Hayatımın Kırılma Noktası: Kayınpederim Hikmet Bey ve Kırık Hayallerim

“Senin annenin evinde büyüdüğün gibi burada büyüyemezsin, Elif!” Hikmet Bey’in sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Ellerim titreyerek çay bardağını tezgâha bıraktım. Karnımdaki bebeğin hafif tekmeleriyle, içimdeki korku ve çaresizlik birbirine karışıyordu. O an, hayatımın en zor sabahlarından biriydi.

Her şey, Serkan’la geçen yaz Kadıköy’deki bir mahalle etkinliğinde tanışmamızla başlamıştı. O, İstanbul’un göbeğinde, kendi evinde yaşayan, özgüvenli bir adamdı. Ben ise Üsküdar’da annemle yaşayan, üniversiteyi yeni bitirmiş, hayalleriyle boğuşan bir genç kadındım. Serkan’ın sıcak gülüşü, bana güven vermişti. Kısa sürede ilişkimiz ciddileşti ve kendimi onun evinde buldum. Annem başta karşı çıktıysa da, “Kızım, mutluysan ben de mutluyum,” dedi. Ama mutluluk, bazen çok kısa sürüyormuş.

Bir sabah, baş dönmesiyle uyanınca, hamile olduğumu anladım. Serkan’a söylediğimde, gözlerinde bir anlık korku gördüm ama hemen ardından sarıldı bana. “Her şey güzel olacak, Elif,” dedi. O an ona inandım. Ama asıl fırtına, Serkan’ın ailesine haber verdiğimizde koptu.

Kayınpederim Hikmet Bey, eski bir devlet memuruydu. Hayatı boyunca her şeyin kuralına uygun olmasını isterdi. Bize ilk söylediği şey, “Bu çocuk evlilik dışı doğamaz,” oldu. Serkan’la hemen nikâh kıydık. Düğün, pandemi nedeniyle küçük bir aile arasında yapıldı. O gün, annem gözyaşları içinde bana sarılırken, “Kızım, güçlü ol,” dedi. Ama ben o gücü bulamıyordum.

Serkan’ın işi kötüye gitmeye başlayınca, kendi evimizde kalmak imkânsız hale geldi. Kirasını ödeyemediğimiz için, Hikmet Bey’in evine taşındık. O günden sonra, hayatımda hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Hikmet Bey’in evi, bana hiç ait olmadı. Her sabah, kahvaltı sofrasında, “Elif, şu yumurtayı biraz daha pişirseydin,” ya da “Senin annen böyle mi yapardı?” gibi laflarını duymak, içimi kemiriyordu. Kayınvalidem Gülten Hanım ise sessizdi, ama bakışlarıyla her şeyi anlatıyordu. Bir gün, mutfakta bulaşık yıkarken, Gülten Hanım yanıma geldi. “Kızım, Hikmet Bey’in huyuna git. O böyle, değişmez,” dedi. Ama ben değişmek istemiyordum. Kendi hayatımı, kendi kurallarımı yaşamak istiyordum.

Serkan ise, babasının gölgesinde eziliyordu. Akşamları işten yorgun döndüğünde, bana sarılmak yerine, babasının karşısında sessizce oturuyordu. Bir gece, odada yalnızken, “Serkan, bu böyle gitmez. Kendi evimize çıkmamız lazım,” dedim. Gözlerini kaçırdı. “Elif, şu an iş bulamıyorum. Babamın yanında kalmak zorundayız,” dedi. O an, yalnızlığımın ne kadar derin olduğunu anladım.

Hamileliğim ilerledikçe, kaygılarım arttı. Bir gün, Hikmet Bey’in sesiyle irkildim. “Elif, senin annen seni böyle mi yetiştirdi? Akşama misafir gelecek, şu evi adam gibi temizle!” O an, gözyaşlarımı tutamadım. Annemi aradım. “Anne, ben burada çok mutsuzum,” dedim. Annem, “Kızım, sabret. Her şey geçer,” dedi. Ama ben sabretmekten yorulmuştum.

Bir akşam, Serkan’la tartıştık. “Sen neden beni savunmuyorsun?” diye bağırdım. O ise, “Babamın evindeyiz, mecburum,” dedi. O gece, ilk defa Serkan’dan uzaklaştığımı hissettim. Karnımdaki bebeğe dokunup, “Sana nasıl bir hayat sunacağım?” diye düşündüm.

Doğum zamanı geldiğinde, annem yanımda olamadı. Gülten Hanım doğumda yanımdaydı ama soğuktu. Bebeğim dünyaya geldiğinde, gözyaşlarım mutluluktan değil, yalnızlıktan aktı. Hastaneden eve döndüğümüzde, Hikmet Bey, “Oğlumun soyadını taşıyan bir erkek torunum oldu,” dedi. Ama ben, kızımın gözlerine bakıp, “Senin için savaşacağım,” dedim.

Geceleri, kızım ağladığında, Hikmet Bey’in kapıyı sertçe kapatıp, “Şu çocuğu sustur!” diye bağırması, içimdeki öfkeyi büyüttü. Serkan ise, “Babamı kızdırma,” diyerek beni susturuyordu. Bir gün, dayanamayıp, “Ben bu evde daha fazla kalamam!” diye bağırdım. O an, Hikmet Bey bana döndü: “Senin gibi bir gelinim olacağına, hiç olmasaydı daha iyiydi!” dedi. O söz, kalbime bir bıçak gibi saplandı.

O gece, kızımı kucağıma alıp, annemi aradım. “Anne, ben eve gelmek istiyorum,” dedim. Annem, “Kapım sana her zaman açık,” dedi. Ama Serkan, “Kızım babasız büyümesin,” diye yalvardı. O an, iki arada bir derede kaldım. Kendi mutluluğum mu, kızımın babasıyla büyümesi mi?

Bir sabah, Hikmet Bey’in odasından bağırış sesleri geldi. Serkan’la tartışıyorlardı. “O kadını ya adam edersin ya da gönderirsin!” dediğini duydum. Serkan, ilk defa babasına karşı çıktı. “Baba, Elif benim eşim. Onu üzemezsin!” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi. Belki de Serkan değişiyordu. Belki de kendi ailemizi kurabilirdik.

O gün, Serkan’la uzun uzun konuştuk. “Elif, sana ve kızımıza bir ev bulacağım. Söz veriyorum,” dedi. Gözlerim doldu. İlk defa, kendimi yalnız hissetmedim. Ama içimde hâlâ bir korku vardı. Ya Serkan yine babasının baskısına boyun eğerse? Ya ben yine yalnız kalırsam?

Şimdi, bu satırları yazarken, kızım yanımda uyuyor. Serkan iş arıyor, ben ise umutla bekliyorum. Hayatımın bu kırılma noktasında, kendi ayaklarım üzerinde durmak için savaşmaya devam ediyorum.

Bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatını seçme hakkı neden bu kadar zor olmalı? Siz olsaydınız, kızınız için mi, kendi mutluluğunuz için mi savaşırdınız?