Bir Ay İçinde Evi Terk Et – Zeynep’in Yeniden Başlama Hikâyesi
“Bir ay… Zeynep, bir ayın var bu evde.” Ayten Hanım’ın soğuk sesi mutfakta yankılandığı anda her şey bir anda dondu. Kahvemi bile bitirmeden kucağımda oğlum Kerem’le ona baktım, dudaklarımda tek bir sözcük bile yoktu. Yirmi sekiz yıldır annesiyle birlikte yaşayan, büyüdükten sonra annesinin kontrolünden bir türlü çıkamamış Mert’in göz ucuyla bana bakmasını bekledim. Bir kelime, bir destek, hatta karşı çıkış… Hiçbirini göremedim. Mert başını önüne eğdi, suskun. Bir kaçışa hazırlanır gibi havada asılı kalan bir bakış, kaybettiklerimin işareti.
Ayten Hanım ise her zamanki gibi dimdik, gözlerindeki sertliği saklamayan haliyle, “Kusura bakma kızım, Mert’le konuştum. Artık kendi hayatınızı kurmanız lazım. Bu ev bana babamdan kaldı, biliyorsun. Benim de rahat etmem lazım. Zeynep, lütfen.” dedi. Mert başını kaldırmadı, Kerem’in giden uykusunu benim yağan gözyaşlarımda arar gibiydi.
Taş gibi sustum. Ağlamak istemedim, ama gözlerim isyan etti, ellerim titredi. İçimden bin kere ‘Bunu hak edecek ne yaptım?’ diye bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Ben, üniversiteyi bitirene kadar hayatı sadece kitaplarda okumuş bir kızdım. Babam küçük bir esnaftı, annem evde hep dua eder, “kızımın bahtı açık olsun” derdi. Evlenmeden önce Ayten Hanım’ı tanıdığımda, yüzünde güler gibi bir maske vardı. Sonra gerçeği Mert’le evlendikten sonra gördüm: Evde kırmızı çizgiler, sınırlar; sofrada sessizlik, duvarlarda onun kuralları. Defalarca anneme dönmek istedim ama cesaret edemedim.
Bir ay… Nereye gidecektim? Ailemle gurur yaptığım için şimdi kapılarını çalıp ağlayamazdım ki! Tek elimde oğlum Kerem, karşımdaki görünmez duvarlar ve Mert’in suskunluğu…
Akşam olduğunda Mert’le yatağın ucunda sessizce oturduk. Ben sustum, o sustu. Sonunda içimdeki öfke patladı: “Mert, sen neden tek kelime etmiyorsun? Burası bizim de evimiz, değil mi?” Kımıltısız bir bakış attı, sonra mırıldandı, “Annem yaşlanıyor Zeynep. Hem bana da zor geliyor, ama… Yani birlikte oturmak doğru mu?”
Sanki hayatımın orta yerine bıçak saplandı. Onunla evliliğimiz, onca koşturmacamız, o zor günlerde birbirimize yaslanışımız… Hiçbir şeyi yok sayar gibi, bir çırpıda göz ardı etmekti bu. Kerem geceleri hâlâ uyanıp “Anne, neredesin?” diye ağladığında, uyandırmamak için hiç ses etmeden odada gezinmelerim… Mert, tüm bunları bilmiyor muymuş gibi hissettim bir an.
O gece sabaha kadar ağladım, odada volta attım. İçim kemirildi: Beni bu eve sanki fazlalık diye mi almışlardı? Bunca yıl katlanmak niye, bunca emeğin karşılığı bu muydu? Yastığa başımı koyduğumda, yıllar önce annemin “Her şerden bir hayır doğar kızım” deyişini anımsadım. Gece biterken kafamda dönenler bir ara birbirine karıştı. “Zeynep, toparlan!” dedim kendime, “Kerem için, kendin için ayağa kalkmak zorundasın.”
Ertesi sabah Kerem’i okula bırakırken gözüm aynada kendi yansımama takıldı. Tanıyamaz haldeydim kendimi. Mutsuz, yorgun, korkak bir kadın… Oysa ne çok hayalim vardı lise yıllarında: Güçlü, ayakları üzerinde durabilen bir kadın olacaktım. Peki, neden kendimi kaybolmuş hissediyordum? Öğretmenlik diplomam yıllardır kayınvalidemin dolabında, tozun içinde duruyordu. Ayten Hanım, “Evde çocuğunu büyüt, gece gündüz ev gezer mi kadın?” diyor, evde iş bulmama da hep karşı çıkıyordu.
Hiç aklıma gelmeyen bir şey yaptım: Annemi aradım. “Anne… bana ihtiyacım var, sana gelmem lazım.” Ahize karşısında uzun bir sessizlik oldu. Sonra hıçkırıklarının arasından, “Kızım benim, kapımız da gönlümüz de sana açık, ana yüreği dayanır mı evladına?” dedi. Hıçkırarak ağlamaya başladım. “Anne… keşke daha önce anlatsaydım!”
Ayten Hanım o akşam sofradayken bana bakmadan, “Kızım, nasıl gidiyor taşınma işleri?” dedi. Kolumda oğlum varken yine gözyaşıma engel olamadım. “Hazırlanıyorum Ayten Hanım. Ailemin yanına gideceğim,” dedim gözünün içine bakarak. Bir anlık pişmanlık mı, yoksa suçluluk mu hissetti bilmem; ama hemen kendini topladı: “Hakkında hayırlısı olur inşallah.”
Mert ise hiç destek olmadı. Eşyalarımı toplarken ne yardımcı oldu, ne de yoluma bir taş koydu. Sanki aramızdaki bağ, her koyduğum kıyafetle biraz daha söküldü. O son gece Kerem yanında, ben ise salonda koltukta… Gece yarısı yanıma gelip, “Zeynep, bil ki ben seni çok sevdim. Ama annemi de bırakamam. O olmadan yapamam,” dedi. Suskun, mahçup. Son bir bakış, sonra sessizlik. “Peki Mert, sevgi böyle bir şey mi?” dedim. Soruma cevap vermedi.
Ailemde yeni bir hayata başlamak kolay değildi. Herkesin, özellikle komşuların sözleri, bakışları… “Kocasıyla arası açıktı zaten,” diyenler, “Ayten Hanım’ın huyu tuttuysa yandın kızım,” diye fısıldayanlar… Ama annemin bana sarılması, babamın “Kızım, geçmişe üzülmek fayda etmez; önüne bak” deyişiyle nefes aldım yeniden. Diploma çıkınca tozlu kutusundan, kendime yeni bir iş aradım.
Günler mücadeleyle geçti. Kerem de alıştı yeni odasına, yeni okula. Ben sabahları kendimi aynada her gün biraz daha farklı, daha güçlü biri olarak buldum. En zor kısmı, geceleri yatınca içimden geçen sorulardı: “Kendin olmadan kimseye faydan olmaz kızım…” derdi annem hep; şimdi ne demek istediğini daha iyi anlıyorum.
Sonra bir gün Mert kapımızı çaldı. Kerem’i görmek için gelmişti, gözlerinde pişmanlık. “Zeynep, ben… belki de yanlış yaptık. Annem olmadan yaşayamam sandım, ama asıl seni kaybedince anladım, asıl yalnızlık neymiş!” dedi. O an, gözlerimin içine baktı, bir umut arar gibi. İçimde ona dair kalan sevgiyle öfke birbirine karıştı.
Ona dönüp “Beni yanında tutmak istiyorsan önce kendin olmalısın, Mert. Kendi hayatımızı, kendi evimizi kurmadan yeni bir başlangıç yapamayız,” dedim. O günü, yeniden doğduğum gün olarak hatırlıyorum. Artık kimseye boyun eğmeye niyetim yoktu. Hayat, her şeye rağmen devam ediyordu.
Şimdi, sabah pencereyi açıp İstanbul’un gürültüsüne, yeni işimin hareketine, Kerem’in kahkahasına kulak veriyorum. Kendim gibi olduğum bir hayata, mücadelemenin ve kendi yolunu bulmanın değerini bildiğim için…
Soruyorum size: Bir kadın kendi hayatı için savaşırken, ailesinden vazgeçmeden, kendi yollarında ne kadar güçlü olabilir? Hiç sizin de bir günde her şeyinizi bırakıp yeniden başlamanız gerekti mi?