Oğlumun Oğlunu Anaokulundan Alırken Hayatımın En Ağır Gerçeğiyle Yüzleştim
“Efe Hanım’ın babaannesi siz misiniz?” diye sordu öğretmen, kapıdan içeri girdiğimde. Sesi titrek, bakışları ise bir şeyler saklıyordu. O an, içimde tuhaf bir huzursuzluk hissettim. Efe, her zamanki gibi bana koşmadı. Sınıfın köşesinde, elinde bir oyuncak araba, sessizce oturuyordu. Oğlumun ve gelinimin iş yoğunluğundan dolayı çoğu zaman Efe’yle ben ilgilenirdim. Ama bugün, öğretmenin bakışları, Efe’nin sessizliği, içimde bir fırtına kopardı.
“Biraz konuşabilir miyiz?” dedi öğretmen, beni kenara çekerek. Kalbim deli gibi atıyordu. “Efe son zamanlarda çok içine kapanık. Arkadaşlarıyla oynamıyor, sık sık ağlıyor. Bugün de, resim yaparken ‘Babam artık eve gelmiyor’ dedi. Sizi üzmek istemem ama, evde bir sorun mu var?”
O an, dünyam başıma yıkıldı. Oğlum Emre ve gelinim Zeynep’in aralarındaki tartışmaların Efe’yi bu kadar etkilediğini hiç düşünmemiştim. Efe’nin gözyaşları, bana yıllar önce kendi çocukluğumu hatırlattı. Babamın anneme bağırışları, annemin sessizce ağlayışı… O an, Efe’nin yaşadığı acının aynısını ben de yaşamıştım.
Efe’nin yanına gittim. “Canım torunum, hadi eve gidelim,” dedim. Gözleri dolu dolu bana baktı. “Babaanne, babam neden anneme kızıyor? Dün gece yine bağırdı. Ben korktum, odamda saklandım.”
Ne diyeceğimi bilemedim. O an, Efe’nin küçücük kalbinde açılan yarayı hissettim. Onu kucağıma aldım, saçlarını okşadım. “Bazen büyükler de üzülür, canım. Ama seni çok seviyoruz, bunu sakın unutma,” dedim. Ama içimde, oğluma ve gelinime karşı bir öfke, bir kırgınlık vardı. Nasıl olur da kendi çocuklarının önünde bu kadar kavga edebilirlerdi?
Eve dönerken Efe’nin elini sımsıkı tuttum. Yolda, Efe birden durdu. “Babaanne, annem ağladığında ben de ağlamak istiyorum. Ama annem beni görmesin diye yastığımın altına saklanıyorum.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Efe’nin yaşadığı korku, yalnızlık, çaresizlik… Hepsi bana ağır geldi. Eve vardığımızda, Zeynep kapıda bizi bekliyordu. Yorgun, gözleri şişmişti. Efe’yi görünce gülümsedi ama o gülümsemenin ardında kocaman bir hüzün vardı.
“Efe bugün biraz üzgündü,” dedim. Zeynep başını eğdi. “Biliyorum, anne. Emre’yle dün gece yine tartıştık. Oğlumuzun yanında olmaması gerektiğini biliyorum ama… Bazen kendimi tutamıyorum.”
İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Bak kızım, ben de yıllar önce aynı şeyleri yaşadım. Babam anneme bağırırdı, ben de korkardım. Ama çocuklar her şeyi hisseder. Efe’nin kalbinde iz bırakıyorsunuz.”
Zeynep ağlamaya başladı. “Ne yapacağımı bilmiyorum. Emre çok değişti. İşten geç geliyor, benimle konuşmuyor. Sürekli gergin. Bazen Efe’ye bile ilgisiz davranıyor.”
O an, oğlumun da mutsuz olduğunu anladım. Ama en çok zarar gören Efe’ydi. O gece, Efe’yi uyuturken başında bekledim. Küçük elleriyle yastığına sarılmış, gözleri kapalı ama kaşları çatık… İçim parçalandı.
Sabah Emre eve geldiğinde, onu mutfakta bekledim. “Oğlum, seninle konuşmamız lazım,” dedim. Emre yorgun, bitkin bir haldeydi. “Anne, lütfen şimdi değil,” dedi. Ama ben ısrar ettim. “Bak Emre, Efe çok üzgün. Okulda içine kapanmış, arkadaşlarıyla oynamıyor. Dün öğretmeni bana anlattı. Seninle Zeynep’in tartışmaları onu mahvediyor.”
Emre başını ellerinin arasına aldı. “Anne, ben de çok yoruldum. İşte sorunlar var, patronum sürekli baskı yapıyor. Eve gelince de Zeynep’le tartışıyoruz. Bazen Efe’yi görecek halim kalmıyor.”
Oğlumun gözlerinde çaresizliği gördüm. “Bak oğlum, hayat zor. Ama Efe senin ilginle büyüyecek. Onun yanında kavga etmeyin. Ne olursa olsun, çocuğunuzu koruyun.”
Emre sessizce başını salladı. “Haklısın anne. Ama bazen kendimi kaybediyorum. Zeynep de çok hassas. Birbirimize iyi gelmiyoruz galiba.”
O an, ailemizin dağılma ihtimaliyle yüzleştim. Efe’nin geleceği için ne yapmalıydım? Oğlumun evliliğini kurtarmak için mi uğraşmalıydım, yoksa Efe’yi daha fazla korumak için mi? O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi annemin yaşadıklarını, kendi çocukluğumu düşündüm. Efe’nin yalnızlığını, korkusunu…
Ertesi gün, Zeynep’le uzun uzun konuştum. “Bak kızım, evlilik kolay değil. Ama Efe için bir yol bulmalısınız. Gerekirse bir uzmandan yardım alın. Ben her zaman yanınızdayım. Ama Efe’yi bu kavgalardan uzak tutun.”
Zeynep gözyaşları içinde bana sarıldı. “Anne, bazen çok yalnız hissediyorum. İstanbul’da kimsemiz yok. Sen olmasan ne yapardım bilmiyorum.”
O an, aile olmanın ne demek olduğunu bir kez daha anladım. Birbirimize tutunmak, zor zamanlarda destek olmak… Ama en çok da çocuklarımızı korumak. Efe’nin gözlerindeki korkuyu bir daha görmek istemiyordum.
Oğlum ve gelinim, sonunda bir aile danışmanına gitmeye karar verdiler. Efe’yle daha çok ilgilenmeye başladılar. Ben de her gün Efe’yi okuldan alıp parka götürdüm, ona masallar anlattım. Ama içimde hep bir korku vardı: Ya bir gün her şey daha da kötüye giderse? Ya Efe’nin kalbindeki yaralar hiç iyileşmezse?
Şimdi, her gece Efe’yi uyuturken ona şunu söylüyorum: “Sen çok seviliyorsun, canım torunum. Ne olursa olsun, yanında olacağım.” Ama bazen kendi kendime soruyorum: Bir çocuğun kalbini korumak için bir babaanne ne kadar güçlü olabilir? Sizce, ailedeki yaraları sarmak için en doğru yol nedir?