Bir Cümleyle Yıkılan Hayaller: Nişan Günü Kaçışı

“Baba, lütfen… Bunu yapmamı isteme.”

O an, kalbim göğsümde öyle hızlı çarpıyordu ki, nefes almakta zorlandım. Annem, saçımı tararken bana gülümsüyordu, gözlerinde gurur ve mutluluk vardı. Odamda, beyaz nişan elbisemle aynanın karşısında oturuyordum. Dışarıdan gelen sesler, kahkahalar, mutfaktan yayılan börek kokusu… Her şey olması gerektiği gibiydi. Ama içimde bir huzursuzluk vardı, sanki bir şeyler ters gidecekmiş gibi. Belki de bu, yıllardır ailemin üzerime yüklediği beklentilerin ağırlığıydı.

Telefonum titredi. Mesaj: “Babanla konuşmam lazım, hemen bahçeye gel.” Gönderen: Emre. Nişanlım. Bir an tereddüt ettim. Anneme, “Biraz hava alacağım,” dedim. Bahçeye çıktım, çiçeklerin arasında yürürken, babamın ve Emre’nin seslerini duydum. Bir an duraksadım, kulak misafiri olmak istemedim ama adımın geçtiğini duyunca istemsizce yaklaştım.

Babamın sesi sertti: “Bak oğlum, kızımın kalbini kırarsan, seni affetmem. Ama bu evlilik sadece sizin mutluluğunuz için değil, iki aile için de önemli. Bunu unutma.”

Emre’nin sesi titriyordu: “Biliyorum amca, ama ben… Ben Zeynep’i unutamıyorum. Bunu Ayşe’ye söyleyemem. Onu üzmek istemem.”

O an, dünya başıma yıkıldı. Zeynep mi? Kimdi Zeynep? Benim adım Ayşe. Nişanlım, başka bir kadını mı seviyordu? Dizlerimin bağı çözüldü, yere çöktüm. Gözlerimden yaşlar süzüldü, ama ağlayamıyordum bile. Sadece donup kalmıştım. Babamın sesi tekrar yükseldi: “Bak oğlum, bu işin şakası yok. Herkesin gözü üzerimizde. Şimdi çık, gülümse, Ayşe’yi mutlu et. Zeynep’i unutacaksın, başka yolu yok.”

Emre’nin sesi fısıltı gibi geldi: “Deneyeceğim amca, ama bilmiyorum…”

O an, içimdeki her şey paramparça oldu. Yıllardır hayalini kurduğum, ailemin onayladığı, herkesin imrendiği o ilişki, bir anda anlamını yitirdi. Ayağa kalktım, elbisemin eteği çamura bulandı. Gözyaşlarımı sildim, ama içimdeki acı dinmedi. Eve döndüm, annem beni görünce şaşırdı: “Kızım, ne oldu? Yüzün bembeyaz!”

“İyiyim anne,” dedim, ama sesim titriyordu. Odaya kapanıp kapıyı kilitledim. Telefonumu elime aldım, Emre’ye mesaj attım: “Konuşmamız lazım. Şimdi.”

Beş dakika sonra kapım çaldı. Emre, gözleri dolu dolu, “Ayşe, ne oldu? İyi misin?” dedi. Ona baktım, gözlerimin içine bakmasını istedim. “Bana doğruyu söyle Emre. Zeynep kim?”

Bir an sustu, sonra başını eğdi. “Ayşe, ben… Ben seni çok seviyorum ama… Zeynep’le geçmişte bir şeyler yaşadık. Onu unutmaya çalışıyorum. Ama kolay olmuyor.”

“Bunu bana niye söylemedin?” diye bağırdım. “Neden bana yalan söyledin? Neden benimle evleniyorsun?”

Emre, çaresizce ellerini açtı: “Ailelerimiz, senin iyi bir insan olman… Herkesin beklentisi… Ben de mutlu olabileceğimizi düşündüm.”

O an, içimdeki öfke ve hayal kırıklığı birbirine karıştı. “Ben kimsenin beklentisi olmak istemiyorum! Ben gerçek bir sevgi istiyorum, yalanlarla kurulmuş bir hayat değil!”

Emre, “Ayşe, lütfen… Her şey düzelecek. Söz veriyorum,” dedi. Ama ona artık inancım kalmamıştı. Kapıyı kapattım, arkamdan annemin sesini duydum: “Kızım, ne oluyor? Misafirler bekliyor!”

Aşağıdan, davetlilerin sesleri yükseliyordu. Herkes gülüyor, eğleniyordu. Ama ben, o an, hayatımın en önemli kararını vermek üzereydim. Elbisemi çıkardım, sade bir kıyafet giydim. Pencereden dışarı baktım, bahçede babam ve Emre hâlâ konuşuyordu. Annem, telaşla yukarı çıktı: “Ayşe, nişan başlamak üzere. Herkes seni bekliyor!”

Ona sarıldım, gözyaşlarımı tutamadım. “Anne, ben bu evliliği yapamam. Emre beni sevmiyor. Başka birini seviyor.”

Annem, bir an dondu kaldı. “Ne diyorsun sen? Herkes burada, insanlar ne der?”

“Bilmiyorum anne. Ama ben mutsuz olamam. Sadece başkaları mutlu olsun diye kendimi feda edemem.”

Annem, gözyaşları içinde bana baktı. “Kızım, insanlar konuşur, unuturlar. Ama senin mutluluğun her şeyden önemli.”

O an, annemin desteğini hissettim. Kapıdan çıktım, bahçeye indim. Herkes bana bakıyordu. Babam, Emre, akrabalar… Herkesin gözünde şaşkınlık ve merak vardı. Derin bir nefes aldım, sesim titreyerek ama kararlı bir şekilde konuştum:

“Bu nişan burada bitiyor. Ben, kendimi kandıramam. Emre’nin kalbinde başka biri var. Ben, gerçek bir sevgi istiyorum. Herkesin beklentisini karşılamak için kendi hayatımı feda edemem.”

Bir anda ortalık buz kesti. Babam, öfkeyle bana baktı: “Ayşe, ne yapıyorsun? Herkes burada! Bizi rezil ettin!”

“Baba, ben kendimi rezil etmektense, yalan bir hayat yaşamamayı seçiyorum.”

Emre, gözyaşları içinde bana bakıyordu. “Ayşe, lütfen… Bir şans daha ver.”

Başımı iki yana salladım. “Kendine ve bana dürüst ol Emre. Ben, başkasının gölgesinde yaşayamam.”

O an, herkesin önünde, gözyaşlarım içinde bahçeden çıktım. Arkama bakmadım. Sokağa çıktığımda, içimde bir boşluk ve hafiflik vardı. Hayatımın en zor kararını vermiştim, ama en doğru karardı bu. Eve döndüğümde, annem yanımdaydı. Babam ise günlerce benimle konuşmadı. Akrabalar, komşular, herkes konuştu, dedikodu yaptı. Ama ben, ilk defa kendim için bir şey yapmıştım.

Aylar geçti, yaralarım yavaş yavaş iyileşti. Emre’den bir daha haber almadım. Babam, sonunda bana sarıldı ve “Senin mutluluğun her şeyden önemliymiş, geç anladım,” dedi. O an, gözyaşlarım yine aktı ama bu kez acıdan değil, huzurdan.

Şimdi bazen düşünüyorum: Bir cümleyle yıkılan hayaller, yeniden kurulabilir mi? İnsan, başkalarının beklentileriyle mi yaşamalı, yoksa kendi kalbinin sesini mi dinlemeli? Siz olsaydınız ne yapardınız?