Bir Yudum Umut: Ayşe’nin Sessiz Çığlığı
“Ayşe, yine mi başladın ağlamaya? Ne var şimdi?” Mehmet’in sesi, mutfağın kapısında yankılandı. Ellerim titreyerek bulaşıkları yıkıyordum; gözyaşlarım sıcak suya karışıyordu. O an, hayatımın en karanlık gecesinin başlangıcıydı.
Mehmet’le üç yıl önce, bir arkadaş ortamında tanışmıştık. O zamanlar gözlerinde başka bir ışık vardı; bana umut veren, beni güldüren bir adamdı. Annem, “Kızım, acele etme, tanı” demişti ama ben kalbimin sesini dinledim. Mehmet, birkaç hafta sonra bana evlenme teklif ettiğinde, hafifçe sarhoştu. “Ayşe, benimle evlenir misin?” dediğinde, ağzından rakı kokusu geliyordu ama ben bunu aşkın heyecanına yordum. O geceyi hâlâ unutamıyorum; annemin gözleri dolu dolu bakışını, babamın sessizce başını sallayışını…
Düğünümüz kalabalıktı; mahallede herkes konuştu. “Ayşe iyi kızdır, Mehmet de çalışkan çocuk,” dediler. Kimse Mehmet’in içkiyle olan savaşını bilmiyordu. Ben de bilmiyordum. Balayımızdan döndükten sonra her şey değişti. Mehmet’in akşamları eve geç gelmeleri başladı. Önce iş yoğunluğuna verdim. Sonra cebinde bulduğum minik rakı şişeleriyle yüzleşmek zorunda kaldım.
Bir gece, annem aradı: “Kızım, iyi misin? Yüzün solgun geliyor telefonda.” İçimdeki fırtınayı ona anlatamadım. “İyiyim anne,” dedim, “sadece biraz yorgunum.” Oysa Mehmet o sırada salonda koltukta sızmıştı; elinde boş bir şişe, ağzında yarım kalan bir cümleyle…
Bir gün cesaretimi topladım ve ona sordum: “Mehmet, neden böyle yapıyorsun? Beni hiç düşünmüyor musun?” Gözleri doldu, başını öne eğdi. “Bilmiyorum Ayşe… Bazen her şey üstüme geliyor. Sadece biraz rahatlamak istiyorum.” O an ona sarılmak istedim ama ellerim havada asılı kaldı.
Ailemden kimseye anlatamadım; mahallede dedikodu olur diye korktum. Bir gün komşumuz Emine Abla kapıyı çaldı. “Ayşe kızım, iyi misiniz? Geçen akşam Mehmet’i parkta gördüm, biraz… şeydi.” Yutkundum. “İyiyiz abla, sağ ol.” dedim ama içimdeki düğüm büyüdü.
Mehmet’in annesi Hatice Hanım da arada gelir, bana bakıp iç çekerdi: “Oğlum küçükken de böyleydi… Babası da içerdi. Allah yardımcın olsun kızım.” O an anladım ki bu sadece bizim değil, nesilden nesile aktarılan bir acıydı.
Bir gece Mehmet eve çok geç geldi. Kapıyı açtığımda gözleri kan çanağı gibiydi. “Neredesin sen?” diye bağırdım. O ise sadece sustu ve yere yığıldı. O an içimde bir şeyler koptu. Onu kaldırıp yatağa yatırdım; üstünü örttüm ama içimdeki öfkeyi bastıramadım.
Ertesi sabah kahvaltıda sessizlik vardı. Birden Mehmet konuştu: “Ayşe, biliyorum sana çok acı çektiriyorum. Ama bırakmaya çalışıyorum… Söz veriyorum.” Gözlerine baktım; orada hem pişmanlık hem de çaresizlik vardı.
O günden sonra birkaç hafta iyi gitti her şey. Mehmet işten erken gelmeye başladı; birlikte yemek yaptık, eski günlerdeki gibi güldük. Ama sonra bir akşam yine geç kaldı. Telefonunu açmadı. İçimdeki korku büyüdü; ya yine başlamışsa?
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah kapı çaldı; polis gelmişti. “Mehmet Bey’i hastaneye kaldırdık,” dedi biri. Dünya başıma yıkıldı. Hastaneye koşarken ellerim buz gibiydi.
Mehmet’i yoğun bakımda buldum; doktor başında bekliyordu. “Alkol zehirlenmesi,” dedi doktor soğukkanlılıkla. “Şanslısınız ki zamanında getirilmiş.” O an gözyaşlarımı tutamadım.
Ailem hastaneye geldiğinde annem bana sarıldı: “Kızım, bu yükü tek başına taşıyamazsın.” Babam ise sessizce Mehmet’in başucunda dua etti.
Mehmet kendine geldiğinde bana baktı: “Ayşe, özür dilerim… Sana bunu yaşattığım için kendimden nefret ediyorum.” Elini tuttum; “Birlikte mücadele edeceğiz,” dedim ama içimde bir ses, “Ya başaramazsak?” diye fısıldadı.
Hastaneden çıktıktan sonra Mehmet tedaviye başlamayı kabul etti. Her hafta psikoloğa gittik; bazen birlikte bazen ayrı ayrı konuştuk. Mahallede dedikodular arttı: “Ayşe’nin kocası içki yüzünden hastanelik olmuş,” diyenler oldu. Ama artık umursamıyordum; tek derdim ailemi kurtarmaktı.
Bir gün annemle otururken bana sordu: “Kızım, bu hayat seni mutlu ediyor mu?” Uzun süre sustum. “Bilmiyorum anne… Ama pes etmek istemiyorum.” Annem gözlerime baktı: “Sen güçlü bir kadınsın Ayşe. Ne karar verirsen arkandayız.”
Mehmet’in tedavisi aylar sürdü; inişli çıkışlı günler yaşadık. Bazen umutlandık, bazen düştük ama her seferinde yeniden kalktık. Bir gün Mehmet bana döndü ve dedi ki: “Sen olmasaydın ben çoktan kaybolmuştum Ayşe.” O an gözyaşlarımı tutamadım; belki de ilk kez gerçekten umutlandım.
Şimdi bu satırları yazarken hâlâ korkularım var; ya tekrar başlarsa? Ya bu mücadele hiç bitmezse? Ama biliyorum ki yalnız değilim ve susmak çözüm değil.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz insan için ne kadar mücadele ederdiniz? Yoksa bazen bırakmak mı gerekir?