Gizli Yetenek: Bir Hayatın Hikayesi
“Yine mi geç kaldın, Arda?” Babamın sesi, mutfağın kapısından içeriye bir bıçak gibi saplandı. Gözlerimi ovuşturarak doğruldum, başımda dün geceki uykusuzluğun ağırlığı vardı. Annem, sobanın başında sessizce patatesleri çeviriyordu. Babam ise eski balıkçı yeleğini giyerken bana bakmadan konuştu: “Bugün balığa geliyorsun, itiraz istemem.”
O an içimde bir şeyler koptu. Balık tutmayı hiç sevmezdim. Ellerim soğuktan uyuşur, sabahın köründe gölde otururken içimdeki huzursuzluk büyürdü. Ama babam için bu bir gelenekti, bir erkeklik sınavıydı. Annem göz ucuyla bana baktı, bakışlarında hem endişe hem de sessiz bir destek vardı. “Arda, babanı üzme,” dedi kısık bir sesle.
Küçükken, babamın göl kenarında anlattığı hikâyeleri dinlerken, onun gözlerinde bir kahramanlık görürdüm. Ama büyüdükçe, onun beklentileriyle kendi isteklerim arasındaki uçurum büyüdü. Benim dünyamda, renkler ve sesler vardı; resim yapmak, piyano çalmak, hayal kurmak istiyordum. Babam ise bana oltayı, çiviyi, tornavidayı öğretmek istiyordu.
O sabah, göl kenarında, babam oltasını suya atarken ben ellerimi cebime sokup ufka baktım. “Arda, bak, balıkçılık sabır işidir. Senin gibi hayalperestler için zor tabii,” dedi alaycı bir gülümsemeyle. İçimde bir öfke kabardı ama sustum. O an, içimdeki yeteneği, resim yapma tutkumun ağırlığını hissettim. Babama anlatmak istedim, ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
Eve döndüğümüzde, annem sofrayı hazırlamıştı. Babam, “Bugün Arda yine bir baltaya sap olamadı,” diye homurdandı. Annem ise bana göz kırptı, “Senin elin sanata yatkın, oğlum,” dedi. Babamın kaşları çatıldı. “Sanatla karın mı doyacak? Adam olacaksan önce işin olacak!”
O gece odamda, defterime gizlice çizdiğim resimlere baktım. Her biri, içimdeki fırtınanın bir yansımasıydı. Annem bazen gizlice odama gelir, resimlerime bakar, “Çok güzeller, ama baban duymasın,” derdi. Babam ise bir gün defterimi bulduğunda, “Bunlarla uğraşacağına ders çalış!” diye bağırdı, defterimi yırtıp sobaya attı. O an, içimdeki umutların bir kısmı da onunla birlikte yanıp kül oldu.
Liseye geçtiğimde, resim öğretmenim Ayşe Hanım yeteneğimi fark etti. “Arda, senin gibi birini yıllardır görmedim. Güzel Sanatlar’a gitmelisin,” dedi. Eve gidip bunu söylediğimde, babam masaya yumruğunu vurdu. “Benim oğlum ressam mı olacak? Adam gibi mühendis olacaksın!” Annem ise sessizce gözyaşlarını sildi. O gece, odamda sabaha kadar ağladım. Hayallerimle ailemin beklentileri arasında sıkışıp kalmıştım.
Üniversite sınavı zamanı geldiğinde, babamın istediği gibi mühendislik yazdım. Kazandım, ama içimde bir boşluk vardı. Okula başladığımda, derslerde kaybolmuş gibiydim. Akşamları yurtta gizlice resim yapmaya devam ettim. Bir gün, arkadaşım Cem, çizimlerimi gördü. “Bunlar harika! Sergi açmalısın,” dedi. Ama babamın sesi kulaklarımda çınladı: “Sanatla karın mı doyacak?”
Bir gün, annem aradı. “Baban hastaneye kaldırıldı, kalp krizi geçirdi,” dedi. Koşa koşa eve döndüm. Babam, hastane odasında solgun bir şekilde yatıyordu. Elini tuttum, ilk kez gözlerinde bir kırılganlık gördüm. “Oğlum, ben sana hep sert davrandım. Ama adam olmanı istedim. Belki de yanlış yaptım,” dedi kısık bir sesle. O an, içimdeki öfke yerini bir hüzne bıraktı. “Baba, ben de senin gibi olmak istedim, ama ben başka biriyim,” dedim. Gözleri doldu, “Sen mutlu ol, oğlum,” dedi.
Babam taburcu olduktan sonra, ilk kez resimlerimi ona gösterdim. Uzun uzun baktı, bir şey demedi. Ama o günden sonra, bana karışmamaya başladı. Annem ise her zamanki gibi sessizce destek oldu. Üniversiteyi bitirdim, ama mühendislikte çalışmadım. Bir gün, cesaretimi toplayıp bir sergi açtım. Sergiye gelenler arasında babam da vardı. Köşede sessizce durup resimlerime baktı. Sergi sonunda yanıma geldi, “Belki de ben yanıldım, Arda. Senin yolun buymuş,” dedi. O an, yıllardır içimde biriken yük hafifledi.
Şimdi, yıllar sonra, kendi atölyemde gençlere resim dersi veriyorum. Bazen babam uğrar, çay içer, öğrencilerimin resimlerine bakar. Annem ise her zaman yanımda, sessizce gülümser. Hayatım boyunca içimde sakladığım yeteneğin yükünü taşıdım, ailemin beklentileriyle savaştım. Ama sonunda, kendi yolumu buldum.
Bazen geceleri, atölyemde yalnız kaldığımda, kendime şu soruyu soruyorum: Eğer baştan başlasaydım, yine aynı cesareti gösterebilir miydim? Siz olsaydınız, ailenizin beklentilerine mi boyun eğerdiniz, yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?