Bir Aşkın Sessiz Çığlığı: Elif’in Hikayesi
“Elif, kızım, görüyor musun, sana nasıl bakıyor? Sevgiyle, hayranlıkla…” Annemin sesi mutfağın buğulu havasında yankılandı. O an, ellerimdeki çay bardağı titredi. Annemin gözleri, Serkan’ın bana bakışında bir mucize arıyordu. Oysa ben, o bakışların ardında ne kadar yalnız olduğumu kimseye anlatamıyordum.
Serkan, banyodan çıktı; saçları hala ıslak, vücudu havluyla sarılı. Annem, göz ucuyla ona bakıp bana gülümsedi. “Bak, nasıl da yakışıklı damadım,” dedi. Serkan bana yaklaştı, dudaklarını yanağıma uzattı. Başımı çevirdim, öylece donup kaldı. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Annem, şaşkınlıkla bana baktı. “Kızım, neyin var?” dedi sessizce.
Oysa anneme anlatamazdım. Anlatamazdım ki, Serkan’la evliliğimizin ilk yılında her şey ne kadar güzeldi. Üniversitede tanışmıştık, o zamanlar bana şiirler yazardı. Birlikte Kadıköy sahilinde yürüyüşler yapar, hayaller kurardık. Annem, Serkan’ı ilk gördüğünde, “Bu çocuk sana iyi gelir,” demişti. Ben de inanmıştım. Ama zamanla, Serkan’ın ilgisi azaldı. İşten eve yorgun döner, gözleri telefonunda kaybolurdu. Ben ise, her akşam sofraya iki kişilik yemek koyarken, masadaki boşluğu daha çok hisseder oldum.
Bir gece, Serkan eve geç geldi. Yüzünde alışık olmadığım bir gülümseme vardı. “Toplantı uzadı,” dedi. Gözlerimin içine bakmadan banyoya gitti. O an, içimde bir şüphe doğdu. Telefonunu masada bırakmıştı. Ekranda bir mesaj: “Yarın yine görüşelim mi? Özledim.” İsmine bakamadım. Ellerim buz kesti. O gece, Serkan yanımda uyurken, ben sabaha kadar tavana baktım. İçimdeki fırtına dinmek bilmedi.
Ertesi sabah, annem aradı. “Kızım, sesin kötü geliyor. Bir şey mi oldu?” dedi. “Yok anne, biraz yorgunum,” dedim. Annem, “Bak, evlilikte olur böyle şeyler. Erkekler bazen uzaklaşır ama sen sabırlı ol,” dedi. Annemin sözleri, içimdeki acıyı daha da derinleştirdi. Çünkü ben sabırla beklerken, Serkan benden uzaklaşıyordu.
Bir gün, işten erken çıktım. Eve geldiğimde, Serkan’ın ayakkabıları kapıdaydı. Sessizce içeri girdim. Salondan fısıltılar geliyordu. Kapıyı araladım; Serkan, telefonda birine gülerek konuşuyordu. “Seni çok özledim, akşam buluşalım mı?” dediğini duydum. O an, içimdeki her şey yıkıldı. Kapıyı kapatıp sessizce çıktım. Sahile yürüdüm, gözyaşlarım yağmurla karıştı.
O gece eve dönmedim. Annem defalarca aradı, açmadım. Sabah olduğunda, annemin evine gittim. Kapıyı açınca, annem beni görünce sarıldı. “Ne oldu kızım?” dedi. Ağlamaya başladım. “Anne, ben artık dayanamıyorum. Serkan beni aldatıyor,” dedim. Annem, bir an sustu. Sonra, “Belki yanlış anlamışsındır. Erkekler bazen hata yapar, affetmek büyüklüktür,” dedi. Annemin bu sözleri, içimdeki yarayı daha da derinleştirdi. Çünkü ben affetmek istemiyordum. Ben, sevilmek, değer görmek istiyordum.
Bir hafta annemde kaldım. Serkan aradı, mesaj attı. “Elif, lütfen eve dön. Her şeyi açıklayabilirim,” dedi. Annem, “Kızım, yuvanı yıkma. Dön, konuşun,” dedi. İçimde bir ses, “Dönme,” diyordu. Ama annemin gözlerindeki korkuyu görünce, eve dönmeye karar verdim.
Eve döndüğümde, Serkan beni kapıda karşıladı. Gözleri doluydu. “Elif, ne olur dinle beni. Evet, bir hata yaptım. Ama sensiz yapamıyorum. Affet beni,” dedi. O an, içimde bir savaş başladı. Bir yanım, Serkan’a sarılmak, her şeyi unutmak istiyordu. Diğer yanım ise, ona asla güvenemeyeceğimi biliyordu.
O gece, Serkan’la uzun uzun konuştuk. O, gözyaşları içinde pişmanlığını anlattı. “Sana değer vermediğimi biliyorum. Ama sensiz hayatım anlamsız,” dedi. Ben ise, “Beni gerçekten seviyor musun, yoksa yalnızlıktan mı bana dönüyorsun?” diye sordum. Serkan cevap veremedi. O an, her şeyin cevabını almıştım.
Ertesi gün, annem aradı. “Kızım, ne karar verdin?” dedi. “Anne, ben artık kendim için yaşamak istiyorum. Yalnız kalmaktan korkmuyorum. Artık kendime değer vereceğim,” dedim. Annem, bir süre sustu. Sonra, “Sen bilirsin kızım. Ama unutma, hayat kısa. Mutlu olmayı hak ediyorsun,” dedi.
Boşanma süreci zordu. Ailemin, akrabalarımın bakışları, “Genç yaşta dul mu olacaksın?” diyen komşular… Herkesin bir fikri vardı. Ama ben, ilk defa kendi kararımı verdim. Serkan’la yollarımızı ayırdık. İlk zamanlar çok zorlandım. Geceleri yalnız uyumak, sabahları tek başıma kahvaltı yapmak… Ama zamanla, yalnızlığın bana huzur verdiğini fark ettim.
Bir gün, annemle tekrar mutfakta kahvaltı hazırlarken, bana baktı. “Kızım, şimdi nasıl hissediyorsun?” dedi. Gülümsedim. “Anne, ilk defa kendim gibi hissediyorum. Kırık da olsam, özgürüm,” dedim. Annem, gözlerimin içine baktı. “Seninle gurur duyuyorum,” dedi. O an, içimdeki fırtına dindi.
Şimdi bazen düşünüyorum: Bir kadın, sevilmediği bir evlilikte neden kalır? Toplumun baskısı mı, yalnızlık korkusu mu, yoksa alışkanlık mı? Siz olsanız, affeder miydiniz, yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?