin iyiliğini istiyorum. Elif sana yük oldu. Bak, komşunun kızı Zeynep hâlâ seni bekliyor. Gençsin, yeni bir hayat kurabilirsin.” Annemin bu sözleriyle öfkelendim. “Anne, ben Elif’i seviyorum. Onu bırakmak, kendimi bırakmak olur. Sen nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin?” dedim. Annem, “Senin yerinde olsam çoktan boşanırdım,” diye mırıldandı. O gece, Elif’in yanına gittim. Yatağında sessizce ağlıyordu. Yanına uzandım, saçlarını okşadım. “Sana söz veriyorum, seni asla bırakmayacağım,” dedim. Elif, gözyaşları içinde bana sarıldı. “Biliyorum, ama bazen kendimi yük gibi hissediyorum,” dedi. “Sakın böyle düşünme. Sen benim hayatımın anlamısın,” dedim.
Günler geçtikçe, annemle aramızdaki gerginlik arttı. Evde huzur kalmadı. Annem, Elif’e soğuk davranmaya başladı. Kahvaltı hazırlarken Elif’e seslenmez, sofrada onunla konuşmaz oldu. Bir gün, Elif’in ilaçlarını mutfakta unuttuğunu fark ettim. Anneme sordum, “Anne, Elif’in ilaçlarını gördün mü?” Annem, “Bilmiyorum, kendi işini kendi yapsın,” dedi. O an, annemin Elif’e olan sevgisinin yerini öfkeye bıraktığını anladım. Elif ise, annemin bu tavırlarından çok etkileniyordu. Bana belli etmemeye çalışsa da, geceleri sessizce ağladığını biliyordum.
Bir gün, Elif’in eski öğrencilerinden biri ziyarete geldi. Elif’in gözleri parladı. Öğrencisi, “Hocam, siz olmasaydınız İngilizceyi asla sevemezdim,” dedi. Elif, o an için eski günlerine döndü sanki. Ama öğrencisi gittikten sonra, Elif’in morali yine bozuldu. “Artık hiçbir işe yaramıyorum,” dedi. “Seninle evlendiğimde, sana yük olacağımı hiç düşünmemiştim.” Onu teselli etmeye çalıştım. “Sen benim için hâlâ en değerli insansın,” dedim. Ama Elif’in içindeki suçluluk duygusu, annemin sözleriyle birleşince, aramızdaki sevgiye gölge düşüyordu.
Bir akşam, annemle yine tartıştık. “Anne, Elif’in hastalığı bizim kaderimiz. Onu bırakmak bana yakışmaz,” dedim. Annem, “Senin kaderin mi, onun kaderi mi? Senin de bir hayatın var. Gençliğini bu evde çürütme,” dedi. O an, annemin beni anlamayacağını anladım. O gece, Elif’le uzun uzun konuştuk. “İstersen beni bırakabilirsin,” dedi Elif. “Senin hayatını mahvetmek istemiyorum.” Gözlerim doldu. “Sana söz verdim, iyi günde de kötü günde de yanında olacağım,” dedim. Elif, “Biliyorum, ama bazen annenin haklı olduğunu düşünüyorum,” dedi. “Belki de senin için en iyisi bu.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin sözleri, Elif’in gözyaşları, kendi çaresizliğim… Hepsi iç içe geçti. Sabah olduğunda, anneme kararımı söyledim. “Anne, Elif’i asla bırakmayacağım. Onunla evlendim, ona söz verdim. Eğer bu evde huzur bulamıyorsak, Elif’le birlikte başka bir eve taşınacağız.” Annem, gözyaşları içinde bana sarıldı. “Oğlum, ben seni kaybetmek istemem. Ama senin de mutlu olmanı istiyorum,” dedi. “Ben Elif’le mutluyum,” dedim. Annem, bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Belki de ben yanlış düşünüyorum,” dedi. “Ama seni üzmek istemem.”
Elif’le birlikte yeni bir eve taşındık. Küçük, mütevazı bir daireydi. Ama Elif’in yüzü ilk defa uzun zaman sonra gülümsedi. “Burası bizim yuvamız,” dedi. Ben de ona sarıldım. Zorluklar bitmedi, ama artık birbirimize daha yakındık. Annemle aramızdaki mesafe zamanla azaldı. Annem, Elif’in yokluğunu hissettiğinde, ona olan sevgisinin farkına vardı. Bazen bizi ziyarete gelir, Elif’e çiçek getirirdi. Hayat kolay değildi, ama sevgiyle her şeyin üstesinden gelmeye çalıştık.
Şimdi, geceleri Elif’in yanında otururken, bazen kendi kendime soruyorum: “Gerçek sevgi, zorluklara rağmen yanında kalmak değilse nedir?” Siz olsaydınız, annenizin baskısına rağmen sevdiğiniz insanı bırakır mıydınız? Yoksa her şeye rağmen sevginin yanında mı dururdunuz?