Bir Fırtına Gecesi: Altı Yaşındaki Yeğenimden Gelen Çaresiz Telefon ve Ailemle Yüzleşmem

“Dayı, lütfen… Çok korkuyorum, açım… Kimse yok, ne olur gel!”

Telefonun ucunda titreyen bir ses, altı yaşındaki yeğenim Elif’in sesi… O an, dışarıda gök gürültüsüyle birlikte içimde de bir fırtına koptu. Saat gece yarısını geçmişti, yağmur camlara öyle bir vuruyordu ki, sanki evin içini de ıslatacak gibiydi. Elif’in annesi, yani ablam Zeynep, birkaç gün önce iş için şehir dışına gitmişti. Elif’i annemlere bırakmıştı, çünkü ona en çok güvenirdi. Ama şimdi, Elif’in sesiyle birlikte, içimdeki bütün güven duvarları yıkıldı.

Telefonu kapar kapamaz montumu kaptım, anahtarımı aldım ve sokağa fırladım. Arabaya binerken ellerim titriyordu. “Ya bir şey olduysa? Ya Elif gerçekten yalnızsa?” diye düşünürken, yağmurun altında gözüm hiçbir şeyi görmüyordu. Annemlerin evine vardığımda, kapı kilitliydi. Zile bastım, kimse açmadı. Elif’in sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu: “Dayı, ne olur gel…”

Cebimdeki anahtarı bulup kapıyı açtım. İçeri girdiğimde, evin içi karanlıktı. Sadece mutfaktan hafif bir ışık sızıyordu. Elif, mutfak masasında, küçücük elleriyle başını tutmuş, ağlıyordu. Yanına koştum, sarıldım. “Kızım, ne oldu? Nerede herkes?” dedim. Elif’in gözleri kocaman açıldı, “Anneannem ve dedem kavga etti, sonra anneannem çıktı gitti. Dedem de odasına kapandı, bana kızdı, ‘Sakın ses çıkarma!’ dedi. Çok korktum dayı, çok…”

O an, içimde bir öfke patladı. Annem ve babam, Elif’e bakmak için söz vermişlerdi. Ama şimdi, altı yaşındaki bir çocuk, fırtınalı bir gecede, aç ve korkmuş bir halde yalnız bırakılmıştı. Elif’in ellerini tuttum, “Korkma, ben buradayım. Sana yemek hazırlayacağım,” dedim. Buzdolabını açtım, neredeyse bomboştu. Biraz peynir, birkaç dilim ekmek… Elif’e bir sandviç hazırladım, süt ısıttım. O yerken, gözyaşlarımı zor tuttum.

Bir süre sonra, babamın odasından kapı sesi geldi. Babam, yani Mustafa Bey, yüzünde öfkeyle çıktı. “Ne bu gece gece bağırış? Senin burada ne işin var?” dedi bana. Sesini yükselttiğinde Elif yine titremeye başladı. “Baba, Elif yalnız kalmış. Aç, korkmuş. Nerede annem?” dedim. Babam, “Annenin sinirleri bozuldu, çıktı gitti. Ben de başım ağrıyor diye odama çekildim. Çocuk da biraz ağlasın, ne olacak?” dedi. O an, babamı ilk defa bu kadar yabancı gördüm. “Baba, bu çocuk sana emanet edildi! Altı yaşında, fırtınada yalnız bırakılır mı?” diye bağırdım.

Babam, “Sen bana akıl mı veriyorsun? Ben yıllarca bu evi ayakta tuttum, şimdi bir çocuk için mi suçlanacağım?” dedi. O an, çocukluğumdan beri ilk defa babama karşı bu kadar öfkeliydim. “Senin yıllarca ayakta tuttuğun evde, şimdi bir çocuk korkudan titriyor. Bu mu aile olmak?” dedim. Babam bir an sustu, sonra arkasını dönüp odasına kapandı. Elif’in gözleri doldu, “Dayı, annem ne zaman gelecek?” diye sordu. “Çok yakında, söz,” dedim ama içimden bir ses, bu evde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylüyordu.

O gece Elif’i yanıma aldım, salonda birlikte uyuduk. Elif, başını göğsüme yasladı, “Dayı, sen hiç beni bırakmazsın, değil mi?” dedi. “Asla,” dedim, “asla bırakmam.” Ama içimde, annemle babama karşı bir kırgınlık, bir öfke vardı. Sabah olduğunda, annem eve döndü. Yüzü solgundu, gözleri şişmişti. “Anne, Elif’i nasıl yalnız bırakırsın?” dedim. Annem, “Babanla kavga ettik, dayanamadım. Ama Elif’i yalnız bırakmak istemedim, sadece biraz nefes almak istedim,” dedi. O an, annemin de ne kadar yorgun ve çaresiz olduğunu gördüm.

Ailedeki çatlaklar, yıllardır üstü örtülen sorunlar, o gece bir bir ortaya döküldü. Annemle babamın yıllardır süren tartışmaları, birbirlerine duydukları öfke, şimdi Elif’in küçücük dünyasını sarsmıştı. Ablam Zeynep, döndüğünde olanları anlattım. Gözyaşları içinde, “Kızımı nasıl emanet ettim ben?” diye kendini suçladı. Ama asıl suç, yıllardır konuşulmayan, halının altına süpürülen sorunlardaydı.

O günden sonra, ailede her şey değişti. Ablam, Elif’i bir daha asla annemlere bırakmadı. Annem ve babam ise, birbirlerinden uzaklaşmaya başladı. Ben ise, Elif’in gözlerindeki korkuyu unutamıyorum. O gece, bir çocuğun yalnızlığına, bir ailenin sessiz çöküşüne tanık oldum. Şimdi, her gece Elif’i arayıp “İyi misin?” diye sormadan uyuyamıyorum.

Bazen düşünüyorum, bir çocuk, en güvende olması gereken yerde, nasıl bu kadar yalnız bırakılır? Sizce, aile olmak sadece aynı çatı altında yaşamak mı, yoksa birbirine gerçekten sahip çıkmak mı?