Beşinci Kattaki Gizemli Komşu ve Huzurun Bedeli
“Yeter artık, sus!” diye bağırdım kendi kendime, ellerim titreyerek çay bardağını masaya bırakırken. Saat gece yarısını geçmişti ve beşinci kattaki yeni komşunun dairesinden gelen sesler, duvarları titretecek kadar güçlüydü. Oysa bu apartmanda, İstanbul’un göbeğinde, herkesin hayatı birbirine karışırdı; kim kiminle kavga etti, kim hangi gün pazara gitti, hepsini bilirdim. Ama o kadın… O kadın bir sırdı. Adı Zeynep’ti, ama kimseyle konuşmaz, market poşetlerini sessizce taşır, göz göze gelmemek için başını öne eğerdi.
O gece, duvardan gelen ilk çığlıkla irkildim. Kalbim deli gibi atıyordu. Annem, “Kızım, karışma, herkesin derdi kendine,” derdi hep. Ama bu öyle bir çığlıktı ki, insanın içini parçalayan, yardım isteyen bir ses… Bir an, elim telefona gitti. 155’i arayacak cesaretim var mıydı? Ya yanlış anladıysam? Ya Zeynep’in başına bir şey gelirse ve ben sorumlu olursam? Ya da apartmandaki herkes bana düşman olursa?
Birden, annem salona girdi. “Ne oldu, niye ayaktasın?” diye sordu. Gözlerim doldu, “Anne, Zeynep Hanım’ın evinden sesler geliyor. Sence… Sence bir şey yapmalı mıyım?” Annem yüzünü buruşturdu, “Kızım, karışma. Bizim huzurumuz önemli. Hem, kim bilir ne olmuştur? Belki televizyon açıktır.” Ama o ses, televizyon sesi değildi. O, bir kadının çaresizliğiydi.
Sabaha kadar uyuyamadım. Her çığlıkta, her hıçkırıkta, içimden bir parça koptu. Sabah olunca, apartmanın WhatsApp grubunda konuşmalar başladı. “Beşinci katta yine kavga varmış,” yazdı Ayşe Teyze. “Polis çağıran olursa, apartmanın adı çıkar,” diye ekledi Mehmet Amca. Herkes huzurdan, düzenin bozulmamasından bahsediyordu. Kimse Zeynep’in neden ağladığını, ne yaşadığını sormuyordu.
O gün işe gitmek için kapıdan çıktığımda, Zeynep’i merdivenlerde gördüm. Gözleri şişmiş, yüzünde morluklar vardı. Göz göze geldik. Bir an, “Yardım edebilir miyim?” demek istedim. Ama dilim tutuldu. O ise başını eğip hızla geçti. İçimde bir utanç, bir öfke… Kendime kızdım. Neden bu kadar korkaktım? Neden herkes gibi susuyordum?
Akşam eve döndüğümde, babam televizyonun karşısında oturuyordu. “Kızım, apartmanda huzur önemli. Kimseye karışma. Bak, geçen sene de alt kattaki aileyi şikayet ettiler, sonra herkes birbirine düşman oldu. Bizim başımızı belaya sokma,” dedi. O an, ailemin bana öğrettiği tek şeyin sessizlik olduğunu fark ettim. Huzur dedikleri şey, başkalarının acılarını görmezden gelmekti.
Ertesi gün, marketten dönerken Zeynep’in kapısının önünde durdum. Kapıyı çalmaya cesaret edemedim. Sadece kapının altından bir not bıraktım: “Yardıma ihtiyacınız olursa, ben buradayım.” Adımı yazmadım. Korkaktım. Ama içimde bir umut vardı, belki bir gün cesaretimi toplar, gerçekten yardım edebilirim diye.
Günler geçti. Zeynep’in evinden gelen sesler azaldı. Ama apartmanda dedikodular arttı. “Kocası onu dövüyormuş,” dedi biri. “Kendi yüzünü morartmıştır, dikkat çekmek için,” dedi bir başkası. Herkes konuşuyordu, ama kimse yardım etmiyordu. Ben ise her gece, Zeynep’in kapısının önünden geçerken, içimde bir suçluluk hissiyle başımı eğiyordum.
Bir akşam, apartmanın girişinde Zeynep’in kocasıyla karşılaştım. Gözleri öfkeyle doluydu. Bana sertçe baktı, “Sen misin karışan?” dedi. O an, kalbim ağzıma geldi. “Hayır, ben… Ben sadece…” diyebildim. O ise arkasını dönüp gitti. O gece, apartmanda herkesin bana farklı baktığını hissettim. Annem, “Bak gördün mü, başımıza iş açacaksın,” diye fısıldadı. Babam, “Bir daha karışırsan, bu evde huzur bulamazsın,” dedi. O an, ailemin sevgisiyle, vicdanım arasında sıkıştım.
Bir hafta sonra, Zeynep’in evi boşaltıldığında, apartmanda bir sessizlik oldu. Kimse onun gidişini konuşmadı. Herkes rahat bir nefes aldı. Ben ise, pencereden dışarı bakarken, içimde bir boşluk hissettim. Zeynep’in başına ne geldiğini asla öğrenemedim. Belki başka bir apartmanda, başka bir hayatta, yine aynı acıyı yaşayacaktı. Belki de bir gün, birisi gerçekten yardım edecekti.
Şimdi, her gece uyumadan önce, gözlerimi tavana dikip düşünüyorum: Sessiz kalmak mı doğruydu, yoksa yardım etmek mi? Huzur dedikleri şey, başkalarının acılarını görmezden gelmekse, gerçekten huzurlu muyuz? Siz olsaydınız, ne yapardınız?