Bir Daha Bana Döneceksin!
“Bir daha bana döneceksin! Hem de dizlerinin üstünde yalvaracaksın!” Murat’ın o soğuk, küçümseyici sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. O gece, çocuklarım uyurken, bavulumu hazırlarken, içimdeki öfke ve utanç birbirine karışmıştı. Annemin evine doğru giderken, arabada gözyaşlarımı tutamıyordum. “Kim ister seni iki çocukla? Senin yaşında kadınlar artık kimseye cazip gelmiyor, Zeynep!” demişti Murat, yüzüme bakmadan. O an, içimde bir şeyler kırıldı. On iki yıllık evliliğimizin, birlikte kurduğumuz o yuva sandığım şeyin, aslında ne kadar kırılgan olduğunu anladım.
Annemin kapısını çaldığımda, gözlerim şişmiş, ellerim titriyordu. Annem kapıyı açınca, bakışlarında hem şaşkınlık hem de endişe vardı. “Ne oldu kızım? Bu saatte, çocuklarla… Hayırdır?” diyebildi sadece. Cevap veremedim. Sadece sarıldım ona, hıçkıra hıçkıra ağladım. O an, annemin kollarında, yıllardır taşıdığım yükün ağırlığını hissettim. “Anne, ben bittim… Murat… Murat beni aldattı,” dedim, kelimeler boğazımda düğümlenerek. Annem bir an dondu kaldı. Sonra, “Aman Allah’ım… Zeynep, kızım… Gel, içeri gel,” diyerek beni ve çocukları içeri aldı.
O gece hiç uyuyamadım. Annemle mutfakta oturduk, çay içtik. Annem, “Belki bir yanlış anlaşılmadır,” dedi önce. “Belki bir hata yapmıştır, affetmek lazım,” diye ekledi. Ama ben, Murat’ın bana söylediği o acımasız sözleri, gözümün önüne gelen o mesajları, başka bir kadının parfümünü unutamıyordum. “Anne, ben affedemem. O bana, çocuklarımıza ihanet etti. Hem de hiç pişman değil!” dedim. Annem sustu. Yüzünde, kızının hayatının paramparça oluşunu izleyen bir annenin çaresizliği vardı.
Sabah olunca, çocuklar uyanınca, her şey daha da gerçek oldu. Oğlum Ege, “Anne, babam nerede?” diye sordu. Küçük kızım Elif ise, “Evimize ne zaman döneceğiz?” dedi. Onlara ne diyeceğimi bilemedim. “Bir süre anneannenizde kalacağız,” dedim sadece. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. Onların yanında güçlü olmam gerektiğini biliyordum.
İlk günler çok zordu. Mahallede herkes fısıldaşıyordu. “Zeynep geri dönmüş, kocası onu bırakmış,” diye konuşuyorlardı. Marketten ekmek alırken, kasiyer kadın bana acıyarak bakıyordu. Komşular, anneme gelip “Gençler arasında oluyor böyle şeyler, barışırlar inşallah,” diyorlardı. Ama ben biliyordum, Murat’ın bana dönecek bir yanı kalmamıştı. O, yeni hayatına başlamış, beni ve çocukları geride bırakmıştı.
Bir gün, Murat aradı. “Çocukları göreceğim,” dedi. Sesi soğuktu. “Tabii, görebilirsin,” dedim. O gün, çocukları parka götürdü. Döndüklerinde, Ege’nin gözleri doluydu. “Babam, yeni bir abla ile tanıştırdı bizi,” dedi. Elif ise, “O abla bana oyuncak aldı,” diye anlattı. İçimde bir şeyler daha koptu. Çocuklarımın gözünde, babalarının yerini bir başkası almaya başlamıştı. O gece, Elif uyurken, “Anne, babamı özledim,” dedi. Onu kucağıma aldım, saçlarını okşadım. “Ben de özledim kızım,” dedim. Ama içimde, Murat’a karşı bir öfke, bir kırgınlık vardı ki, tarif edemem.
Geceleri uyuyamıyordum. Kafamda bin bir düşünce… “Ben şimdi ne yapacağım? İki çocukla, işsiz, annemin evinde… Hayatım bitti mi?” diye soruyordum kendime. Annem, “Bir iş bulursun, çocuklarına bakarsın, güçlü ol kızım,” diyordu. Ama kolay mıydı? Üniversiteyi bitirmiştim, ama yıllardır çalışmamıştım. Murat istememişti. “Evde çocuklara bak, ben çalışırım,” demişti. Şimdi ise, iş aramak zorundaydım.
Bir gün, eski bir arkadaşım, Ayşe, aradı. “Zeynep, bir okulda yardımcı öğretmen arıyorlar, başvurmak ister misin?” dedi. Umutlandım. Hemen başvurdum. Görüşmeye gittim. Müdür, “Çocuklarınız varmış, onlarla ilgilenmek zorunda kalırsanız, iş aksar mı?” diye sordu. İçimden, “Keşke Murat da çocukları düşünseydi,” dedim. Ama dışarıdan, “Hayır, çocuklarım için güçlü olmak zorundayım,” dedim. O işi aldım. İlk maaşımı aldığımda, çocuklarıma dondurma aldım. O an, ilk kez kendimle gurur duydum.
Ama her şey kolay değildi. Mahallede hâlâ fısıltılar devam ediyordu. “Kocası onu aldattı, ama o çalışıyor, çocuklarına bakıyor,” diyorlardı. Bazıları ise, “Kadın başına ne yapacak ki?” diye küçümsüyordu. Annem, “Boşver, kim ne derse desin, sen çocuklarına bak,” diyordu. Ama bazen, gece yatağımda, yalnız kaldığımda, Murat’ın sözleri aklıma geliyordu: “Senin yaşında kadınlar kimseye cazip gelmiyor.” O an, kendimi değersiz hissediyordum. Ama sonra, çocuklarımın bana sarılışı, “Anne, seni çok seviyoruz,” deyişi, bana güç veriyordu.
Bir gün, Murat tekrar aradı. “Zeynep, çocukları bu hafta sonu alacağım,” dedi. Sesi hâlâ soğuktu. “Tamam,” dedim. O hafta sonu, çocuklar Murat’ın evine gitti. Döndüklerinde, Ege, “Babam yeni ablayla evlenecekmiş,” dedi. Elif ise, “O abla bana yeni elbise aldı,” diye anlattı. İçimde bir kıskançlık, bir öfke… Ama çocuklarımın mutluluğu için, hiçbir şey söylemedim. Sadece, “Babanız sizi seviyor, ben de sizi çok seviyorum,” dedim.
Aylar geçti. İşimde daha iyi oldum. Çocuklar okula alıştı. Annem, “Kızım, bak, hayat devam ediyor,” dedi. Ama bazen, geceleri, yalnız kaldığımda, Murat’ın bana yaptığı haksızlığı, toplumun bana yüklediği suçluluk duygusunu düşünüyordum. “Neden hep kadın suçlanır? Neden bir adamın ihaneti, kadının ayıbı olur?” diye soruyordum kendime.
Bir gün, markette eski bir okul arkadaşım, Emre’yle karşılaştım. “Zeynep, seni yıllar sonra böyle görmek… Üzgünüm, ama çok güçlüsün,” dedi. O an, ilk kez birinin bana “güçlü” dediğini duydum. İçimde bir umut filizlendi. Belki de, hayat yeniden başlayabilirdi. Belki de, Murat’ın dediği gibi, “kimse istemez” değildim. Belki de, kendi hayatımı kurabilirdim.
Şimdi, bu satırları yazarken, hâlâ zaman zaman ağlıyorum. Ama biliyorum ki, ben çocuklarım için, kendim için, yeniden ayağa kalktım. Murat’ın bana söylediği o acımasız sözler artık canımı yakmıyor. Çünkü ben, kendi değerimi, kendi gücümü buldum. Ama bazen hâlâ soruyorum kendime: “Bir kadının hayatı, bir adamın ihanetiyle mi ölçülür? Yoksa, yeniden ayağa kalkabilmekle mi?” Sizce hangisi?