Beni Suçladı, Evden Kovdu: “Sen Anne Değil, Bir Lanetsin”

“Ne yaptın sen?! Söylesene, ne yaptın çocuğa?!” diye bağırdı Serkan, gözleri öfkeyle dolu, sesi evin duvarlarında yankılandı. O an, mutfağın ortasında, elimde oğlumuzun ateşini ölçtüğüm termometreyle donup kaldım. Ateşi 39’u geçmişti, titriyordu. Oğlum Emir’in yanakları kıpkırmızı, gözleri ise korkuyla bana bakıyordu. Ama Serkan’ın bakışında bana dair tek bir şefkat kırıntısı yoktu. Sadece öfke, sadece suçlama.

“Sen anne değil, bir lanetsin! Senin yüzünden hasta oldu bu çocuk! Defol git bu evden, seni bir daha görmek istemiyorum!” diye bağırdı. O an, içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır biriktirdiğim tüm umutlar, hayaller, annelik gururum bir anda paramparça oldu. Emir’in odasına koştum, başını okşadım, “Korkma oğlum, buradayım,” dedim ama Serkan arkamdan geldi, kolumdan tuttu, “Çık git!” dedi, “Senin yüzünden bu çocuk böyle!”

O gece, oğlumun ateşiyle mücadele ederken, bir yandan da Serkan’ın sözleri beynimde yankılanıyordu. “Senin yüzünden…” Oysa ben, Emir doğduğundan beri her şeyimi ona adamıştım. Uykusuz geceler, hastane koridorlarında geçen saatler, her ateşlendiğinde içimin yanması… Ama Serkan için bunların hiçbiri önemli değildi. Onun için tek gerçek, oğlumuzun hastalığıydı ve suçlu bendim.

Serkan’la evlendiğimizde, herkes bize imrenerek bakardı. Düğünümüz kalabalıktı, annem gözyaşları içinde bana sarılmıştı. “Mutlu ol kızım,” demişti. O zamanlar Serkan’ın bu kadar öfkeli, bu kadar acımasız olabileceğini hayal bile edemezdim. İlk zamanlar her şey güzeldi. Emir doğduğunda, Serkan’ın gözleri parlamıştı. Ama zamanla, iş stresi, maddi sıkıntılar, aile baskısı derken Serkan değişmeye başladı. En küçük bir aksilikte bile bana bağırır, her şeyin suçunu bana yüklerdi. Ama ben hep sabrettim, “Geçer,” dedim, “O da yoruldu, o da üzgün.”

Ama o gece, her şey değişti. Emir’in ateşi bir türlü düşmüyordu. Hastaneye gitmemiz gerekiyordu ama Serkan, “Senin yüzünden hasta oldu, şimdi utanmadan doktora mı götüreceksin?” diye bağırdı. O an, oğlumu kucağıma aldım, montumu giydim ve kapıdan çıktım. Serkan arkamdan, “Bir daha bu eve dönme!” diye bağırdı. Sokakta, soğukta, oğlum kucağımda, gözyaşlarım yanaklarımı yakarken, içimde bir boşluk oluştu. O an anladım ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Hastaneye vardığımızda, doktor Emir’in viral bir enfeksiyon geçirdiğini söyledi. “Çocuklar bazen hasta olur, annesi suçlu değil,” dedi doktor, gözlerimin içine bakarak. O an, içimde bir nebze olsun rahatlama hissettim. Ama eve dönecek bir yerim yoktu. Annemi aradım, “Anne, gelebilir miyim?” dedim, sesim titreyerek. Annem, “Tabii ki kızım, hemen gel,” dedi. O gece annemin evinde, Emir’in başında sabaha kadar bekledim. Annem sessizce yanıma gelip, “Kızım, ne oldu?” diye sorduğunda, gözyaşlarımı tutamadım. “Serkan beni suçladı, evden kovdu,” dedim. Annem sarıldı, “Sen elinden geleni yaptın, kimse sana böyle davranamaz,” dedi.

Günler geçti, Serkan’dan tek bir haber gelmedi. Emir iyileşti, gülmeye başladı ama ben hala içimdeki yarayı saramıyordum. Her gece, Serkan’ın o sözleri kulaklarımda yankılanıyordu: “Sen anne değil, bir lanetsin!” Kendimi sorgulamaya başladım. Gerçekten kötü bir anne miyim? Emir’in hastalığında benim suçum var mıydı? Annem, “Sen çok iyi bir annesin, oğlun için her şeyi yaptın,” dese de, içimdeki suçluluk duygusu bir türlü geçmiyordu.

Bir gün, Serkan’ın annesi aradı. “Kızım, Serkan çok sinirliydi, seni üzmek istemezdi,” dedi. Ama ben, “Anne, o bana anne değil, lanet dedi. Oğlumun hastalığı için beni suçladı. Ben daha ne yapabilirim?” dedim. Kayınvalidem sustu, “Bazen erkekler böyle olur, affet,” dedi. Ama ben affedemedim. Çünkü o gece, sadece evden değil, kendi hayatımdan da kovulmuştum sanki.

Emir’in doğum gününde, Serkan aradı. “Oğlumu görmek istiyorum,” dedi. Annem, “Kızım, istersen konuş,” dedi ama ben korkuyordum. Serkan’la yüzleşmek, o sözleri tekrar duymak istemiyordum. Ama Emir, “Babamı özledim,” deyince, içim parçalandı. Serkan geldi, Emir’e oyuncak getirdi. Bana bakmadı bile. Emir’le oynarken, ben mutfakta ağladım. Annem yanıma geldi, “Kızım, hayat bazen çok acımasız olur. Ama sen güçlü olmalısın,” dedi.

Bir gece, Emir uyurken, Serkan’dan bir mesaj geldi: “Seni affedemiyorum. Oğlumun hastalığı için seni suçlamaktan vazgeçemiyorum. Belki de ayrılmalıyız.” O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllarca süren evliliğimiz, bir gecede, bir hastalık yüzünden bitiyordu. Annem, “Kızım, bazen insanlar kendi acılarını başkasına yükler. Sen suçlu değilsin,” dedi. Ama ben, “Neden hep anneler suçlanır? Neden bir çocuk hasta olunca, ilk önce anne sorgulanır?” diye sordum.

Boşanma davası açıldı. Serkan, “Çocuğumu görmek istiyorum,” dedi. Mahkeme, Emir’in velayetini bana verdi. Serkan, her hafta sonu Emir’i görmeye geldi ama bana tek bir güzel söz söylemedi. Her seferinde, “Oğlum hasta olmasın, dikkat et,” dedi. Sanki ben dikkatsiz, sevgisiz bir anneymişim gibi…

Aylar geçti, Emir büyüdü, okula başladı. Ben ise bir iş buldum, ayakta durmaya çalıştım. Ama her gece, oğlum uyurken, Serkan’ın o sözleri aklıma geliyordu. “Sen anne değil, bir lanetsin!” O sözler, içimde bir yara gibi kaldı. Annem, “Kızım, hayat devam ediyor. Oğlun için güçlü olmalısın,” dedi. Ben de her sabah, Emir’in gözlerine bakıp, “Senin için her şeye katlanırım,” dedim.

Şimdi, yıllar sonra, hala o geceyi unutamıyorum. Serkan’ın öfkesi, suçlamaları, oğlumun hastalığı… Hepsi bir kabus gibi aklımda. Ama biliyorum ki, ben kötü bir anne değilim. Oğlum için her şeyi yaptım, yapmaya da devam edeceğim. Ama bazen düşünüyorum: Neden hep anneler suçlanır? Neden bir çocuk hasta olunca, ilk önce anne sorgulanır? Sizce de bu adil mi?