Bekler misin Beni?
“Bekler misin beni?” diye fısıldadım aynadaki yorgun gözlerime. Saçlarımın arasına karışan beyaz telleri parmaklarımla yokladım. Zeynep, annem mutfaktan bağırdı: “Ayşe! Çay demlendi, gelsene!” O an, içimdeki fırtına daha da büyüdü. Annemin sesiyle irkildim, ama asıl irkilişim, aynadaki kadının ben olduğuma inanamamamdandı. Ne zaman bu kadar yaşlandım? Ne zaman gözlerimin altı mor halkalarla doldu?
Kırk sekiz yaşındaydım. Sanki dün gibi, üniversiteden mezun olup eve döndüğüm gün. O zamanlar her şey mümkündü. Hayallerim vardı: gazeteci olacaktım, dünyayı gezecektim. Ama sonra babam hastalandı, annem yalnız kaldı. “Kızım, aileni bırakıp nereye gidiyorsun?” dedi babam. O cümleyle hayallerim bir bavula sığdı ve dolabın en üst rafına kaldırıldı.
Yıllar geçti. Evlenmem için baskılar başladı. “Kız başına nereye kadar?” dedi teyzem. “Bak, komşunun kızı evlendi, çocukları oldu.” Ben ise her gün işe gidip geldim, akşamları anneme yardım ettim. Sonra Mehmet’le tanıştım. Sessiz, içine kapanık bir adamdı. Annem “Mehmet iyi çocuktur,” dedi. Ben de razı oldum. Aşk mı? Onu hiç tanımadım.
Mehmet’le evliliğimiz ilk başta huzurluydu. Ama zamanla aramızda görünmez duvarlar örüldü. O işten gelince televizyonun karşısına geçerdi, ben ise mutfakta yemek yapardım. Konuşacak bir şeyimiz kalmamıştı sanki. Çocuklarımız olmadı. Bu da ayrı bir yara açtı içimde. Her bayramda akrabalar “Daha çocuk yok mu?” diye sorardı. Gülümseyip geçerdim ama içim kan ağlardı.
Bir gün işten eve dönerken, mahalledeki parkta eski arkadaşım Elif’le karşılaştım. Elif’in gözleri ışıl ışıldı, yanında küçük kızıyla oynuyordu. “Ayşe, ne zamandır görüşemiyoruz!” dedi sarılarak. İçimde bir kıskançlık hissettim; Elif’in hayatı tam da hayalini kurduğum gibiydi.
O gece Mehmet’e sordum: “Hiç düşündün mü, neden bu kadar uzaklaştık?” Bana bakmadan “Hayat işte,” dedi. O an anladım ki, yıllardır beklediğim sevgi bu evde yoktu.
Bir sabah annemle kahvaltı yaparken, “Ayşe, sen mutlu musun?” diye sordu ansızın. Cevap veremedim. Gözlerim doldu. Annem elimi tuttu: “Kendini unutma kızım.”
O günden sonra kendime söz verdim: Artık başkalarının beklentileri için yaşamayacaktım. İş çıkışı sahilde yürüyüşe başladım, eski kitaplarımı çıkardım. Bir gün sahilde otururken yanımdaki banka yaşlı bir adam oturdu. “Hayat kısa kızım,” dedi bana bakmadan. “Sevdiğin şeyleri yapmaya başla.”
O sözler beynimde yankılandı günlerce. Bir akşam Mehmet’e “Ben artık böyle yaşamak istemiyorum,” dedim. Şaşırdı, ilk defa yüzüme baktı: “Ne demek istiyorsun?”
“Hayatımı değiştirmek istiyorum,” dedim titreyen sesimle. “Yıllardır kendimi unuttum.”
Mehmet sessiz kaldı. Sonra başını öne eğdi: “Ben de mutsuzum,” dedi kısık sesle.
O gece sabaha kadar düşündüm. Boşanmak mı? Korkuyordum; toplumun ne diyeceğinden, annemin üzülmesinden… Ama artık kendi hayatımı yaşamak istiyordum.
Bir hafta sonra anneme söyledim: “Anne, Mehmet’ten ayrılmak istiyorum.” Annem önce sustu, sonra ağlamaya başladı: “Kızım, insanlar ne der?”
“Anne,” dedim gözyaşlarımla, “Ben ne diyorum?”
Ailede kıyamet koptu. Teyzem aradı: “Ayşe delirdin mi? Bu yaştan sonra ne yapacaksın?” Kuzenim mesaj attı: “Sakın boşanma, yalnız kalırsın.” Herkes konuştu ama kimse bana sormadı: “Sen ne istiyorsun?”
Boşandım. Evden ayrıldım, küçük bir daire tuttum. İlk gecem yalnız geçti; korktum ama aynı zamanda hafifledim de.
Günler geçtikçe kendimi yeniden keşfetmeye başladım. Eski defterlerimi açtım; üniversitede yazdığım hikâyeleri okudum. Bir gün cesaretimi topladım ve yerel bir gazeteye yazı gönderdim. Yazımı yayımladılar! O an yıllardır hissetmediğim bir mutluluk sardı içimi.
Ama yalnızlık zordu. Akşamları sessizlik içinde otururken bazen pişmanlık duyuyordum: Acaba yanlış mı yaptım? Bir gün annem aradı: “Ayşe, iyi misin?”
“İyiyim anne,” dedim ama sesimdeki titremeyi o da fark etti.
Bir akşam kapım çaldı; Elif gelmişti elinde kekle. “Yalnız değilsin,” dedi sarılarak.
Zamanla yeni insanlarla tanıştım; kitap kulübüne katıldım, resim kursuna başladım. Her gün biraz daha kendime yaklaştım.
Bir sabah aynaya baktığımda artık kendimi yargılamıyordum; gözlerimin altındaki halkalar hâlâ oradaydı ama bu sefer onları sevgiyle gördüm.
Hayat kısa gerçekten… Beklemek mi gerek yoksa harekete geçmek mi? Siz olsanız ne yapardınız? Bekler miydiniz yoksa kendi yolunuza mı giderdiniz?