Babamın Yeni Eşi: Bir Haftada Değişen Hayatım

“Bir hafta mı? Gerçekten mi?” diye fısıldadım, elimdeki krem rengi davetiyeyi sımsıkı tutarken. Altın harflerle yazılmış isimler gözlerimi yakıyordu: “Mehmet Yılmaz ve Ayşe Demir’in nikah törenine davetlisiniz.” Annemi kaybedeli daha iki yıl bile olmamıştı. Babamın yeni bir hayat kuracağını biliyordum ama bu kadar hızlı olacağını asla tahmin etmemiştim. Telefonum çaldı, ekranında babamın adı belirdi. Bir an açıp açmamakta tereddüt ettim. Sonunda derin bir nefes aldım ve açtım.

“Efendim baba?” dedim, sesim titriyordu.

“Canım kızım, davetiyeyi aldın mı?” dedi, sesi her zamanki gibi sakindi. Oysa benim içimde fırtınalar kopuyordu.

“Aldım. Bir hafta sonra mı evleniyorsun? Bana neden önceden söylemedin?”

Babam sustu. O sessizlikte, aramızdaki mesafenin ne kadar büyüdüğünü hissettim. “Kızım, seni üzmek istemedim. Zaten konuşmak da kolay değildi. Ama Ayşe’yi tanımanı istiyorum. O iyi bir insan.”

İçimde bir öfke kabardı. Annemin hatırası hâlâ evimizin her köşesindeyken, başka bir kadının o eve girecek olması fikri midemi bulandırıyordu. “Benim için kolay mı sanıyorsun? Annemi daha yeni kaybettik. Sen nasıl bu kadar çabuk unutabildin?”

Babam derin bir iç çekti. “Unutmadım kızım. Ama hayat devam ediyor. Ben de yalnızım. Sen de biliyorsun, insan yalnızlığa alışamıyor.”

Konuşmak istemiyordum. “Kapatmam lazım,” dedim ve telefonu kapattım. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Annemin fotoğrafına baktım. Gözleriyle bana gülümsüyordu. “Anne, sen olsaydın ne yapardın?” diye fısıldadım.

O gece uyuyamadım. Sabah olduğunda, babamın yeni eşiyle tanışmaya karar verdim. Belki de içimdeki öfkeyi ancak onunla yüzleşerek dindirebilirdim. Ertesi gün babam aradı. “Ayşe’yle akşam yemeğine gelir misin?” dedi. “Sadece konuşmak istiyoruz.”

İstemesem de kabul ettim. Akşam olduğunda, eski evimizin kapısını çaldım. Kapıyı babam açtı. Yüzünde tedirgin bir gülümseme vardı. “Hoş geldin kızım.”

İçeri girdim. Salonun köşesinde, annemin eski koltuğunda oturan bir kadın vardı. Saçları açık kahverengi, gözleri yumuşak bakıyordu. Ayağa kalktı, bana doğru yaklaştı. “Merhaba, ben Ayşe,” dedi, elini uzattı.

Elini sıktım ama gözlerinin içine bakamadım. Masaya oturduk. Babam konuşmaya başladı. “Kızım, Ayşe’yle uzun zamandır arkadaşız. O da eşini kaybetti. Birbirimize destek olduk. Şimdi hayatımıza yeni bir sayfa açmak istiyoruz.”

Ayşe sessizce başını salladı. “Seni anlıyorum. Benim de bir kızım var, üniversitede okuyor. Onunla da zorluklar yaşadık. Ama kimse annenin yerini alamaz, bunu biliyorum.”

Bir an sustum. Ayşe’nin gözlerinde samimiyet vardı ama içimdeki buzlar henüz erimemişti. “Benim için çok zor,” dedim. “Annemin eşyaları hâlâ burada. Onun kokusu, sesi, her şeyi…”

Ayşe gözlerini yere indirdi. “İstersen annenin odasına dokunmam. Sen nasıl istersen öyle olur.”

Babam bana baktı. “Kızım, bu ev senin de evin. Hiçbir şey zorla değişmeyecek.”

O akşam eve dönerken kafam karmakarışıktı. Bir yanda babamın mutluluğu, diğer yanda annemin hatırası. Arkadaşım Elif’i aradım. “Elif, babam evleniyor. Ne yapacağımı bilmiyorum.”

Elif, “Kasia, bu çok zor bir durum. Ama baban da insan. Belki de ona bir şans vermelisin. Ayşe’yi tanımadan yargılama,” dedi.

Günler geçtikçe, düğün günü yaklaştı. Babam arada arıyor, “Kızım, gelmeyecek misin?” diye soruyordu. Her seferinde cevap veremiyordum. Sonunda, düğün sabahı, annemin mezarına gittim. “Anne, babam evleniyor. Ben ne yapacağım? Onu yalnız bırakmak istemiyorum ama seni de unutmak istemiyorum.”

Mezarlıkta ağlarken, birden annemin sesi kulağımda yankılandı: “Hayat devam ediyor kızım. Sen de mutlu olmayı hak ediyorsun.”

O an karar verdim. Düğüne gidecektim. Babamı yalnız bırakmayacaktım. Düğün salonuna girdiğimde, herkes bana baktı. Babam gözleri dolu dolu bana sarıldı. “İyi ki geldin kızım.”

Ayşe de yanıma geldi. “Teşekkür ederim,” dedi sessizce. “Senin için de zor olduğunu biliyorum.”

Düğün boyunca içimde bir burukluk vardı ama babamın gözlerindeki mutluluğu görünce, belki de zamanla her şeyin düzeleceğine inandım. Ayşe’yle konuşmaya başladıkça, onun da acılar yaşadığını, yalnızlığın ne demek olduğunu anladım. Annemin yerini kimse tutamazdı ama belki de aile olmak, birlikte iyileşmek demekti.

Şimdi, aradan aylar geçti. Hâlâ annemi özlüyorum ama babamı da yalnız bırakmadığım için huzurluyum. Bazen düşünüyorum: “Acaba annem hayatta olsaydı, bana ne derdi? Gerçekten affedebildim mi, yoksa sadece alıştım mı?” Siz olsaydınız, babanızın yeni eşini kabullenebilir miydiniz? Yoksa geçmişin gölgesinde yaşamaya devam mı ederdiniz?