Gidişin Geri Dönüşü Yok: Bir Annenin Yalnızlığı

“Elif, ben artık yapamıyorum. Bu hayat bana göre değil,” dediği anı hâlâ dün gibi hatırlıyorum. O sabah, Derya henüz bir haftalıktı. Gözlerimin altı mor, ellerim titrek, uykusuzluktan başım dönüyordu. Mutfağın kapısında durmuş, bana bakmadan konuşuyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. “Ne demek istiyorsun, Burak?” dedim, sesim çatallandı. Cevap vermedi, sadece ceketini aldı ve kapıyı sessizce kapattı. O gidişin bir daha dönüşü olmadı.

İstanbul’un o koca apartmanında, birdenbire yalnız kaldım. Annemler, “Kızım, sabret, belki döner,” dediler. Ama ben biliyordum; Burak bir daha dönmeyecekti. Komşuların bakışları, fısıldaşmaları, “Kocası terk etmiş, yazık,” diyen sesler… Hepsi kulağımda yankılandı. Derya’yı kucağıma aldığımda, ona hem anne hem baba olacağıma söz verdim. Ama o söz, her geçen gün daha da ağırlaştı.

Geceleri Derya ağladığında, onu susturmak için ninniler söyledim. Ama bazen, kendi gözyaşlarım onun ağlamasına karıştı. İş bulmam gerekiyordu, çünkü Burak’tan ne nafaka ne de bir haber geliyordu. Annem, “Kızını bana bırak, bir iş bul,” dedi. Ama Derya’yı bırakmak istemedim. Onun kokusunu, sıcaklığını, bana verdiği umudu kaybetmekten korktum. O yüzden, evde dikiş işleri almaya başladım. Geceleri makinenin başında sabahladım, gündüzleri Derya’yla oyunlar oynadım. Ama her oyunun sonunda, Derya “Babam ne zaman gelecek?” diye sorduğunda, içimden bir parça daha koptu.

Yıllar geçti. Derya büyüdü, ben yaşlandım. Okulda anneler günü etkinliğinde, diğer çocuklar babalarından bahsederken, Derya’nın gözleri yere bakıyordu. Eve geldiğinde, “Anne, babam neden bizi istemedi?” diye sordu. Ne cevap vereceğimi bilemedim. “Bazen insanlar hata yapar, kızım,” dedim. Ama o cevabın ne kadar yetersiz olduğunu ikimiz de biliyorduk.

Ailemle aram da zamanla açıldı. Babam, “Kız başına çocuk mu büyütülür?” diye çıkıştı bir gün. “Burak’ı affet, dönsün, çocuğun babasız büyümesin,” dedi. Ama ben, Burak’ın yokluğunun, varlığından daha iyi olduğunu biliyordum. Yine de, her gece Derya’nın başını okşarken, ona bir baba figürü veremediğim için kendimi suçladım.

Bir gün, Derya dokuz yaşına bastığında, okuldan eve döndü ve kapının önünde durdu. Yüzünde alışık olmadığım bir ciddiyet vardı. “Anne, biz artık yabancıyız,” dedi. “Sen hep yorgunsun, hep üzgünsün. Ben de seni anlamıyorum.” O an, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Derya’nın gözlerinde, bana ulaşamayan bir çocuk gördüm. Ona sarılmak istedim, ama o geri çekildi. “Beni bırak, odama gideceğim,” dedi ve kapıyı kapattı.

O gece sabaha kadar ağladım. Kendime, “Nerede hata yaptım?” diye sordum. Derya’yı korumak için, ona güçlü görünmek için, duygularımı hep saklamıştım. Ama belki de, onunla birlikte ağlasaydım, ona acımı gösterseydim, aramızda bu kadar mesafe olmazdı. Sabah olduğunda, Derya’nın odasına girdim. O hâlâ uyuyordu. Yanına oturdum, saçlarını okşadım. “Kızım, ben de bazen çok yalnız hissediyorum,” dedim fısıltıyla. “Ama seni çok seviyorum. Seninle gurur duyuyorum.” O an, Derya gözlerini açtı ve bana baktı. Gözlerinde bir damla yaş vardı. “Ben de seni seviyorum, anne,” dedi sessizce.

Hayat, bana her gün yeni bir sınav sundu. İş yerinde patronum, “Çocuğun var diye sürekli izin alamazsın,” dediğinde, işimi kaybetme korkusuyla sustum. Derya hastalandığında, gece nöbetlerinde başında bekledim. Okul toplantılarında, diğer velilerin bakışlarından utandım. Ama her şeye rağmen, Derya’nın gülümsemesi bana güç verdi.

Bir gün, Derya’nın okulunda veli toplantısı vardı. Diğer anneler, babalar, ellerinde çiçeklerle gelmişti. Ben ise, eski bir kabanla, yorgun ama gururlu bir şekilde salona girdim. Öğretmeni, “Derya çok çalışkan, ama bazen içine kapanıyor,” dedi. Eve dönerken, Derya’ya sordum: “Bir şey mi var, kızım?” O başını salladı. “Bazen, babam olsaydı her şey daha kolay olurdu, anne,” dedi. O an, ona sarıldım ve “Belki de, birlikte daha güçlüyüzdür,” dedim. Derya, ilk kez bana sıkıca sarıldı.

Yıllar böyle geçti. Derya büyüdü, liseye başladı. Ben ise, hayatın yükünü omuzlarımda daha fazla hissetmeye başladım. Bir akşam, Derya eve geç geldi. Kapıyı açtığımda, gözleri kızarmıştı. “Ne oldu?” dedim endişeyle. “Arkadaşlarımın babaları var, anne. Onlar korunduğunu hissediyor. Ben ise hep yalnızım,” dedi. O an, ona ne kadar sarılsam da, içindeki boşluğu dolduramayacağımı anladım. Ama yine de, “Senin yanında hep ben olacağım,” dedim. O gece, ilk kez birlikte ağladık.

Şimdi, Derya üniversiteye hazırlanıyor. Ben ise, geçmişe bakıp, verdiğim mücadeleyle gurur duymaya çalışıyorum. Bazen, “Keşke Burak dönseydi, her şey farklı olur muydu?” diye düşünüyorum. Ama sonra, Derya’nın bana sarılışını, birlikte atlattığımız zorlukları hatırlıyorum. Hayat, bana hem acıyı hem de sevgiyi öğretti.

Belki de, en büyük sınav, yalnız kalınca başlıyor. Peki, sizce bir anne, hem anne hem baba olabilir mi? Yoksa, bazı boşluklar asla dolmaz mı?