Bir Veda, Bir Yara: Ayşe’nin Annesiyle Son Günü

“Ayşe, kalk kızım, annen seni soruyor!” Babamın sesi, sabahın köründe evin içinde yankılandı. Gözlerimi açtığımda, içimde bir sıkışma hissettim. Annemin hastalığı son aylarda hepimizi tüketmişti. O gün, hastaneye gitmek için hazırlanırken, ablam Zeynep’in gözleri şişmişti. Sessizce yanıma yaklaşıp, “Ayşe, annemiz bugün daha kötü, doktorlar umutlu konuşmuyor,” dedi. Sanki içimde bir şeyler kırıldı o an.

Hastane koridorları, soğuk ve kasvetliydi. Annemin odasına girdiğimizde, yüzünde hafif bir tebessüm vardı. “Kızlarım, canlarım… Buradasınız ya, bana yeter,” dedi. Babam, annemin elini tutarken, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Annem bana döndü, “Ayşe, güçlü olacaksın, söz ver,” dedi. O an, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Gözyaşlarımı tutamadım, annemin ellerine sarıldım.

O gün, annemizi kaybettik. Eve döndüğümüzde, evin içi bomboştu. Annemin sesi, kahkahası, mutfakta yaptığı yemeklerin kokusu… Hepsi bir anda yok olmuştu. Babam, salonda sessizce oturuyordu. Zeynep ise annemin odasında, onun eski eşyalarını kokluyordu. Ben ise mutfakta, annemin en sevdiği fincanda çay demledim. Sanki o an, annem yanımdaymış gibi hissettim.

Cenaze günü, mahalledeki herkes evimize akın etti. Komşular, akrabalar, annemin eski arkadaşları… Herkes ağlıyor, herkes annemden bahsediyordu. Bir komşumuz, “Ayşe, annen ne kadar iyi bir insandı, herkese yardım ederdi,” dedi. O an, annemin ne kadar çok insanın hayatına dokunduğunu fark ettim. Ama içimdeki boşluk, hiçbir sözle dolmuyordu.

Geceleri, annemin yokluğunda uyuyamıyordum. Bir gece, babamın odasından hıçkırık sesleri duydum. Kapıyı araladım, babam annemin fotoğrafına bakarak ağlıyordu. Yanına oturdum, elini tuttum. “Ayşe, annen olmadan ne yapacağız?” dedi. O an, babamın da ne kadar kırılgan olduğunu gördüm. Hep güçlü durmaya çalışmıştı ama annemin yokluğu onu da yıkmıştı.

Ablam Zeynep, annemin yokluğunu başka türlü yaşıyordu. Sürekli işe gidiyor, eve geç geliyordu. Bir akşam, mutfakta karşılaştık. “Ayşe, annemiz için güçlü olmalıyız,” dedi ama gözleri doluydu. Sarıldık, uzun süre ağladık. O an, birbirimize daha çok sarılmamız gerektiğini anladım.

Günler geçtikçe, evdeki sessizlik daha da ağırlaştı. Annemin eşyalarını toplarken, eski bir defter buldum. İçinde, annemin el yazısıyla yazdığı notlar vardı. “Kızlarım, hayat zor olacak ama birbirinize sahip çıkın,” yazmıştı. O defteri okudukça, annemin sesini duyar gibi oldum.

Bir gün, annemin mezarına gitmek için hazırlandık. Babam, elinde bir demet çiçekle mezarlığa geldi. Zeynep, annemin en sevdiği şalı getirmişti. Mezarı başında, anneme dualar okuduk. Babam, “Seni hiç unutmayacağız, Fatma,” dedi. O an, annemin yokluğunun ne kadar derin olduğunu bir kez daha hissettim.

Evde, annemin yokluğunda her şey eksikti. Sabahları kahvaltı hazırlayan, akşamları sofraya oturtan, dertlerimizi dinleyen annem yoktu artık. Babam, bazen yemek yapmaya çalışıyor ama beceremiyordu. Zeynep ise ev işlerinden kaçıyordu. Ben ise annemin yerini doldurmaya çalışıyordum ama hiçbir şey eskisi gibi olmuyordu.

Bir akşam, babamla otururken, “Ayşe, annenin yokluğuna alışabilecek miyiz?” diye sordu. Cevap veremedim. Çünkü ben de bilmiyordum. Annemin yokluğu, evimizin her köşesinde hissediliyordu.

Zaman geçtikçe, hayat devam etti. Zeynep evlenip başka bir şehre taşındı. Babam, emekli oldu ve daha çok içine kapandı. Ben ise üniversiteyi kazandım, İstanbul’a taşındım. Ama annemin yokluğu, peşimi hiç bırakmadı. Her başarımda, her mutluluğumda, annemin yanımda olmasını istedim.

Bir gün, üniversitede bir arkadaşım annesini kaybettiğini söyledi. Ona sarıldım, “Acın çok taze, ama zamanla hafifleyecek,” dedim. O an, annemin bana bıraktığı gücü hissettim. Annemin istediği gibi güçlü olmaya çalışıyordum. Ama bazen, geceleri, annemin fotoğrafına bakıp ağlıyordum.

Yıllar geçti, ben de anne oldum. Kızım Elif’e annemi anlattım. “Büyükanne Fatma çok iyi bir insandı,” dedim. Kızım, “Anne, sen de onun gibi olacaksın mı?” diye sordu. Gözlerim doldu. Annemin bana bıraktığı sevgiyi, kızımda yaşatmaya çalıştım. Ama bazen, annemin yokluğunda hâlâ küçük bir kız çocuğu gibi hissediyorum.

Şimdi, annemin mezarına her gittiğimde, ona içimi döküyorum. “Anne, güçlü olmamı istedin, elimden geleni yapıyorum. Ama bazen çok zorlanıyorum. Sen olsaydın, bana ne derdin?” diye soruyorum. Belki de annemin istediği gibi güçlü olmanın yolu, onun sevgisini ve hatırasını yaşatmak. Ama sizce, bir insan annesinin yokluğuna gerçekten alışabilir mi?