Bir Pazar Sabahı Kapımda Beliren Geçmiş
— Açsana şu kapıyı, ne kadar uyuyacaksın daha!
Gözlerimi ovuşturarak kapıya yöneldim. Saat sabahın yedisi bile olmamıştı. Kim bu saatte böyle ısrarla kapıyı çalardı ki? Annemle babam köydeydi, kardeşim ise yurtta kalıyordu. Kapının deliğinden baktım; karşımdaki kişi, yıllardır görmediğim çocukluk arkadaşım Elif’ti. Gözleri şişmiş, yüzü solgundu.
— Elif? Sen… Burada ne işin var?
— Aç şu kapıyı, lütfen!
Kapıyı araladım. Elif içeriye adımını atar atmaz ağlamaya başladı. O an anladım ki, bu sabah sıradan bir sabah olmayacaktı.
— Ne oldu? Bir şey mi oldu?
— Onur… Onur beni aldattı, dedi ve yere çöktü.
Onur, Elif’in nişanlısıydı. Üniversiteden beri birliktelerdi. Ben ise Onur’u hiç sevememiştim; içimde hep bir huzursuzluk vardı onunla ilgili. Ama Elif’in gözyaşları karşısında ne diyeceğimi bilemedim.
— Gel, otur şuraya. Sakin ol biraz. Su getireyim sana.
Mutfakta su doldururken ellerim titriyordu. Elif’in gözyaşları, kendi geçmişimin kapılarını da aralıyordu. Çünkü ben… Ben de Elif’e yıllar önce âşıktım. Ama o, benim duygularımı hiç anlamamıştı; Onur’a gönlünü kaptırmıştı. O günden beri aramızda mesafe olmuştu. Şimdi ise, yıllar sonra ilk kez bana sığınmıştı.
Elif suyu içerken, gözleriyle bana tutunmaya çalışıyordu.
— Anneme söyleyemem, biliyorsun. Babam zaten Onur’u başından beri istemiyordu. Şimdi duysa… Beni eve kapatır.
İçimde bir öfke kabardı. Bizim mahallede hâlâ kızların hatası aileye leke sayılırdı. Elif’in ailesi de öyleydi. Onur’un yaptığını konuşmak yerine, Elif’i suçlayacaklardı.
— Peki şimdi ne yapacaksın?
— Bilmiyorum… Sadece kaçmak istedim. Bir tek sana güvenebildim.
O an içimde eski duygularım depreşti. Ona yardım etmek istiyordum ama aynı zamanda kendimi de korumak istiyordum. Çünkü Elif’in hayatına tekrar girmek, eski yaralarımı kanatacaktı.
Telefonum çaldı. Arayan annemdi.
— Oğlum, iyi misin? Sabah sabah seni rüyamda gördüm, içim daraldı.
— İyiyim anne, merak etme.
Elif bana bakıyordu; gözlerinde korku ve umut vardı.
— Burada kalabilirsin, dedim sonunda. Ama ailene haber vermen gerek.
— Yapamam! Babam beni asla affetmez.
Bir an sustuk. Sessizlikte sadece Elif’in hıçkırıkları duyuluyordu.
O gün boyunca Elif’le eski günlerden konuştuk; çocukluğumuzdan, mahalledeki saklambaç oyunlarından… Ama her kelimenin arasında Onur’un ihaneti ve Elif’in çaresizliği vardı.
Akşam olunca kapı tekrar çaldı. Bu kez gelen Onur’du. Yüzünde pişmanlıkla karışık bir öfke vardı.
— Elif! Burada olduğunu biliyorum! Çık dışarı!
Elif korkuyla bana sarıldı.
— Gitmek istemiyorum! Korkuyorum ondan!
Onur kapıya yumruk atmaya başladı. Ben de cesaretimi toplayıp kapıyı açtım.
— Ne istiyorsun Onur?
— Aramızdaki mesele seni ilgilendirmez! Elif’i bana ver!
Sinirlerim gerildi. Yıllardır içimde tuttuğum öfke bir anda patladı.
— Elif kimsenin malı değil! Git buradan!
Onur bir an duraksadı, sonra gözleriyle beni süzdü.
— Sen hâlâ Elif’e âşıksın değil mi? O yüzden aramıza giriyorsun!
Elif arkamdan seslendi:
— Onur! Artık bitti! Beni rahat bırak!
Onur bir süre daha kapıda dikildi, sonra küfürler savurarak gitti.
Kapıyı kapattığımda Elif yere çöktü ve ağlamaya başladı.
— Her şey mahvoldu… Ailem duyarsa beni öldürürler…
Yanına oturdum ve elini tuttum.
— Buradasın ve güvendesin. Kimse sana zarar veremez.
O gece Elif uyuyamadı; ben de uyuyamadım. Kafamda binbir düşünce vardı: Mahalle baskısı, ailelerin beklentileri, eski aşkım ve Elif’in çaresizliği…
Ertesi sabah annem tekrar aradı:
— Oğlum, sesin kötü geliyor. Bir derdin mi var?
Bir an düşündüm; anneme her şeyi anlatmak istedim ama sustum. Çünkü biliyordum ki, annem de Elif’in ailesi gibi düşünebilirdi.
O gün iş yerine gitmedim; Elif’le birlikte bir çözüm aradık. Kadın sığınma evini düşündük ama Elif korkuyordu; “Ya ailem öğrenirse?” diyordu sürekli.
Sonunda Elif’in ablasına ulaşmaya karar verdik. Ablası Gülşah, şehir dışında yaşıyordu ve daha modern düşünceliydi.
Gülşah telefonda ağlayan kardeşini duyunca hemen gelmeye söz verdi.
İki gün sonra Gülşah geldiğinde Elif’i sıkıca kucakladı:
— Artık yalnız değilsin kardeşim! Ben buradayım!
O an gözlerim doldu; çünkü ilk defa Elif’in yüzünde umut gördüm.
Gülşah ile konuştuktan sonra Elif onunla gitmeye karar verdi. Gitmeden önce bana sarıldı:
— Bana inandığın için teşekkür ederim… Sen olmasaydın ne yapardım bilmiyorum…
Elif ve Gülşah evden ayrıldığında kendimi hem hafiflemiş hem de boşlukta hissettim. Yıllardır içimde taşıdığım duyguların ağırlığı bir anda üzerimden kalkmıştı ama aynı zamanda Elif’in hayatından tamamen çıkmıştım.
Şimdi pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Bizim toplumumuzda kadınlar neden hep susmak zorunda kalıyor? Bir hata yaptıklarında neden bütün yük onların omuzlarına biniyor? Belki de asıl değişmesi gereken biziz… Sizce de öyle değil mi?