Annem Neden Üvey Babamı Seçti? Yıllar Sonra Öğrendiğim Acı Gerçek

Küçükken akşamları babam eve dönmediği zaman, annemin pencere kenarında oturup ellerini avuçlarının içinde ovuşturduğunu izlerdim. Saatler ilerler, gökyüzü mora dönerken onun bakışları daha donuk, sesi daha çatallaşırdı. Henüz yedi yaşımdayken o sessizliklerin bir daha bozulmayacağını, babamın bu evdeki eksikliğinin kalıcı olacağını anlamıştım. Bir sabah, annem arkasında gün ışığıyla mutfağın ortasında duruyordu. “Zeynep’ciğim, bundan sonra hayatımız biraz değişecek,” dedi. Kulağıma adım adım kazınan o cümleyle, hayatım bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olmadı.

O sene annem, Gökhan Amca’yla tanıştı. Aslında mahallede hemen herkes onu tanırdı; tütün işiyle uğraşır, arada kasaba kahvesinde okey oynardı. Başta ne anneme ne bana fazla sokulmazdı; ama sonra annemle sürekli görüşmeye başladılar. Annemin yanına sarı çiçekler getirir, evin önünde sesi kısık aralarına fısıldaşırken beni de bir köşe sandalyede unuturdu. Bir akşam, yine o tanıdık sessizlikte, sofranın ucunda dudağımda pespembe çilek reçelinin tadı varken annem, “Zeynep, Gökhan Amca’yla birlikte başka bir eve gideceğim. Sen birkaç günlüğüne annenannenle kalırsın, olur mu güzel kızım?” dedi. O an gözlerinin içindeki huzursuzluk benim içimde bir yangına dönüştü.

Birkaç gün dedikleri, haftalara, aylar sonra yıllara dönüştü. Annem yavaş yavaş hayatımdan kayıp giderken, ben de dedemin köhne ahşap evinde, karanlıkta dokunulmamış bebeklerimle kalıverdim. Kimse bana nedenini açıklamadı: Sanki herkes biliyor, ama bana söylemek istemiyordu. Annem ara sıra uğrardı; yanaklarımı okşar, “Sakın üzülme. Beni her zaman hatırla…” derdi. Ananem saçlarımı örerken gözleri dalardı. Bir gece, dedem, “Her annen kızını bırakmaz, ama şartlar ağır kızım,” dedi sessizce. O zamanlar ne anlama geldiğini anlayamamıştım.

Okulda da herkesin gözü bendeydi. Arkadaşlarımın anneleri toplantılara gelir, saçlarını okşar, ellerinden tutardı. Öğretmenim bana biraz daha fazla nazik davranır, bazen teneffüslerde yanıma oturup hikâyeler aşardı. Bir gün, Gökhan Amca’nın kızı Emine yanıma yaklaştı ve kulağıma fısıldadı: “Benim annem de gitti. Babam iyi bir adamdır, ama annem dayanamadı. Senin annen bizimle artık… Sana bir şey demediler mi?” Yüreğimde bir ağırlık hissettim, utanarak başımı önümü eğdim. Dünya gözümde ikiye bölünmüştü: Bir yanda annem ve yeni ailesi, öte yanda ben ve unutulmuşluğum…

Yıllar geçti, lise bitti. Üniversite için kasabadan ayrılırken annem, Gökhan Amca’nın arabasından inip yanıma sarıldı. “Hayat bazen hemen anlaşılmaz Zeynep. Herkes yanlış yaptığımı düşünüyor olabilir, ama ben sensiz bir hayatı hiç istemedim. Şartlar çok acımasızdı, affet kızım beni.” dedi. İçimde onca yıl birikmiş öfke, yönsüz bir acıya dönüştü. Affetmek istedim, ama başaramadım.

Üniversite hayatına başladığımda, kasabadaki dedikodular, annemin yokluğunun gölgesi hala üzerimdeydi. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı, başkalarına güvenmemeyi, sevginin koşullu olduğunu öğrendim. Bir yandan içimdeki kırık çocuk, diğer yanda kendi ayakta kalmaya çalışan Zeynep… Çok zorlandım, geceleri annemi aramayı düşündüm, numarasını defalarca tuşladım ama her seferinde vazgeçtim: Ne söyleyebilirdim ki? Hangi kelime kalbimdeki o deli boşluğu doldurabilirdi?

Mezun olduğumda dedem vefat etti. Cenazede annemle göz göze geldim. Ona artık ait olmadığım, ama ruhumun bir yanıyla hâlâ ona bağlı olduğum o yabancılıkla baktım. Suskun bir an geçti, annem bana sarıldı ve ağladı. O zaman merak ettim, başıma gelenlerin gerçek sebebi neydi? Gecelerce düşündüm, sonunda bir akşam, annemle cesaretimi toplayıp konuşmaya karar verdim. “Anne, neden beni bıraktın? Neden başka bir hayatı seçtin, bana hiç şans tanımadan?” dedim.

Annem başını eğdi, elleri titriyordu. “Benim için de kolay değildi kızım. Gökhan’la birlikte olduğumu kabul etmeyen kayınvaliden ve kayınpederinle aynı evde yaşamak, her gün gözlerinde suçlama görmek, Gökhan’ın da senden huzursuz olması… Bir noktada bende tükendim. Hem seni hem kendimi kurtarmaya çalıştım, ama en çok da korktum. Beni affetmek zorunda değilsin. Sadece bilmeni istiyorum, seni hep sevdim, ama hayatın ağırlığı altında ezildim. O zamanlar seni alıp götürmem mümkün olmadı. Hatalar işledim, biliyorum. Ben de her gece senin odana bakıp ağladım.”

Yıkıldım. Onca yıl içimde biriktirdiğim ne varsa o akşam annemle birlikte ağlayarak döktüm. Yaralar kolayca iyileşmedi, ama annemin de insan olduğunu, çaresizlikten sürüklendiğini anladım. O günden sonra, annemi ara sıra aradım. Yazlık kasabanın sakin sokaklarında yürürken bazen, geçmişin bu karanlık gölgesine bakıp kendi kendime soruyorum: “Bir insan affetmek için ne kadar acı çekmeli? Bir çocuğun yüreği, hangi yaşta gerçekten büyür? Yoksa, biz annelerimizin çocukları olarak hep yarım mı kalırız?”

Belki de birçoğunuzun da, annesiyle bitmemiş bir hikâyesi vardır. Kalbimde bir sızıyla, size soruyorum: Sahi, bir anne sevgisi bir ömür boyu yeter mi, yoksa bazı yaralar hiç kabuk bağlamaz mı?