Söylenmeyen Uyarıların Yankısı
“Anne, ben artık dayanamıyorum!” Elif’in sesi telefonda titriyordu. Sabahın köründe, kahvaltı masasını toplarken çalan bu telefon, günümün seyrini bir anda değiştirdi. O an, yıllar önce kendi kayınvalideme attığım çaresiz bakışları hatırladım. Elif’in sesiyle geçmişim, bugünüme karıştı. “Mert yine hiçbir şeye yardım etmiyor. Bütün yük benim üstümde. Ne desem, ya duymuyor ya da ‘Yorgunum’ deyip geçiştiriyor. Ben ne yapacağım?”
Bir an sustum. İçimde, yıllardır söylemek isteyip de sustuğum cümleler boğazıma düğümlendi. Elif’in bu haline üzülüyordum ama bir yandan da, “Sana zamanında söylemiştim,” demek istiyordum. Oğlum Mert’i büyütürken, ona her istediğini vermiş, en ufak bir işte bile elini sürdürmemiştim. “Erkek çocuğu, yorulmasın,” derdim. Şimdi ise, bu rahatlığın bedelini Elif ödüyordu.
“Elif’ciğim, bak, biliyorum çok zor. Ama bazen insan, karşısındakine sınır koymazsa, o da alışıyor. Mert’i biraz sıkıştırman lazım,” dedim. Ama içimden geçen, “Benim de hatam var,” demekti. Elif ağlamaya devam etti. “Anne, ben ne desem, ‘Sen zaten evde oturuyorsun, ben çalışıyorum’ diyor. Ama evde oturmak ne demek? Ben de çocukla uğraşıyorum, yemek yapıyorum, evi temizliyorum. Hiçbir şey görmüyor.”
O an, yıllar önce rahmetli kayınvalidemle yaşadığım bir tartışma geldi aklıma. O da bana, “Kızım, oğlumun huyu böyledir, idare et,” demişti. Ben de yıllarca sustum, içime attım. Şimdi Elif’in yaşadıklarını izlerken, kendi geçmişimin yankılarını duyuyordum.
Telefonu kapattıktan sonra, mutfağa döndüm. Mert’in çocukluğundan beri ona her şeyi hazır sunuşum, Elif’in bugün yaşadığı yalnızlığın temelini atmıştı. Bir anne olarak, oğlumu korumak isterken, aslında ona hayatı öğretmemiştim. Elif’in gözyaşları, kendi anneliğimin eksiklerini yüzüme vuruyordu.
Akşam, Mert eve geldiğinde, Elif’in gözleri yine şişmişti. Sofrada bir sessizlik vardı. Mert, telefonuna gömülmüş, Elif ise tabağındaki yemeği karıştırıyordu. Dayanamadım, “Mert, oğlum, Elif bütün gün evde tek başına uğraşıyor. Biraz yardım etsen olmaz mı?” dedim. Mert, başını kaldırmadan, “Anne, ben sabahtan akşama kadar çalışıyorum. Eve gelince biraz dinlenmek istiyorum. Elif zaten evde, neden bu kadar büyütüyor anlamıyorum,” dedi.
Elif’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü. O an, içimdeki öfke ve pişmanlık birbirine karıştı. “Mert, ben de yıllarca çalıştım, çocuk büyüttüm. Ama baban hiçbir zaman bana yardım etmedi. O yüzden şimdi Elif’in yaşadıklarını çok iyi anlıyorum. Senin de böyle olmanı istemezdim,” dedim. Mert, ilk kez bana dikkatlice baktı. “Anne, sen de mi bana kızıyorsun?”
O gece, Elif’le mutfakta bulaşık yıkarken, bana döndü ve “Anne, bazen keşke Mert’e daha farklı davranılsaydı diyorum. Belki o zaman şimdi böyle olmazdı,” dedi. İçim acıdı. “Haklısın Elif. Ben de keşke zamanında oğluma sorumluluk vermeyi bilseydim. Ama bizim zamanımızda erkek çocukları el üstünde tutulurdu. Şimdi bunun bedelini sen ödüyorsun. Özür dilerim,” dedim. Elif, gözlerimin içine baktı. “Anne, ben seni suçlamıyorum. Ama bazen insan, geçmişin yükünü bugüne taşıyor. Ben de kendi kızımı büyütürken aynı hataları yapmaktan korkuyorum.”
O gece uyuyamadım. Geçmişte sustuğum, söyleyemediğim her şey, Elif’in gözyaşlarında yankılandı. Kendi anneliğimi, kayınvalideliğimi, eşliğimi sorguladım. Rahmetli eşim Hasan da, yıllarca bana yardım etmemişti. Ben de susmuş, sineye çekmiştim. Şimdi Elif’in yaşadıkları, benim geçmişimin bir tekrarıydı.
Ertesi gün, Elif’in annesi Ayşe Hanım aradı. “Kızım çok üzgün, ne yapacağımızı bilmiyoruz,” dedi. Ona da, “Ayşe Hanım, ben de çok üzgünüm. Belki birlikte bir çözüm bulabiliriz,” dedim. O akşam, Elif’in ailesiyle oturup konuştuk. Herkesin içinde birikenler döküldü. Ayşe Hanım, “Biz kızımızı güçlü yetiştirdik. Ama evlilikte tek başına güçlü olmak yetmiyor. Karşı tarafın da sorumluluk alması lazım,” dedi. Ben de, “Haklısınız. Ben oğluma bu sorumluluğu veremedim. Şimdi Elif’in yaşadıklarını görünce, kendi hatamı daha iyi anlıyorum,” dedim.
Mert, bu konuşmalardan sonra bir süre sessizleşti. Bir akşam, bana gelip, “Anne, ben gerçekten bu kadar kötü müyüm?” diye sordu. “Oğlum, kötü değilsin. Ama sorumluluk almak, sadece çalışmakla olmaz. Eşine, ailene destek olmak da lazım. Ben sana bunu öğretemedim. Şimdi Elif’in yaşadıklarını görünce, kendimi de suçlu hissediyorum,” dedim. Mert, başını öne eğdi. “Babaannem de babama hiç yardım etmezdi. Babam da sana etmezdi. Belki de ben de böyle gördüm,” dedi.
O an, nesilden nesile aktarılan bu döngünün farkına vardım. Biz kadınlar, hep susmuş, hep idare etmiş, erkeklerimizi koruyup kollamıştık. Ama bu korumacılık, sonunda bizi yalnız bırakmıştı. Elif’in yaşadıkları, benim geçmişimin bir yankısıydı. Şimdi, bu döngüyü kırmak için bir adım atmamız gerekiyordu.
Bir akşam, Elif’le oturup uzun uzun konuştuk. “Anne, ben Mert’i seviyorum. Ama bu şekilde devam edemem. Ya değişiriz, ya da ben kendimi kaybedeceğim,” dedi. Ona sarıldım. “Kızım, birlikte mücadele edeceğiz. Ben de oğlumla konuşacağım. Gerekirse aile terapisine gideriz. Ama bu döngüyü kırmamız lazım,” dedim.
Mert’le tekrar konuştum. Ona, “Oğlum, evlilik iki kişinin omuz omuza verdiği bir yolculuktur. Sadece para kazanmak yetmez. Eşine destek olman lazım. Benim hatamı sen tekrarlama,” dedim. Mert, bir süre direndi. Ama Elif’in kararlılığı ve benim ısrarım sayesinde, yavaş yavaş değişmeye başladı. Önce küçük işler yaptı, sonra Elif’le birlikte yemek hazırladı, çocukla ilgilendi. Zor oldu, ama ailece birbirimize destek olduk.
Bir gün, Elif bana, “Anne, ilk defa kendimi yalnız hissetmiyorum. Mert değişmeye başladı. Belki de bazen, geçmişin yükünü konuşmak, iyileşmenin ilk adımıdır,” dedi. O an, içimde bir huzur hissettim. Yıllarca sustuğum, söyleyemediğim her şey, sonunda bir anlam bulmuştu.
Şimdi, geçmişin gölgesinde, ailemizin geleceğini kurtarmak için cesaretle yüzleşiyoruz. Belki de en büyük iyileşme, hatalarımızı kabul edip, birlikte değişmeye çalışmakta saklıdır. Sizce de, bazen en büyük iyileşme, geçmişin yükünü konuşmakla başlamaz mı? Ya da siz, kendi ailenizde böyle bir döngüyle karşılaştınız mı?