Karnaval Hayatım: Bir Anne, Bir Kız ve Bir Kış Gecesi
“Elif! Yine mi dışarı çıkıyorsun? Kızım, karnın burnunda, biraz dinlensen olmaz mı?”
Mutfakta, eski ahşap sandalyemde oturmuş, ellerimi çay bardağının etrafında ısıtmaya çalışıyordum. Pencerenin dışında, Aralık ayının ilk karı usulca yere düşüyordu. İçimde ise kar gibi sessiz ama ağır bir endişe vardı. Elif, kapının önünde, aynada kendine son bir kez bakarken, yüzünde o tanıdık, umursamaz gülümseme vardı. Saçlarını özenle toplamış, makyajını yapmış, karnı neredeyse patlayacak gibi ama sanki birazdan bir düğüne, bir galaya gidecekmiş gibi hazırdı.
“Anne, lütfen. Sadece bir saatliğine gidip geleceğim. Zeynep’le buluşacağım, doğumdan sonra zaten hiçbir yere çıkamayacağım. Hem doktor da yürüyüş iyi gelir dedi.”
“Yürüyüş dediği Bağdat Caddesi’nde alışveriş, kafelerde oturmak değil Elif! Senin yaşında, ben seni kucağımda sallıyordum. Şimdi sen, doğacak çocuğunu düşünmeden, partilere koşuyorsun. Hiç mi korkmuyorsun?”
Elif’in gözleri bir anlığına yere kaydı. Sonra yine dikleşti. “Anne, herkesin hayatı farklı. Ben de anne olacağım ama bu, hayatımın bittiği anlamına gelmiyor. Sen gençliğinde hiç eğlenmedin mi?”
İçimden bir öfke kabardı. Elif’in bu rahatlığı, bu umursamazlığı… Sanki annelik ona hiç dokunmamıştı. Oysa ben, Elif’e hamileyken, her gece dua ederdim. Onun sağlıklı doğması için, iyi bir hayatı olması için. Şimdi ise, onun hayatı sadece Instagram’da paylaştığı fotoğraflardan, arkadaşlarıyla gittiği mekanlardan ibaretmiş gibi geliyordu.
Kocam, Mehmet, salondan başını uzattı. “Halina, bırak kız rahat etsin. Gençtir, eğlensin. Bizim zamanımız geçti.”
Mehmet’in bu rahatlığına da sinir oluyordum. Her zaman Elif’in tarafını tutardı. Oysa ben, Elif’in iyiliği için endişeleniyordum. Bir anne olarak, kızımın geleceğinden, torunumun sağlığından korkuyordum.
Elif, montunu giyip kapıya yöneldi. “Geç kalmam, merak etme. Zeynep’le sadece bir kahve içeceğiz.”
Kapı kapanınca, mutfakta bir sessizlik oldu. Sadece eski buzdolabının uğultusu ve dışarıda yağan karın sessizliği. Gözlerim doldu. Elif’in çocukluğunu hatırladım. O minik elleriyle bana sarıldığı günleri… Şimdi ise, aramızda görünmez bir duvar vardı. Onun dünyasıyla benim dünyam bambaşka olmuştu.
Telefonum çaldı. Arayan ablam, Ayşe’ydi. “Halina, nasılsın? Elif nasıl?”
“Ne olsun abla… Yine dışarı çıktı. Karnı burnunda, ama aklı fikri gezmekte, eğlenmekte. Hiç sorumluluk hissetmiyor gibi.”
Ayşe’nin sesi yumuşadı. “Gençler artık başka. Bizim gibi değiller. Ama sen de çok üstüne gitme. Belki korkuyordur, belki anneliğe hazır değildir. Bazen insan, korkularını böyle saklar.”
Ablamın sözleri içime işledi. Elif’in gözlerinde bazen bir korku, bir tedirginlik görüyordum. Ama o, bunu hep gülümseyerek, şakalaşarak saklıyordu. Belki de ben, onun korkularını görememiştim. Belki de ona destek olmak yerine, onu daha çok uzaklaştırmıştım.
Gece ilerledi. Elif hâlâ dönmemişti. Saat on bir olmuştu. Mehmet çoktan uyumuştu. Ben ise, mutfakta, pencerenin önünde, karın yağışını izliyordum. İçimde bir huzursuzluk vardı. Elif’in başına bir şey gelmesinden korkuyordum. Telefonunu aradım, açmadı. Mesaj attım, cevap yok.
Birden, kapı çaldı. Koşarak açtım. Elif, yüzü bembeyaz, gözleri dolu dolu içeri girdi. “Anne…” dedi, sesi titriyordu. “Biraz oturabilir miyiz?”
Onu hemen mutfağa aldım. Elif sandalyeye oturdu, elleri titriyordu. “Anne, ben… Ben korkuyorum. Gerçekten korkuyorum. Herkes benden güçlü olmamı bekliyor. Ama ben bilmiyorum, anne. Anne olabilecek miyim? Ya başaramazsam?”
O an, Elif’in içindeki küçük kızı gördüm. O güçlü, neşeli, umursamaz görünen Elif’in arkasında, korkmuş, yalnız bir çocuk vardı. Ona sarıldım. “Kızım, ben de korkmuştum. Her anne korkar. Ama birlikte başaracağız. Sen yalnız değilsin.”
Elif, başını omzuma koydu. “Bazen, senin gibi olamamaktan korkuyorum. Sen her şeyi başardın, ben ise… Sadece hata yapmaktan korkuyorum.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Ben de hata yaptım Elif. Herkes hata yapar. Ama önemli olan, birlikte olmamız. Senin annenim, her zaman yanında olacağım.”
O gece, Elif’le uzun uzun konuştuk. Korkularını, hayallerini, anneliğe dair endişelerini anlattı. Ben de ona kendi hikayelerimi, gençliğimi, anneliğe ilk adım attığım günleri anlattım. O an, aramızdaki duvarlar yıkıldı. Elif’in partilere, salonlara kaçışı, aslında korkularından bir kaçıştı. Bunu ilk kez o gece anladım.
Sabah olduğunda, Elif bana sarıldı. “Anne, bana güvendiğin için teşekkür ederim. Belki mükemmel bir anne olamam, ama elimden geleni yapacağım.”
O an, içimde bir umut filizlendi. Belki de annelik, sadece fedakarlık değil, aynı zamanda anlamak, dinlemek ve birlikte büyümekti. Elif’in anneliğe hazır olup olmadığını bilmiyorum, ama artık onun yanında olacağımı biliyorum.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç çocuğunuzun korkularını, endişelerini görebildiniz mi? Onunla gerçekten konuşabildiniz mi? Yoksa, benim gibi, sadece kendi korkularınızın arkasına mı saklandınız?