Kız Kardeşim Evleniyor, Babamın Evi Yetmiyor: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı
“Yeter artık, ben de insanım!” diye bağırdı babaannem, gözyaşları yanaklarından süzülürken. O an mutfakta, annemle babamın arasında sıkışıp kalmıştım. Kız kardeşim Elif, nişanlısı Murat’la evlenmeye hazırlanıyordu ama kalacak bir yerleri yoktu. Babam, “Kızım, elimizden bir şey gelmiyor, evde zaten üç kişi zor sığıyoruz,” dediğinde Elif’in gözleri doldu. Annem ise sessizce ellerini ovuşturuyordu, ne diyeceğini bilemeden.
O an, babaannemin sesiyle irkildim. “Benim burada ne işim var? Kimseye faydam yok, yük oldum size!” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Babaannem, yıllardır bizimle yaşayan, çocukluğumdan beri bana masallar anlatan, her bayram soframızın baş köşesinde oturan kadındı. Ama şimdi, Elif’in evlenmesiyle evdeki denge bozulmuştu. Herkes bir çözüm arıyordu ama kimse birbirine bakamıyordu.
Elif, “Anne, baba, ben Murat’la evleniyorum ama nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Murat’ın ailesiyle kalamayız, onlar da küçük bir evde yaşıyorlar,” dedi. Babam, “Kızım, keşke elimde olsa da sana bir ev açsam. Ama biliyorsun, emekli maaşımla anca geçiniyoruz,” diye iç çekti. Annem ise, “Belki bir süreliğine babaannenin yanına taşınabilirsiniz,” dedi ama babaannem hemen atıldı: “Benim evim yok ki! Zaten buradayım, nereye gideyim?”
O an, evdeki hava ağırlaştı. Herkes birbirine bakıyor ama kimse konuşamıyordu. Ben ise köşede, sessizce olanları izliyordum. İçimde bir suçluluk duygusu vardı. Çünkü ben, üniversiteyi bitirip İstanbul’a taşınmıştım. Kendi hayatımı kurmuştum, evlenmiştim, küçük bir oğlum vardı. Ama şimdi ailemin bu halini görünce, kendimi suçlu hissettim. Sanki onları yarı yolda bırakmışım gibi.
O gece, Elif yanıma geldi. “Ablacım, ne yapacağım bilmiyorum. Murat’la hayal kuruyorduk, şimdi her şey üstümüze yıkıldı. Annemle babam çaresiz, babaannem kendini dışlanmış hissediyor. Ben de arada kaldım,” dedi. Sarıldık, ikimiz de ağladık. “Keşke elimden bir şey gelse,” dedim. Ama İstanbul’da, kirada oturuyordum, zaten zor geçiniyorduk. Elif’e bir oda bile açamazdım.
Ertesi gün, babaannem sabah namazından sonra mutfağa geçti. Çay demledi, ama kimseyle konuşmadı. Annem, “Anne, ne olur böyle yapma. Sen bizim başımızın tacısın,” dedi. Babaannem ise gözlerini yere indirdi: “Benim yaşım geçti, kimseye yük olmak istemiyorum. Elif’in yuvası kurulacak, ben de bir köşeye çekilirim.”
Babam, “Anne, sen bizim için çok kıymetlisin. Ama evde yer yok, Elif de Murat’la kalacak yer bulamıyor. Ne yapacağız bilmiyorum,” dedi. O an, herkesin gözleri doldu. Annem, “Belki Elif’le Murat bir süreliğine bizim salonda kalır, babaannen de odasında. Sonra bir çözüm buluruz,” dedi. Ama babaannem başını salladı: “Benim yüzümden kimse mağdur olmasın. Gerekirse huzurevine giderim.”
O an, annem ağlamaya başladı. “Anne, ne olur böyle deme! Huzurevi mi? Biz seni oraya nasıl bırakırız?” dedi. Babam ise sessizce pencereye bakıyordu. Elif ise yere bakıyordu, sesi çıkmıyordu. Ben ise, İstanbul’da olmanın verdiği suçlulukla, elimden hiçbir şey gelmediği için kendime kızıyordum.
O hafta boyunca evde kimse doğru düzgün konuşmadı. Herkes kendi köşesine çekildi. Babaannem, akşamları eski fotoğraflara bakıyor, bazen sessizce ağlıyordu. Annem, yemek yaparken gözleri doluyordu. Babam ise işten gelince hemen odasına çekiliyordu. Elif ise Murat’la telefonda konuşuyor, ama her konuşmadan sonra daha da üzgün oluyordu.
Bir akşam, Elif bana mesaj attı: “Ablacım, Murat’la konuştuk. Belki bir süreliğine bir arkadaşının yanında kalabiliriz. Ama babaannem çok üzgün, kendini tamamen dışlanmış hissediyor. Annem de perişan. Ne yapacağız bilmiyorum.”
O an, içimde bir şeyler kırıldı. Ailemin bu halini görmek, babaannemin gözyaşlarını duymak, Elif’in çaresizliğini hissetmek beni mahvetti. O gece eşim Ahmet’e anlattım. “Ahmet, ailem perişan. Elif evleniyor, kalacak yeri yok. Babaannem kendini dışlanmış hissediyor. Annemle babam çaresiz. Keşke bir şey yapabilsem,” dedim. Ahmet, “Belki bir süreliğine annenleri buraya çağırabilirsin. Ya da Elif’i. Ama biliyorsun, bizim de durumumuz zor,” dedi. Haklıydı. İstanbul’da iki oda bir salon evde, bir çocukla, bir de ailemden birini ağırlamak neredeyse imkansızdı.
Bir hafta sonra, Elif ve Murat evlendiler. Düğün çok sade oldu. Herkesin yüzünde bir burukluk vardı. Babaannem düğünde hiç konuşmadı, sadece oturdu ve arada gözyaşlarını sildi. Annem, Elif’in duvağını düzeltirken ağladı. Babam ise Elif’i uğurlarken gözyaşlarını saklamaya çalıştı. Ben ise, İstanbul’dan gelip düğüne katıldım, ama içimde bir huzursuzluk vardı.
Düğünden sonra, Elif ve Murat bir arkadaşlarının evinde kalmaya başladılar. Babaannem ise, annemle babamın yanında kaldı ama artık eskisi gibi neşeli değildi. Sürekli, “Ben kimseye yük olmak istemiyorum,” diyordu. Annem ise, “Anne, ne olur böyle düşünme. Sen bizim her şeyimizsin,” diye teselli etmeye çalışıyordu. Ama babaannem, geceleri sessizce ağlıyordu.
Bir gün, annem beni aradı. “Kızım, babaannen çok kötü. Sürekli huzurevine gitmekten bahsediyor. Kendini tamamen gereksiz hissediyor. Ne yapacağız bilmiyorum,” dedi. O an, içimde bir isyan yükseldi. “Anne, babaannemi asla huzurevine göndermeyin! O bizim ailemizin direği. Bir yolunu bulacağız,” dedim. Ama ne yolunu bulacaktım? İstanbul’da kendi hayatım vardı, ailemin yanında olamıyordum. Elif yeni evli, zaten zor durumda. Annemle babam yaşlı, emekli maaşıyla geçiniyorlar.
Bir akşam, babaannemle telefonda konuştum. “Anneanne, ne olur böyle düşünme. Sen bizim için çok kıymetlisin. Biz sensiz ne yaparız?” dedim. Babaannem, “Kızım, ben yaşlandım. Kimseye yük olmak istemiyorum. Siz gençsiniz, hayatınızı yaşayın. Benim için üzülmeyin,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. “Anneanne, sen bizim kökümüzsün. Sen olmasan biz kim oluruz?” dedim. Ama biliyordum, babaannem kendini gereksiz hissediyordu.
Şimdi, İstanbul’da kendi evimde, oğlumun başını okşarken, ailemin o küçük kasabadaki evinde yaşananları düşünüyorum. Elif yeni evli, ama hala bir evi yok. Babaannem, kendini dışlanmış hissediyor. Annemle babam çaresiz. Ben ise, uzakta, elimden hiçbir şey gelmeden, sadece dua ediyorum.
Bazen düşünüyorum: Bizim gibi binlerce aile var bu ülkede. Evlenmek isteyen gençler, yaşlı anneanneler, dedeler, dar gelirli aileler… Hepimiz bir şekilde birbirimize tutunmaya çalışıyoruz. Ama bazen, hayatın ağırlığı altında eziliyoruz.
Sizce, aile olmak ne demek? Birbirimize yük olmadan, ama birbirimizi de bırakmadan nasıl yaşarız? Benim gibi hisseden var mı?